Önce, “süfli” kelimesinin anlamını verelim. Verelim ki, aşağıdaki metin daha iyi anlaşılsın. Hayatta sıklıkla kullanılan kelimelerden…Arapça’danTürkçe'mize geçmiş. Süfli kelimesinin Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğündeki anlamı şu şekilde verilmekte:
- Aşağı, aşağılık, bayağı, adi
- Kılıksız, pis kılıklı, hırpani
***
Evet. Şimdi gelelim, Tayyip Bey’in bir konuşmasında geçen metne. Tabii, bu metini kim hazırlıyor, bilemiyorum. Metin şöyle;
“Özellikle sırf daha iyi arabaya binmek, daha fazla konsere gidebilmek gibi süfli heveslerle başka ülkelerin kapısına varanlara acıyarak bakıyoruz. Bugün böyle bir hevesle yola çıkanların yarın merhamet ve şevkat[şefkat olmasın?]ihtiyacı duyduklarında sığınacakları bir aile, bir sosyal bünye, bir devlet mekanizması bulamayınca yaşayacakları pişmanlığı tahmin edebiliyoruz.”
***
Evet. Ben daha iyi araba, daha iyi telefon, daha iyi bilgisayar, daha iyi giysi, daha iyi yemek isterim… Elbette, “Oksford” da okumayı tercih ederim. Yani; “Urfa’da Oksford vardı da biz mi okumadık?”
***
Kim olursa olsun, şunu unutmasın: Doğa, boşluk kabul etmez mutlaka doldurur.
***
Tabii, bir de yerleşik bir söz var: “Kabahat samur kürk olsa kimse üstüne almaz!” Bizde de yaşanan hal bu… “Biz ne yaptık da bu hal yaşanıyor, millet dışarı gitmek istiyor?”, diyemiyor. Maşallah, kimse hele hele iktidar,“ayranım hiç ekşi” demiyor. İnsanları süfli diye sıfatlandırma yerine“acaba neden?” diye sormak lazım.
***
Mesela, Mehmet Özhaseki, neredeyse FETÖ’nün gelişmesi ve genişlemesini kendilerinden öncesine yıkma peşinde… Yazılanları, çizilenleri, söylenenleri bir yana bırakın, inanın Kayseri’de yaşamasak, FETÖcü denilen Kayseri ileri gelenleri ile muhabbetlerini bilmesek inanacağız, Özhaseki’ye…
***
Bir başka büyüğümüz Mustafa Elitaş bir beyanat vermiş,EYT yani emeklilikte yaşa takılanlar için; “Mağduriyeti bu millete hediye eden Yaşar Okuyan ile Kemal Kılçdaroğlu'durYaşar Okuyan’ın eseri” demiş.Peki, Okuyan ile Kılıçdaroğlu’nun görevi nerede kesişiyor? Hiç kesişmiyor ki!..
***
Yaşar Okuyan; 28 Mayıs 1999 8 Ağustos 2002tarihleri arasında Çalışma Bakanlığı; Kemal Kılıçdaroğlu 1992-1996 ve 21 Temmuz 1997 - 11 Ocak 1999 yılları arasında SSK Genel Müdürlüğü yapmış.Kemal Bey, Okuyan Bakan olmadan dört ay önce görevden ayrılmış. İlgili Kanun No. 4447 ve Kabul Tarihi: 25.8.1999…Yine Kemal Bey, kanun çıkmadan sekiz ay önce görevi bırakmış.(Kaynak: Wikipedi)
***
Kaldı ki; bu kanun sırf SSK’yı ilgilendirmiyor ki? Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’u da ilgilendiriyor. Yok, Kılıçdaroğlu bombayı hazırlayıp, hükümetin kucağına bırakıp, sekiz ay önce SSK’dan çekip gittiyse, bilemem. Bunun muhatabı da başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP…
***
Doğrudur EYT’liler, Çalışma Bakanı Okuyan döneminde çıkan yasaların “kurbanı” oldu… Sayın Elitaş, yeni iktidar olmadınız ki, “bebeği kucağınızda yeni bulmadınız ki”. Dediğiniz günden bugüne koskoca yirmi yıl geçti. Beş yıldır da, EYT’liler“ensenizde, boz pişirir!” Yoksa “ashabı kehf uykusunda mıydınız?”
***
Dönelim süfli olayına… Adama söylemişler:“Baban açlıktan öldü…”Yanıt, açık:“Buldu da yemedi mi?” Rahmetli bacanağım; “Bacanak, ver kavurmayı da gör savurmayı!” derdi, sık sık…
***
Evet. Bir insan ve dahi bir hayvan aradığını bulamazsa, yer değiştirir… Herkes iyi giyinmek, iyi araç kullanmak, iyi yemek, rahat edeceği yerleri mesken tutmak; özgürlüklerin baskılanmadığı yerde yaşamak ister. Siz hiç gördünüz mü, “dava militanları” dışındakilerinAfganistan’a, İran’a, Suudi Arabistan’a, Yemen’e daha da açıkçası “şeriatla” yönetilen ülkelere “hicret etmek” istediğini. Hep batıya, hep batıya… Bu, çok doğal bir davranıştır… Ben de, “süfli” yaftasını boynuma “şerefle”asarak, batıya, uygar dünyaya giderim.
***
Öyle ya; aradığımızı bulabilseydik, Ergenekon’dan kalkıp ne diye, Rum illerine geldik ki? Mesela bir aile ne diye Rize’den, Kars’tan, Urfa’dan, Adana’dan, Kayseri’den kalkıp da “İstanbul’u mesken tutar” ki?
***
Ne demiş Kayseri türküsünde, sevgilisini bekleyen kızımız: “Yârim İstanbul’u mesken mi tutun/ Gördün güzelleri beni unuttun!”. 1960’larda yakılsaydı bu türkü, herhalde; “Yârim gavuristanı mesken mi tutun /Gördün güzelleri beni unuttun!” derdi.
***
Tabii, AK Parti ileri gelenlerinin evlatları nerede okudu; hangi marka telefon ve kaç model hangi marka otomobile biniyor? Mesela “mücahit” oldukları dönemde bindikleri; arka camlarında “mülk Allah’ın”, “Zafer İslam’ın” türü sloganların yazıldığı “steyşın Reno”, Murat, Şahin arabalara mı biniyorlar; tuşlu telefon mu kullanıyorlar? Dikkatinizi çekti mi, bilmem? Bu sloganların yazıldığı araç gözükmez oldu. Haksız da değiller, onlar artık “mücahitlikten, müteahhitliğe terfi” ettiler. “Dava mava”,“sizlere ömür” artık.