Yeniden gündeme geldi…
Özetle söylenen şu; “Yeni Anayasa yapalım…”
Yeni anayasa yapılır mı diye baktığımızda vereceğimiz cevap “Elbette yapılır. Siyasi irade değil de milli iradenin bizzat kendisinin karar vermesi halinde yapılır” olacaktır.
1961 Anayasasının birinci “Genel esaslar” bölümünün son maddesi; “MADDE 9 — Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. “
1982 anayasasında ise “Devletin şekli” bölümündeki ilk üç maddenin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesini teklif dahi edilemeyeceği” kaydı konularak aşağıdaki gibi son halini almıştır.
“I. Devletin şekli
MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceği kaydı, geçmişten gelen endişelerden kaynaklanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bu yana, bir kısım odaklar, hilafetin tekrar getirilmesi, devletin şeriat hükümleri ile yönetilerek kanunların kaldırılması, medeni kanun yerine “Mecelle”nin uygulanması için faaliyet göstermişler ve bu odaklar halen bu isteklerinden vazgeçmemiştir.
En son 1982 yılında yapılan ve % 92 gibi ezici bir çoğunlukla kabul edilen anayasada ise ilk 4 maddesini değiştirmenin mümkün kılınamayacağı bir hale getirilmiştir.
Bu hüküm ortada iken, TBMM’deki siyasi irade, anayasanın ilk dört maddesini değiştiremez. Sonra gelen maddelerin hepsi de “Milli irade”nin istediği şekilde yeniden düzenlenmesi mümkündür, elbette bu kez, düzenlemede ilk üç maddeye aykırı hükümler kurulamaz.
XXX
Bugünün iktidardaki siyasi irade, yeni anayasa yapılması konusunda şunları söylüyor…
“Esasen sorunların kaynağının 1960’tan beri hep darbeciler tarafından yapılan anayasalar olduğu açıktır. Ne kadar değiştirirsek değiştirelim bu vesayet izini silmek mümkün olmuyor.
Meclis'te sandalye sayılarına bakmadan tüm partilerden eşit temsilci ile başlatılan çalışmalar CHP'nin süreci tıkaması ve uzlaşmaz tutumu sebebiyle maalesef sonuca ulaşamamıştı. Ülkemizin bu önemli fırsatı kaçırmış olmasından dolayı üzüntülüyüz.
Belki de şimdi Türkiye'nin yeni bir anayasayı tartışma vakti gelmiştir. Anayasa çalışması gizli saklı mahfillerde terör örgütü ile irtibatlı kesimlerin gölgesinde ülkesi ile zihni kalbi bağlantısı kopuk isimlerle yürütülebilecek bir iş değildir.
Bu çalışmanın milletin gözü önünde ve onun temsilcilerinin tamamının katılımıyla şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi ortaya çıkan metnin de mutlaka milletin takdirine sunulması gerekir.
Cumhur İttifakı’ndaki ortağımızla bu konuda bir anlayış birliğine varmamız halinde önümüzdeki dönemde yeni anayasa için harekete geçebiliriz.”
XXX
Bu bir temennidir…
Ancak “Temenni” de olsa, fikri özgür açıklamak da olsa ifade edilen; “Meclis'te sandalye sayılarına bakmadan tüm partilerden eşit temsilci ile başlatılan çalışmalar CHP'nin süreci tıkaması ve uzlaşmaz tutumu sebebiyle maalesef sonuca ulaşamamıştı. Ülkemizin bu önemli fırsatı kaçırmış olmasından dolayı üzüntülüyüz” derken, 69 madde kabul edildikten sonra hangi maddelere itiraz olunca AKP görüşmelerden çekilmiştir, onun da b,ilinmesinde fayda vardır.
Diğer bir ifade; “…Anayasa çalışması gizli saklı mahfillerde terör örgütü ile irtibatlı kesimlerin gölgesinde ülkesi ile zihni kalbi bağlantısı kopuk isimlerle yürütülebilecek bir iş değildir” demek, Vatandaşlık bağı ile bağlı kişileri dışlamak anlamına gelir ki, tüm milletin iradesi ile yapılmayan bir anayasa, yine şikâyet edilen “Darbe Anayasası” şekline dönüşür…
Eğer anayasa “Yeniden” yapılacaksa, gerekli olan tek şey, milli iradenin oluşturulacağı, siyasi iradenin de temsilci bulunduracağı bir oluşum tarafından yapılması ve halk oyuna sunulması ile gerçekleştirebileceğidir..
Aksi halde, belirttiğim gibi, bu anayasanın ilk 4 maddesi yerinde kalmak kaydıyla, kalan maddeler üzerinde siyasi irade, TBMM çatısı altında toplanır, yeterli sayıyı bulursa değiştirir veya milletin oyuna gider ki, bu “Yeni anayasa” olmaz, “Maddelerinde değişiklik yapılmış” anayasa olur.
Bu da zaten ihtiyaç oldukça yapılıyor…
XXX
Elbette anlatmaya çalıştığım gibi, “Yeniden” de anayasa yapılır, “Maddelerinde değişiklik yapılan” anayasa da yapılır. Usül ve esasları bellidir.
En son Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği ikinci “Hak ihlali” kararını dikkatle okumakta fayda var.
Resmi Gazete’de yayımlanan karar, adeta ders niteliğinde…
“Anayasal düzenin korunması yalnızca Anayasa Mahkemesi’ne ait bir görev değildir. Başta TBMM olmak üzere kamu gücünü kullanan tüm organların yükümlülüğü vardır.”
Bu söze göre, korunmayacak ve uyulmayacak anayasa zaten hiçbir işle yaramaz…
XXX
SORUYA DEVAM…
OSB Başkanı Tahir Nursaçan Bey’e…
Neden “Cumhuriyet Odası” değil de “Osmanlı odası”?
Merak etmeyiniz, her yazımın sonunda bu soruyu sorabilecek kadar yerim var, olacak, olduracağım…