Üniversite, en üst seviyede eğitim verilen, araştırma yapılan ve bilgi üretilen kurumlardır. O nedenle bunların özerk ve akademisyenlerinin özgür bir ortamda çalışmaları gerekir. O nedenle bir bilimci, üniversiteden içeri adımını attığında, etnik, inanç ve siyasal müktesebatını kapısında bırakır.Üniversitenin evrenselliği de buradan geliyor… Üniversiteler, “hakikati” arar, “çoğulcu”dur… O nedenle tek kalıp, tek düze üniversite olmaz.
***
Ülkemizde iki yüzü aşkın kamu ve vakıf üniversitesi var. Yurdumuzun her yerine dağılmış durumda. Bununla övünür siyasiler. Anladık, “başakları” iyi de “denesinde” ne var? Başka bir ifade ile “nicelik” olarak iyi de,“nitelik” olarak nasıl,“evrensel bilim havuzuna” katkısı nedir? Bunlara bakmak lazım.
***
Tabii, her yıl farklı “ölçütlere” göre sıralamalar yapılır… Doğal olarak farklı sonuçlar çıkar ama üniversitelerin bulunduğu bantlar pek değişmez. ODTÜ,İTÜ, Boğaziçi,Koç, Sabancı gibi üniversitelerimizde, son yıllarda, geriye doğru, ciddi sapmalar gözleniyor.
***
Mesela, QS Dünya Üniversiteleri Sıralamasına (2024) göre durum şöyle;Geçen yıla kıyasla Türkiye'den ilk 500 ve ilk 1000'e giren üniversite sayısı artarken, bilimsel üretimdeki sıralama da son 20 yılda 22'nci sıradan 17'nci sıraya yükseldi.
***
Dünyada önde gelen 2 bin 963 üniversitenin değerlendirildiği ve 1503 üniversitenin sıralandığı QS 2024 Dünya Üniversiteleri Sıralamasında Türkiye'den 25 üniversite yer aldı.
***
Bu yılki sıralamada ilk 500’e giren Türk üniversitelerinin sayısı 1’den 3’e çıktı. ODTÜ 336’ncı sırada yer alarak ilk 400’e girme başarısı gösterirken, İTÜ 404’ncü, Koç Üniversitesi ise 431’nci oldu.
***
Bilkent Üniversitesi 502'nci, Boğaziçi Üniversitesi 514'üncü ve Sabancı Üniversitesi 526'ncı sırada yer alarak ilk 500 hedefine yaklaştı.
***
İstanbul (711), Hacettepe (761), Ankara (951) ve Yıldız Teknik(951) üniversiteleri ile Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi ise dünya sıralamasında ilk 1000 üniversite arasına girme başarısını gösterdi.
***
Ege ve Gazi üniversiteleri (1001); Dokuz Eylül, Erciyes, Anadolu ve Gebze Teknoloji Enstitüsü (1201) binin üzerinde yer aldı.
***
Geçen yıl, QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda ilk 500 içinde sadece Koç Üniversitesi (477) yer almıştı. İlk 1000 üniversite arasına ise Türkiye’den toplam 8 üniversite girmişti.” Bu bilgiyi YÖK sitesinden aldım.
***
YÖK, Böyle diyor. Ama bir bilim insanı olaya farklı bir çerçeveden bakmış. Bunu da FatifAltaylı’dan alıyorum. “Bu hafta Teke Tek Bilim’de muhteşem bir bilim insanını konuk ettim.Beyin cerrahı Profesör Doktor Türker Kılıç’ı.Aynı ülkenin vatandaşı olduğunuz için gurur duyacağınız bir bilim insanı.
***
Hani bazen “Başka Celal Hocalar, başka İlber Hocalar yok mu!” diye üzülüyoruz ya.Türker Hoca da o sınıftan.Hem kendi alanında evrensel değerde, hem de kendi alanı olmayan dallarda da müthiş bir birikime sahip.Allame-i cihan diye tanımladıklarımızdan.
***
Çok keyif aldığım bir program yaptık.Programın son bölümünde ise Türker Hoca ile Türkiye’de bilimin geldiği yeri konuştuk.Türker Hoca müthiş bir tanımlama yaptı ve “bilime göre yaşayan toplum” diye bir kavram sundu.Bilimsel üslubun sadece bilim adamlarınca yapılan bir iş değil bir toplum karakteri olması gerektiğine değindi ve bir kasabın, bir manavın, bir bahçıvanın da bilime göre yaşayabilip, iş yapabileceğini anlattı.
***
Çok önemli idi.Ancak Türker Kılıç bir de gerçeği ortaya koydu.Türkiye’nin dünya bilimine katkıda giderek geriye gittiğini.AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’de 68’i devlet, 25’i vakıf olmak üzere toplam 93 üniversite vardı.
***
2023 yılında ise Türkiye’deki toplam üniversite sayısı 129’u devlet, 79’u vakıf ya da özel olmak üzere 208’e ulaştı.Sayısal artış yüzde 100’ün üzerinde.
***
Peki bilimsel üretim ne oldu?Aynı oranda arttı mı?Asla.Hatta tam aksine.Prof. Dr. Türker Kılıç’ın verdiği sayıları göre 2000 yılında Türkiye’de üniversitelerin dünya bilimine katkısı yüzde 2,4 oranındaydı.Aradan geçen 23 yılda üniversite sayısı iki katına çıkarken, Türkiye’nin dünya bilimine katkısı yüzde 0,6’ya düştü.
***
Türker Kılıç Hoca’nın kendi alanında da durum farklı değil.2000 yılında Türk hekimliği beyin cerrahisi alanında dünyanın en önemli 5. ülkesi iken, bugün bu alanda da 14.lüğe gerilemiş durumda. Tıp eğitimindeki hatalarımızın bedeli bu alanda da net görülüyor.
***
Bu tablodaki vahamet çok önemli.Türkiye geçen hafta başka bir vesile ile dile getirdiğim gibi, dünya nüfusunun da, ekonomisinin de yüzde 1’ine sahip.Yani en azından bilimsel üretimde de bu oranı tutturmamız lazım. Ama burada bunu bile tutturamıyoruz.Eski Türkiye’nin bilime katkısı yüzde 2,4 iken bunu da 0,6’ya düşürüyoruz.
***
Sonra da niye yüksek teknolojili ihracatımız artacağına düşüyor diye hayıflanıyoruz. Hâlâ ne kadar bilim o kadar gelişmişlik ve zenginlik denklemini anlamamış görünüyoruz.Hâlâ çağdışı kalmış bir eğitimden medet umuyor, kalite ile değil, kantite ile övünerek kendimizi kandırıyor, çocuklarımızın geleceğini çalıyoruz.”