Toplum olarak; özdeyişlerle, bercestelerle, benzetmelerle, “fabllarla” konuşur; Ziya Paşaların, Şair Eşreflerin, Neyzen Tevfiklerin, Nasrettin Hocaların, Nef’ilerin yapıtlarından sık sık örnek veririz. O nedenle; “teşbihte hata olmaz!” sözü atasözlerimiz arasına girmiş.
***
Mesela; “Ölme atım ölme yaz gelince arpa/yonca yiyeceksin!”
Mesela; “rahmetli açlığa ne güzel de alışmıştı!”
Mesela; “Baban açlıktan öldü!” diyene, “buldu da yemedi mi?”
Mesela; “peşin parayı buldun da nasıl gülersin?”
Mesela; “kedi buysa ciğer nerede; ciğer buysa kedi nerede?”
Mesela; “tencerede aş değil dert kaynıyor!”
Mesela; “ele verir talkını, kendisi yer salkımı!”
Mesela; “gözünü toprak doyursun!”
Mesela; “Medine fukarasına dönmüş!”
Mesela; “hozan bağın tilkisi gibi!”
Mesela; “iki kere iki kaç eder? Alırken mi yoksa satarken mi?”
Mesela; “alacağına şahin, vereceğine karga/kuzgun!”
Mesela; “ite bak yattığı yere bak!”
Mesela; “it yatağında ekmek ufağı olmaz!”
Mesela; “doğduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun!”
Mesela; “dilenci vapuruna döndü!”
Mesela; “Zennecioğlu’nun tazısı gibi.”
Mesela; “ye kürküm ye!”
Mesela; “Kümese girmiş kaz gibi!”
Mesela; “bit atıyor!”
Gibi, gibi, gibi…
***
Biz de bu kavle uyarak, “mağdurlara” ve “emeklilere”; hele bir yılbaşı gelsin, bakınız neler vereceğiz neler vaadi, üzerine çok bilinen fıkra aklıma geldi. Sizlerin ne geldi? Bilemem…
***
Niyetimiz kimseyi küçümsemek, aşağılamak değil… Meramımızı veciz bir biçimde, bir emekli olarak halimi anlatabilmek… Yani anlatılan fıkranın muhatabı da benim…
O nedenle kimse öküz altında buzağı aramasın.
O nedenle kendimi anlatıyorum.
O nedenle; “Sürç-i lisan eylersek affola!”
***
Konuya girmeden önce, ne olur, ne olmaz diye bir hatırlatma yapayım: “… Kimi konular benzetmesiz de anlatılamaz ve anlatılsa dahi fazla etkili olmaz. Bu nedenle yeri geldiğinde çirkin ya da kaba bir benzetmeli anlatıma daha etkili hava verilmesi için teşbihte hata olmaz cümlesini kullanmak saygısızca bir davranış değildir.
Dolayısı ile bunun söz arasında kullanılması durumundan da kimse alınmamalıdır. Fakat yine de Teşbihte mümkün olduğu kadar kırıcı hatalar yapmamaya dikkat gösterilmelidir.” (milliyet.com.tr/)
***
“Meşhur Nasreddin Hoca fıkrasıdır. Memlekette bir sene kıtlık olmuş; arpa, buğday kalmamış. Kış da gelip çatmış. Nasreddin Hoca, atını her gün arpasını azaltmaya ve hayvanın günlük payından kesmeye mecbur kalmış. Her gün birer parmak eksilen arpa, son zamanlarda iyice azalmış.
Hoca hayvana yem verirken onunla konuşur; ‘Aman benim emektar atım, sakın açlıktan ölme. Senin için on dönüm yonca ektirdim. Hele bir bahar gelsin, hepsi de senin olacak, bol bol yonca yiyeceksin. Yalnız şimdi biraz açlığa dayanman lazım.’ deyip, arpayı günden güne azaltırmış.
Buna alışamayan at günden güne zayıflamış, iskeleti çıkmış ve bir sabah Hoca, ahıra girince atınölüsüyle karşılaşmış, ‘Vah zavallı atım vah… Tam açlığa alışıyordun ki öldün, yemyeşil yoncalara hasret gittin.’” demiş.
***
Hiciv, söz konusu olunca Bektaşi Baba akla gelmez mi: Babamız,İstanbul'da gezinirken, padişahın sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta. Binadan sırmalı elbiseler içinde bir adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Bektaşi meraklandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu:
-Faytona binen padişah mıdır?
-Hayır padişahın bir kuludur.
Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama, sonra kendi haline baktı. Ellerini açarak:
-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna!