Deprem on ili vurdu… Dokuz gün geçti… 30 bini aşkın ölü… 100 binin üzerinde yaralı… Binlerce ev yıkıldı… Enkaz altından daha ne çıkacak bilemiyoruz… Tarih yok oldu, kültürel değerler yok oldu… Maddi ve manevi kaybımız çok büyük… Allah yardımcımız; bu ülkede akılcılık, bilim egemen olsun…
***
Olaylardan da ders çıkartamadık. Ama her sandık öncesi İmar affı ve imar barışı çıkarttık hem de övünerek. “İmar barışıyla Kahramanmaraşlı, Hataylı, Gaziantepli vs. vatandaşlarımızın sorunlarını çözdük” diye bangır bangır bağırdık seçim meydanlarında. Yüzbinlerce affa uğrayan konuttan söz ettik.
***
İşin daha da acısı nedir biliyor musunuz? Beş yıl önce çıkan “af yasasında” bakınız ne deniyor? “Depremselliğe” karşı sorumluluk kime yükleniyor? “Çevre Bakanlığı'nın Yapı Kayıt BelgesiVerilmesine İlişkin Usul ve Esaslar' başlıklı düzenlemesinin 9'uncu maddesinde 'Yapının depreme dayanıklılığı malikinin sorumluluğundadır'”. Sorumluluk kime aitmiş? Mal sahibine… Devlet evlerin depreme dayanıklı olup olmadığını bile bile bu onayı nasıl verir? 10 ilde yaklaşık 294 bin yapıya kayıt belgesi verildiği söyleniyor.
***
Yani, bunu da mı sormayacağız? Herhalde bunlar da yine; “İki ayyaş”, “asker kaçağı İsmet Paşa”, CEHAPE lideri “Bay Kemal” döneminde olmadı. Ama ben inanıyorum; bunlarla ilinti kuracak onlarca ahalinin olabileceğinden eminim. Öyle bir iktidarla karşı karşıyayız ki, maşallah “teflon tava” üzerlerine hiçbir şey yapışmıyor.
***
Bu süreçte şunu gördük… Kamunun, bir felaket karşısında “afet eylem planı” yok. Öyle; “asrın felaketi” sloganına sığınmanın da… Anladık, “7,8”’büyüklüğündeki bir depreme hazır değildiniz. Peki, “7,4”, “7” büyüklüğündeki bir depreme hazır mıydınız? Hazır olmadığınızı, “yandaş” ve “candaş” olmayan medya sayesinde öğrendik… Görünen bu ise, görünmeyen ne, acaba?
***
Bir de sahadaki canlı yayınlara engel olmak isteyen trollerle de müşerref olduk. Depremin siyasal faturası AK Parti’ye çıkar endişesi ile sağa-sola saldırıp duruyorlardı. Bir eski AK Parti milletvekilinin İBB Başkanı İmamoğlu’na; “… İngiliz uşağı, defol git!” dediğini de duyduk, özgür medya sayesinde.
***
Yine bunlar sayesinde öğrendik ki, eczacı olan bu hanımefendinin ailesi, müteahhitlik yaparmış Kahramanmaraş’ta… Hanımefendi önce ailesinin ve yakınlarının yaptığı binaların durumunu anlatsın bizlere. Yok, ailesinde müteahhit yoksa, onu da…
***
Bu kin, bu nefret neyin nesi? Eleştirenlerin, yol gösterenlerin, “şerefsizlikle” damgalandığı bir süreçten geçiyoruz. Elbette, 2000’den beri toplanan “deprem paralarının” nerede olduğunu AK Parti’ye soracağız. Yoksa,“İki ayyaşa”, “asker kaçağı İsmet Paşa’ya”, CEHAPE Genel Başkanı “Bay Kemal”e mi?
***
Hiç,zeytinyağı gibi suyun yüzüne çıkmayın. Bir “eylem planımız” olsaydı, “haber alındıktan sonra” saat saat kimlerin, hangi kurum ve kuruluşların ne yapacağı belli olurdu; Ankara’dan talimat beklemeden görevi yerine getirir, görev yerine intikal ederdi. En organize, en donanımlı askeri birlikler anında sahaya inerdi…
***
Bilirsiniz, askerlikte “Sefer Görev Emri” vardır… Bu kişiler için olduğu kadar “araç” için de geçerlidir… “Sefer Görev Emri” çıktığında, belirlenen süre zarfında, kişiler ve araçlar görev yerlerine intikal eder. Bunun gibi bir uygulama bir “afet yönetimi” için de neden olmasın ki?
***
Mesela, bir afette, her il komşu illerin görev alanına girebilir. O illerin mülki amirleri, en azından afete uğrayan ilin komşu ilçelerine araç, gereç, ekipman ve eleman gönderir. Bunlar oranın mülki amirinin (Vali, Kaymakam) emrine girer. Yine mesela, mücavir ilerde varsa askeri birliklerle birlikte kolluk güçleri asayişi sağlar, yağma, talan, hırsızlığa karşı önlem alır, “yerelden” emri alır almaz.
***
Devam edelim. Yine o illerin komşu Karayolları şubeleri ikmal yollarını açık tutar; bunların eleman ve ekipmanı yetişmezse, diğer şubeler devreye girer. Gerekirse, o bölgede kiistihkam birlikleri panel köprüler yapar ulaşımda süreklilik sağlar.Sağlık konusu da böyle… Komşu illerin sağlık eleman ve ekipmanları görevlendirilir…
***
Bunlar daha önce yapılır. Her kurum ve kuruluş, her ilgili ne yapacağını olay olmadan önce bilir. Tabii, aklıma gelenleri şöyle bir sıraladım…Tabii, iş başımıza gelince hemen kolayını buluyoruz. Kolayına gidiyoruz. Bu depremde de, afetzedelerin iskanı için yurtlar boşaltıldı, üniversiteler uzaktan eğitime geçti…
***
Bu önlemi, birkaç gün ya da bir iki hafta gibi kısa bir süre için olsa anlarım ama uzun bir süre, bir aileyi, bir yurtta nasıl barındırılabilir anlamada zorlanırım… Zaten, pandeminedeniyle sıkıntıya uğrayan eğitim ve öğretimin, tümden belini kırmayalım…
***
2. Meşrutiyet’in ünlü Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin (1859-1914) dediği gibi; “Mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederiz!”, ironisine, kolaycılığına kaçmayalım. Hemen belirtelim, Emrullah Efendi, önemli bir eğitimcidir, Şemsi Efendi gibi…
***
Çözüm? Çözüm şu: Kamuya ait yüzlerce kamp var… Buralarda, daire niteliğinde binlerce ev… Buralarda iskan edilebilir afetzedeler… Oteller bu hizmeti verebilir… Bedelini de kamu öder…TOKİ’nin elindeki boş evler tahsis edilebilir.
***
On ilin üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri yatay geçiş yapabilirler, özellikle memleketleri olan illere. İşte o nedenle de KYK yurtları açık tutulmalı. Ailesi olmayan, yatay geçiş yapacak öğrenciler için.
***
Uzun süre hizmet vermesi mümkün olmayan KYK yurtlarını boşaltmak, üniversiteleri uzaktan eğitime geçirmek hiç de akıllıca bir iş değil. Yükseköğretimin dibine dinamit koymaktır. Pandemi derken deprem bir iki nesli daha heba etmenin bir anlamı yok. Umulur ki, YÖK bu kararını bir daha gözden geçirir…