Bir soru sorulur, haktır soru sormak…
Ve cevabı da bir şekilde alınır, cevap almak da vermek de haktır…
Soruya bakarsınız, bir de verilen cevaba bakarsınız, arasındaki ilinti doğru kurulmuş mudur diye. Daha sonra da aradaki duruma göre eleştiri gerekiyorsa, gereken eleştiriyi elbette yapmak herkesin hakkıdır. Ancak verilen cevabın içindeki bazı kelimelerden yola çıkarak, kelimeleri bağlamından kopartarak suçlamaya kalkarsanız…
İşte bunun adı “Konuyu saptırma” olur ki bugün siyasette yapılan en yanlış işlerden biri de budur.
XXX
Ortalıkta gereksiz bir laf dolaşıp duruyor… Hep söylediğimiz şudur…
Darbe, ister askeri olsun, ister sivil olsun ya da başka bir şekilde ülkemize yönelik hareket olsun ve nereden gelirse gelsin, kabul edilemez. Cumhuriyet rejimi, parlamenter sistem bunu asla kabul etmez ve milletin tercihi de “Hâkimiyet Kayıtsız şartsız milletin” olduğuna göre, milletin de onaylamasını beklemek, ummak hayalperestliktir.
XXX
Gerçekleri bilmek için tarihi bilmek ve olayları da o günün koşulları altına değerlendirmek şarttır.
XXX
TBMM’nin kuruluşu olan 23 Nisan 1920, Türk milletinin hep birlikte ve Gazi Mustafa Kemal Paşa ile silah arkadaşlarının önderliğinde, Gazi Paşa’nın liderliğinde topyekun “Kurtuluş savaşının” “Devlet” olarak, millet olarak başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basan Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu tarihi hedef alarak ve kongreler yaparak 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya gelmiş 23 Nisan 1920 tarihinde de TBMM’ni kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
TBMM’nin kuruluşu sembolik değildir. Bağımsız devlet düzenine geçişin başlangıcıdır. Kurtuluş savaşı başarı ile tamamlanmış, vatan düşmanlardan tamamen temizlenmiş, İstanbul’daki işgal güçleri “Geldikleri gibi” ve Türk Bayrağını selamlayarak İstanbul’dan ayrılmışlar ve Gazi Mustafa Kemal Paşa, “Ordular… İlk hedefiniz Akdeniz…” emrinden sonra ikinci önemli emrini vermişti.
Kurtuluş savaşını kazandığımızı, ancak esas kurtuluş savaşının ve bağımsızlığın kazanılmasının, ekonomik bağımsızlık ile gerçekleşebileceğini belirterek, sanayileşme ve ekonomik atılım emrini vermiştir.
İsmet Paşa liderliğindeki ekip, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası ortamda tescil ve kabul ettirmiş, Gazi Paşa, 9 eylül 1923 tarihinde CHP’yi kurmuş, 29 ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan etmiştir.
O tarihlerde Millet yoksuldur. Sermaye güçsüzdür. Ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğu çiftçidir. Sanayi, Anadolu halkı için çok da bilinen bir iş değildir. İşte o dönemde devlet, özel sermayenin yapamayacağı sanayi yatırımlarını yaparak öncü olmuştur.
Ne var ki gerçek demokrasiye ve parlamenter sisteme geçilebilmesi için, çok partili sisteme de geçilmesi gerekiyordu.
Adnan (Adıvar), Ali Fuat (Cebesoy), Kazım (Karabekir), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) Beyler tarafından 17 Kasım 1924 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adı altında muhalefet parti kurulu ve Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu partinin kuruluşuna destek verdi. Times’a verdiği röportajında; “Millet hâkimiyeti esasına dayanan ve bilhassa cumhuriyet idaresine sahip olan memleketlerde siyasi partilerin mevcudiyeti doğaldır. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur.'” diyerek cumhuriyet ve parlementer rejimin olmazsa olmazını ortaya koydu.
Terakkiperver Fırka, hükümeti denetleyecek yapıcı bir muhalefet iken, radikal rejim karşıtları tarafından bir sığınma yeri olarak görüldü. Böylelikle parti kurucuların hiç istemeyeceği bir yöne doğru gitti. Şeyh Sait isyanı ile ilişkileri olanlar parti içinde görüldü ve parti kapatıldı.
Bu olayların ardından ikinci deneme ise 1930'da bizzat Atatürk'ün emriyle gerçekleşecekti.
Atatürk ise kendi kurduğu Halk Fırkasını tercih ederek Ali Fethi Bey'e muhalefete devam etmelerini önerdi. Fakat bu durumda eski iki dost artık siyasi birer rakip olacaklardı. Ali Fethi Bey, Gazi Paşanın karşısında yer almayı aklının ucundan bile geçirmiyordu. Bu ortamda toplanan Serbest Fırka Kurulu 17 Kasım 1930'da kendini feshetme kararı aldı. Böylelikle Ağustos ayında kurulan Cumhuriyetin 2. muhalefet partisi daha 100 gün bile yaşayamadan siyasi hayata veda ediyordu.
Daha sonra ise Demokrat Parti 1946 yılında kuruldu, 1950 yılında yapılan seçimi kazandı.
Seçim sonrasında İsmet Paşa, “Hadi Mevhibe Hanım, evimize gidiyoruz” dediği ünlü sözü ile iktidarı Demokrat Partiye sorunsuzca devretti. Hatta askerin gelip de “Paşa emrindeyiz” sözüne, “Siz devletin emrindesiniz” diyerek cevap vermişti.
Ülkede 6-7 Eylül olayları diye bilinen ve 1955 yılındaki olay, ülkede gerginliğin başlama tarihi idi. Bu huzursuzlukların sürmesi üzerine 1957 yılında ilk “Erken genel seçim” yapıldı ve Demokrat Parti yine kazandı.
Bu tarihe kadar ülkede olaylar zaman zaman tekrarlandı. Ancak “Vatan Cephesi” ve “Tahkikat komisyonu” gibi uygulamalar, bardağı taşıran son damla oldu.
Olaylar büyüdü, devletin şiddeti de bağlı olarak büyüdü ve üniversite öğrencileri sokaklara döküldü. Hemen her gün çıkan olaylarda birçok öğrenci, hayatını kaybetti.
İşte tam da bu tarihi bilgiler ışığı altında ortada dolaşan lafları, o günün koşullarında değerlendirirsek, doğru olanı yapmış oluruz.
XXX
Sonuç olarak söylemek istediğim sözün özü şu…
Tarihi, yaşandığı zamanda değerlendirmeden yorum yapılması, değerlendirmelerin de hatalı olmasına götürür insanları…
İşte bunu yapmayalım.
Mecliste bulunan milletvekillerinin büyük çoğunluğunun, eğer tarih bilgisi yok ise, anlattığım olayları ve gelinen son noktayı bilmeleri olanaksızdır. Ya yaşları yetmez ya da daha henüz doğmamışlardır. İşte bu nedenle tarih bilgisi için “Önemlidir” diyoruz. Hele siyaset yapanlar için. Çünkü tarihi bilip, ibret alarak yanlış yapmamaları gerekir.
Bana şunu söyleyebilirsiniz: “Sen tarihçi misin ki de ahkâm kesiyorsun.”
Hayır, tarihçi değilim, öyle bir iddiam da yok. Ancak bunları bilmek için tarihçi olmaya gerek yok. Doğru kaynaklardan tarih okuyan herkes bilir ve aklı ile de yorumlar…
Bilmem ki anlatabildim mi?