İlk, orta ve liselerde zil çaldı… Sanırım yirmi dört milyona yakın öğrenci ve bir milyon küsur öğretmen dersbaşı yapacak… Açık liselerde kaç kişi var? Bilmiyorum… İlkokul çağına gelip de okula gidemeyenleri de… Yokluk ve yoksulluktan gidemeyenlerin sayılarını da… Şu ya da bu nedenle okula gidemeyenlerin sayısı, üç milyonlar civarındaymış.
***
Hele hele medreselere giden öğrencilerin sayısı, kamuoyunca meçhul. Onların hangi şartlar altında yetiştikleri, zaman zaman basına, TV’ye ve sosyal medyaya yansıyor…
***
Nüfusumuzun yaşlanmasına, doğum oranının düşmesine rağmen, yine de genç bir nüfusumuz var.Aslında bu çok büyük avantaj ama bunları iyi eğitebiliyor muyuz ya da bunlara çağdaş, “laik” eğitim verebiliyor muyuz? Hiç sanmıyorum…
***
Hele bir de bunun içine siyaset ve ideoloji girince, özgür düşünebilen, sorgulayan, geleceğe umutla bakan öğrenciler yerine, hayata ideolojik bakan, tek düze, tek kalıp öğrenci yetiştirmeye başlayınca işler daha da çığırından çıkmaya başladı…
***
Yirmi yılda, onun üzerinde Bakanın değiştiği, her gelenin, altüst ettiği, laik eğitimin dibine dinamit konduğu, “yaz-boz tahtasına” dönen eğitimin ve siyasetin emir-komutası giren YÖK’ün ve üniversitelerin bulunduğu bir ülkede, “kaliteli” bir “eğitim” ve “öğretim” beklemeyin… Fırsat bulunca, yurt dışına kaçan “beyinlerimizi” de kınamayın.
***
Mesela, Lise 2’de burs kazanıp Kanada’ya uçan üstün başarı ile liseyi ve üniversiteyi bitiren torunum Zeynep’i daha okul bitmeden bankanın birisi kaptı, finans yöneticisi oldu. Ben bu çocuğa, bu ülkeye gel desem, yazık değil mi? Bahtı açık olsun…
***
Amaç “dindar nesil” nesil yetiştirme olunca, haliyle, adım başı medreseler açıldı, eğitim iyice, Diyanetin ve cemaatlerin/tarikatların eline teslim edildi… Sanki,Arapça/Osmanlıca derslerinin ağırlığı giderek artmaya başladı, sanki bilen yeterince öğretmen varmış gibi. İmam Hatip Liselerinde ve hatta İlahiyat fakültelerinde okuyanlar ve imamlar derslere gidiyor. Bunların kaçı, Arapça/Osmanlıca’yı iyice okuyup yazıyor, konuşuyor? Bilemiyorum…
***
Tabii, benzeri durum, diğer yabancı diller için de söz konusu… O nedenle, iyi bir altyapı oluşturmadan, Köy Enstitüleri yerine, açılan ve kapatılan Öğretmen Okullarını, yeniden kurmadan, bunları üniversitelerden bağımsız hale getirmeden öğretmen sorunun çözemezsiniz. Öğretmenlik çok farklı bir olay; yerleri de görevler statüsünün ya da hiyerarşisinin en tepesinde olmalı.
***
O nedenle, büyük Atatürk; “Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacak!” lafını boşuna demedi. Cumhuriyete kol kanat geren, o zor coğrafi şartlarda, imkansızlıklar içerisinde ülkenin dört bir köşesinde öğretmenlik yapan tüm öğretmenlerimizi, o neslin son temsilcilerinden Nafiz Ağca hocamızın şahsında rahmet, saygı ve sevgi ile anıyorum.
***
Tabii, bu okullara, ihtiyaca göre Arapça,Rusça, Çince gibi, iç içe olduğumuz diğer yabancı diler bölümün de açmak gerekir? Diyeceksiniz ki, bu bölümler için hocayı nereden bulacaksınız?
***
Bir süreç içerisinde, erken Cumhuriyet döneminde olduğu gibi “istihdam garantili” devlet bursu ile ilgili ülkelere öğrenci gönderilebilir, yine erken Cumhuriyet döneminde olduğu gibi dışarıdan öğretmen getirilebilir, sırf bu amaçla…
***
Biraz zaman ister, biraz sabır ister. Unutmayın, bir yabancı dil, yerinde öğrenilir… Çok iyi biliyorum; yabancı öğretmenlerden, mesela İngilizce öğrenmeyen öğrencilerin, çok popüler ve İngilizce ağırlıklı üniversiteleri bitiren arkadaşlarımızın çatır çatır okuyup yazamadıklarının tanığıyım ama çalışma hayatında yabancı bir firmada, yabancılarla çalışanlar müstesna.
***
Türkçe de dahil yabancı da“işleyen demire” benzer. Mesela, otuz yılı aşkın bir süre, köşe yazıyorum, neredeyse her gün farklı disiplinde kitap okurum, bir yanımda “yazım kılavuzu”, bir yanımda Türkçe ve Osmanlıca Türkçe sözlük bulundururum. Buna rağmen, sonradan farkına varıyorum ya da arkadaşlarım uyarıyor, yazım ve anlatım hatalarımı.
***
O nedenle mesela, Tuncer Erten Hocama, Hüseyin Cömert Hocama, İrfan Turgut Hocama, Ahmet Doğan Işık’a, Aziz Dayangaç’a, İbrahim Yardımcı’ya müteşekkirim… Tabii, en büyük teşekkürü de merhum Kazım Yedekçioğlu’na yaparım. Bize çok güzel Türkçe öğretmişti. (Devam Edecek)