Sizleri iki gün, yüksek tahsil yaptığım yıllara, 1960’lara götüreceğim. Bir nostalji yapacağım... Umarım bizim kuşak ve eskileri, özlemle, hasretle, hüzünle anacak o yılları;kara trenleri, tren yollarını…
***
Naci Tektel’in, “Uzayıp giden oy! Tren yolları” sabası, rahmetli Abdullah Yüce’yi hatırıma getirir... Bir de delikanlılığa! ilk adım attığımız altmışlı yıllarda seyahat ettiğimiz trenleri ve tren yollarını...
***
Yüce’nin gazinolarda çalıştığı yıllara yetişemedim. Bilenlerin anlattığına göre rahmetli, bir sandalye üzerine bağdaş kurar, elini kulağına atar ve şarkı söylermiş, gazinolarda...
***
“Kara treniyle” binasıyla, makinistiyle, şeftreniyle, kondüktörüyle, hareket memuruyla, makasçısıyla, “Vagon Lee” ve burada yenen yemek ve içkisiyle. Sanırım Fransızlar işletirdi ya da hizmet kalitesi, onların işlettiği dönemlerden gelirdi. Adı da ilk işleticinden, Osmanlı’dan kalma…Bu kadar güzel yemeği olan temiz bir lokanta, çok az yerde bulunurdu.
***
Tekerlek tıkırtıları ve düdük sesleriyle, tıka basa dolmuş yük ve eşya vagonlarıyla demiryolları bir anılar yumağı, bizler için... Tıpkı; postacısıyla, telefoncusuyla, arızacısıyla, puluyla, jetonuyla... PTT gibi...
***
Ayrıca, Devlet Demiryolları bir kültür, spor merkezi ve bir okuldur… Babaları burada çalışan arkadaşımHüseyin İncetürkmen, aynı zamanda Demirsporlu okul arkadaşım Ünsal Özberk ve abisi Ünal (Altındiş); sonra tanıştığım ve tanışmakla onur duyduğum, büyüğüm, Suat Hastorun abim; Demirspor’un kalecisi Zeki (Şarapçı), futbolcu Zeki tatlı, yönetici Rauf Işıldar (baba)”, futbolcu İdris, yine futbolcular İsmail (Kör), Hikmet Abi (Arıman), futbolcu rahmetli yine çok sevdiğim abim Hayri Özduygu, müthiş futbolcu Metin abi, Mehmet Erincikhatırımda kalanlar…
***
Yanılmıyorsam futbolcu İdris, bir kavgada, attığı bir tekme ile birisini öldürmüştü. Bunu Ünsal ve Ünal abinin anımsayacağını sanıyorum…
***
Demirspor, Sümer sahasına yürüyerek; şimdi,“Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi” yapılan yerde bulunan “Pekman Sahasına” trenle gelirdi. İsmini Pekman Paşa’dan almıştı… Paşamız, Hava İkmal’in komutanıydı. Sanırım, Hava Tümgenerali idi… Rütbesi nedeniyle, asker çağına gelmiş çok kaliteli futbolcular Havagücü’ndetoplardı. Havagücüde müthiş takımdı. Yenen çok az olurdu… Bir armada gibiydi… Sümerspor ile yarışırdı… Sümerspor da müthiş takımdı…
***
Demirspor trenle nasıl gelirdi, demeyin. Toprak Mahsulleri Ofis yanından giren, “Maraşlının (Ramazanoğulları) bakır haddehanesi” yanından geçen (tahminen Türkmen Petrolün güney batı arkası), Erciyesevler’ni takiben Büyükşehrin önünden, oradan Acıbadem derken, Hava İkmale ulaşan demiryolu hattı vardı. Ama son yıllarda kaldırıldı.
***
Mesela, bizlere, demiryolundan öteye gitmeyin, “oranıza buranıza ellerler!” tembihinde bulunurlardı. Öyle ya, yolun batı tarafı bomboştu… Neredeyse Çifte Kümbetler gözükürdü…
***
Gelelim ya da devam edelim trenle maceramıza… Tren o kadar nostaljik ki, gördüğüm Avrupa kentlerinde, garlar şehir merkezinde ve koruma altında. Hiç yerinden oynatılmamış. Ama biz, “Bekir abi” sayesinde, “şehri ikiye bölüyor” gerekçesiyle, garımızı kaldırıp, Erkilet altına öteleyecektik.
***
Ama olmadı… Yapılan hat, gitti Engir bataklığına saplandı, orayı geçemediler… Ne biçim mühendislik hizmeti. Bir güzergah seçiminden bu kadar aciz miyiz? Peki, yapılan yatırıma yazık değil mi, günah değil mi? Oysa bu proje, Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın “hayal projesi”ydi. Ama olmadı… Yine, bu Fakir çok uğraştı, şehir içinden tarihi garın kalkmaması için. Nitekim,“duam” tutu ve şimdilik gar ve hat yerinde kaldı.
***
Hiç tevazu göstermem; “ömrümün son demi son baharına girdim artık”; otuz yıldır ve hem de her gün yazarım… Üç kitabım var, dördüncüsü yolda… Yazılarım arşivlerde… Çok hizmet ettim bu kente, bir anlamda borcumu ödedim yazılarımlar, kitaplarımla. Aileme, dostlarıma bırakacağım en büyük miras budur diye düşünüyorum. Neyse!..
***
Dedim, trenler ve müştemilatı, personeli hayatımızın çok önemli birer parçasıydı... Düşünebiliyor musunuz? Kömürlü trenden, dizele geçişte, dünyalar bizim olmuş gibiydi... Öyle ya, kömür kokusu ve isten kurtulacaktık; bir de biraz daha hızlı gidebilecektik, İstanbul’a...
***
Kolay mı, rötar yapmazsa, 23 saate İstanbul’a gitmek, git git bitmez… Seyahat boyu, ray birleşim boşluklarından çıkan sesi dinlemek... Fizikte hareket problemlerine kadar girmişti ray birleşimlerinden gelen “tıkırtıları”sayarak, gidilen mesafeyi bulma... Trenin hızı, vagon tekerleğinin çapı, duyulan ses sayısı, rayın uzunluğu falan verilirdi, gidilen yolu bulun denirdi.(Devam Edecek)