Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 22.06.2022 13:49

YİNE KAYSERİ LİSESİ YİNE SAKARYA SAVAŞI ŞEHİTLERİ MASALI

Facebook Twitter Linked-in

Konu küllendi, uyduranlar geriye çekildi, sesleri çıkmaz oldu derken bu sefer de Kayseri Valisi Sayın Gökmen Çiçek’e de doğrusunu söylememişler, bunca uyarıma rağmen. Ona da anlatmışlar,“Sakarya Savaşı’nda şehit düşen Kayseri Lisesi son sınıf öğrencileri” masalını. Tabii, Vali Bey işin künhüne vakıf olmadığından o da düşmüş tuzağa. Bakınız nasıl?

***

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Sayın Çiçek’e Kayseri Lisesi Milli Mücadele Müzesi’nde tarihi ve kültürel alanda yapılan ve yapılacak olan çalışmalar hakkında brifing vermiş. Çiçek’in,verdiği demeç arasında şu cümle dikkatimi çekti:Kayseri Lisesi her zaman içimizde bir yara, içimizde bir hasretin, vuslatın simgesidir. Milli Mücadele’de birçok kahramanlık hikâyesi bu okuldan öğrencilerle yazıldı. Sakarya Savaşı’na giden öğrencilerin tamamının şehit olduğunu biliyorduk”.

 ***

Sayın Valim, bu külliyen yanlış bir bilgi. Birileri uydurdu, Büyükşehir de buna “mal bulmuş Mağribi” gibi sarıldı. Müze’nin bir köşesinde de yer verdi. Tarihen doğru değil. Bunu defalarca yazdım… Bir tek yanıt bile veremediler, bir tek kanıt gösteremediler. Tarih belge ile yazılır. Dedikodu ya da ahaliyi gaza getirmek üzere tarih yazılmaz.

***

Bunun uydurulduğu zaman, PKK terörünün pik yaptığı 1990’lar… Hatırlanırsa ahali, çocuğunu askere göndermemek için bir sürü bahane arıyordu. Zannımca, ahaliye, “size ne oluyor, bakınız yetmiş yıl önce bu Kayseri Lisesi son sınıf öğrencileri şehit oldu. ‘Utanın’” der gibi bir uyarıydı. Muhtemelen; “iyi saatlerde olsun!”ların da parmağı vardı bunda.

***

Verdikleri bilgi, müfettişken Cahit Külebi’nin bir söyleşide bundan söz etmesi ve bunu Kayseri Lisesi “mezuniyet kütüğünde” gördüğünü söylemesine dayanıyordu. Peki, bunun bulunduğu “defter” nerede? Defter duruyor ama bu “sayfa kaybolmuş!” Allah Allah ne diye kaybolur ki?

***

Bu süreçte, “10 şehitle” başlayan yalan önce 61’e ve sonra 62’ye çıktı… İsmi verilen 10 kişinin yaşları da 30’un üzerinde.“Yaşam beklentisinin 40-45 olduğu bir dönemde, 35 yaşında öğrenci olabilir mi Lise’de?”diye hiç sorulmadı. Ölüm tarihleri (1337) 1921… Doğum tarihleri ise; 1299, 1302, 1304, 1303, 1302, belirsiz, belirsiz, 1310, 1289 ve 1312. Belli ki, bunlar da uydurma. Zira,“Kaybolan” sayfadan alınıyor bunlar.

***

Tabii, şu da akıllarına gelemedi:1921 yılında, lise son öğrenci sayısı 60 olursa Lise’nin tamamında kaç öğrenci olabilir? Bir de orta kısmı ilave edin. Herhalde bu sayı bine yakındır. Bu mümkün mü? Tabii, analitik düşünemediklerinden “sallayıp” durmuşlar. Kaldı ki, mezuniyet defterinde duran sayfalarda, kaybolanı takip eden yıllar da liseden mezun sayıları, 7-8 kişi, 10’u geçmez. Nasıl bir çelişki bu?

***

Sayın Valim. 1960’ların başında bir müdürümüz vardı Mehmet Ateşoğlu. İnanılmaz derecede Türkçü ve Türk Milliyetçisi. Böyle bir olay olacak da kullanmayacak öyle mi? Vallahi de billahi de Lise duvarlarına altın harflerle yazdırırdı o isimleri. O anılan “sayfayı” da çerçeveletilip astırırdı. Mesela, o yılların yakın tanığı, Cumhuriyet aşığı, tarih hocamız Latif Baykal (Lala Paşa) anlatmayacaktı bunları derslerinde, öyle mi?

***

İnanın, “Belgeseli” hazırlayanların bile, “hazırladıklarından” bihaber. Haberleri olsa biraz ihtiyatla yaklaşırlardı. Mesela mı? Lise’de öğretmenlik yapan, Türk Milliyetçisi Ayvaz Hoca (Gökdemir, namı diğer Komando Ayvaz) yazısında Sakarya Harbi’nden söz ediyor ama “şehitlere” hiç değinmiyor. Neden acaba? Olay doğru olsa, hiç fırsatı kaçırmazdı. Mesela Jan. Kd. Alb Haydar Aksu, Kayseri Lisesi mezunu olduğunu, olayı ilk defa duyduğunu, telefonla aradığı dönem arkadaşlarının da bihaber olduklarını gönderdiği mektup da anlatıyor. Yıl, 1994…

***

Sayın Valim, 77 yaşındayım. Kayseri’nin “yillisiyim”. Mühendis mektebini bitirdim. Kayseri Lisesi 1963-1964 mezunuyum. Bu şehri, az çok bildiğimi sanıyorum. Cami cemaatinden, meyhane müdavimlerine kadar çok kişi tanıdım, arkadaşlık yaptım. Demem o ki; yaptığım görevler nedeniyle çok geniş bir muhitim vardı. Hâlâ var… Ne evvelkilerden ve ne de sonrakilerden böyle bir olay duydum. Duyan bir arkadaşımız, abimiz de yok. Ta ki, 1990’larda “Kayseri Lisesi 100. Yıl Şeref Belgeseli” yayınlanana kadar. Düşünebiliyor musunuz, tamı tamına yetmiş yıl, esamisi okunmamış şehitlerin.

***

Bir de bu çocukları tanıyanı, akrabası, mahallelisi, alt sınıf arkadaşları, öğretmenleri, nasıl olmaz bu kentte? Öyle ya, gurur duyulacak bir olay. Mesela, Kayseri Lisesi’ne de madalya verilirdi. Biliyorsunuz, verilen lise var. Hatta anne ve babasına “vatani hizmet tertip” kapsamında maaş bağlanır; göğüslerinde gururla taşıdıkları “madalya” verilirdi. Bunların hiç biri yok.

***

İnanın Sayın Valim ortada sadece, Cahit Külebi’nin sözü var. Bunu duyan bir Prof.’un, yıllar sonra gelip “Şeref Belgeselini” hazırlayan fizik öğretmenine anlatması; esere mutlaka bu bilginin girmesini istemesi, bu masalın başlangıcı. Dedim; buraya kadar güzel ama Külebi’nin gördüğünü söylediği sayfa kayıp. Peki, kayıpsa, verilen o “on isim” nereden alındı? Vali Bey, bunları bilmediği için ne yapsın? Önüne konan bilgi ile amel ediyor.

***

Büyükşehir Belediyesi, anlaşılan bu “şehitlik masalından” gayet memnun. O nedenle onlara sormuyorum artık. Bu kentin Valisi olarak size bir “arzım” olacak; kabul buyurursanız. İlgili makamlara bir yazı yazın. Konu hakkında bir bilgi alın. Şehit var mı yok mu? Varsa kaç kişi ve isimleri ne? Bir öğrenilmesinde yarar var. Çok büyük katkı verirsiniz “şehir hafızası”na…

***

Henüz bu yalan ortada gezerken, Milli Mücadele Müzesi inşa halindeyken, bu müzede bu konuda bir

köşe açılacağı söylenirken, Başkan Mehmet Özhaseki’yi de uyardım.“Sakın ola ki, aldanmayın,

danışmanlarınıza kanmayın, bu bilgi doğru değil” dedim. Ayrıca ilave ettim: “Ben de yanılabilirim. Kurumsal bir kimliğiniz var, konuyu Milli Savunma Bakanlığı’na veya Genel Kurmaya sorun. Ondan sonra karar verin!” Hem de bu uyarıyı birkaç kez yaptım. Öyle ya, “ben başvursam ilgi görmeye bilir,ama Büyükşehir başvurursa, dikkate alınır”, notunu da ekledim. Nafile…

***

Sayın Valim, AGÜ’nün bir toplantısında, Sayın Abdullah Gül’e de, benzeri sözleri söyletmişlerdi. Ben de bir yazı yazdım, bunun gibi. O da yazımı okumuş ve lütfedip telefonla aramıştı beni. Benden, konu ile ilgili yazılarımı istemişti. Ben de “emir telakki” ettim ve derhal gönderdim. Şayet emrederseniz zatınıza da iletirim, hem Sayın Gül’e gönderdiklerimi de.

***

Sayın Çiçek, haberde şu notu da gördüm: [Vali Bey], “Turgut Özal ve Hulusi Akar gibi önemli isimlerin gençlik yıllarındaki bal mumu heykellerinin yer aldığı örnek sınıfı gezdi.” Hemen belirteyim Abdullah Bey ile fikren, zirken, siyaseten hiçbir yakınlığım olmadı. Ama o mahalleyi de çok iyi bilirim. Kayseri’de çoklarının; “Abdullah abi, Abdullah abi!”diyerek etrafında pervane gibi döndüğü günlerde eleştirirdim köşemde onu… Demem o ki; Sayın Gül de Kayseri Lisesi mezunu ve Cumhurbaşkanlığı yaptı. Acaba balmumu heykellerinin arasında onun heykeli de var mı? Hiç dikkat ettiniz mi? Ama olacağını sanmıyorum! Ne acı…

***

Bir anımsatma daha yapayım. Hulusi Akar Bey, Kayseri Lisesi mezunu değil. Bir vesile ile Sümer Lisesi’ne geçip oradan mezun olmuş. O “vesile”nin ne olduğunu bilmiyorum! Mutlaka nakil dosyasında yazılıdır.

***

Sayın Valim… Şayet edebi aştıysam özür dilerim. Zira zatınız Kayseri Valisi ve bizim için Vali Beysiniz… Saygıda kusur etmek istemeyiz.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —