Anlatacağım nesil öyle bir nesil ki…
Çoğunun doğumu mahalle mahallenin ebesi ya da yaşlı kadınlar yaptırmıştır.
Çarşıdan alınan çeşitli markalardan üretilmiş bezleri hiç kullanmamışlar, elde Amerikan bezinden hazırlanmış, biri kullanılırken, öteki yıkanarak kurusun diye asılmış bezlerle büyümüşlerdir.
Kundağa sarılmış, adeta doğumdan itibaren eziyet çekmeye alışmışlardır.
Donlarını evde anaları elde dikmiş, senede bir takım elbise görmüş, ayakkabıları ayak ölçüleri alınarak yapılmıştır.
Sökükleri dikilmiş, yırtıkları yamalanmıştır. Ertesi seneye giyecekleri ters yüz edilerek yenilenmiştir çoğu kez.
Çocukluğunda oyuncakçı dükkânına girip her hafta bir oyuncak seçip alamamışlar, kendi becerileri ile icat ettikleri oyuncaklar ile oynamışlar, ellerini direksiyon olarak kullanıp, ses vererek araba yarışı yapmışlar, mahalle arasında arkadaşları ile oyun üretip oynamışlardır.
Hiç biri çeşit çeşit ayakkabı filan giymemiştir. Ya yalınayak ya da lastik ayakkabı ile büyümüşlerdir.
Okula yürüyerek gitmiş, servis aracı nedir bilmemişlerdir.
Özel okul, dershane gibi destek eğitim olanaklarından yoksun okumuşlardır.
ABD yardımı süttozu ve peynir ile sabah kahvaltılarını okullarda yapmışlar, evlerindeki sabah kahvaltıları, genellikle çorba olmuştur.
Bazıları yatılı okullarda okumuşlar, okutulmuşlardır.
Hepsi de askerliklerini en az 24 ay yapmış, çoğu da lise bitirmiştir.
Hepsi de harp görmüş, darp görmüş, hatta harbin içinde görev yapmış, şehit olanları, gazi olanları vardır aralarında…
Hepsi de edep, adap, büyüklerine saygı, küçüklerine sevi ile yaklaşmayı bilmişlerdir.
Sevince tam sevmiş, sevmeyince yanlarına yaklaştırmamışlardır.
Sevgileri, dostlukları, arkadaşlıkları bu yüzden mezara kadar sürmüştür.
Yeri gelmiş, isyan etmiş, yeri gelmiş işkence bile görmüştür.
Varlıkları ile yaşamayı bilmiş, israf nedir bilmemişlerdir.
Yokluklar içinde mücadele ederken, hiç taviz vermemiş, burunları düşse yere, eğilip almamışlardır.
Hiç kimseye, hiçbir zümreye eyvallah etmemişlerdir.
Korku nedir bilmez, gözlerini budaktan sakınmazlar.
Onlar için aile, millet, bayrak ve devlet kutsaldır. İnançlarını kendi içlerinde yaşar, ötekileştirme bildikleri bir şey değildir…
Hepsi de bir baltaya mutlaka sap olmayı başarmışlardır.
Milletin faydası için mücadele etmekten bir dakika bile geri durmamışlar, geri çekilmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmemişlerdir.
Fikir ayrılıkları olsa bile, oturup konuşmayı, ortak akılda buluşmayı ve sorunu çözmeyi kendi aralarında gürültüsüz-patırtısız çözmeyi bilmişlerdir.
Dosta karşı saygı, sevgi, muhabbet, merhamet ve adaletli davranmayı bilmişler, düşmana karşı ise vatanını ve milletini korumaktan bir dakika bile olsa çekinmemişler, uğruna canlarını verebilmişlerdir.
Bu nesil öyle bir nesil ki…
Çılgınlıkta sınır tanımamış…
Korkunun zerresini bilmemiş…
Yeri geldiğinde kucaklayıcı…
Yeri geldiğinde en acımasız…
Her şeye rağmen adil olmayı bilmişlerdir…
Kendine özgü bir nesildir bu…
Doğumları bir başka özel…
Çocuklukları bir başka…
Erişkin çağları bir başka, delikanlı, gençlik çağları bir başka…
Olgunluk çağları verimli…
Yaşlılıkları ise bilgelik çağlarıdır.
Dünyayı tanırlar…
Hepsi de kültürlüdür.
Sor dünya coğrafyasında bir yeri, harita üzerinden şıp diye gösterirler.
Haftada en az bir kitap okumuş bitirmişlerdir.
Türk romancılarının hepsi okumuştur, bilirler…
Atatürk’ün Nutku, İnce Memed, Yılanları öcü, okudukları kitapların başında gelir…
Efkârlanınca Orhan Veli’den ya da Neyzen Tavfik’ten şiirler ile ya leblebi, ya da peynir ile kavun eşliğinde kendilerini kaybetmeden, edebince iki tek atmışlardır ağaç altında. Ya da bir koltuk meyhanesinde…
Ya Onur Şenli’nin Agora Meyhanesi şiirini, ya Edgar Allan Poe’nun Annebll Lee şirini, ya da Orhan Veli’nin Ağlasam Sesimi Duyabilir misiniz mısralarında, Yahya Kemal Bayatlı’nın Endülüste Raks şiirlerini okurlar aşklarına…
Bu nesil, şu anda 60 ile 75 yaş aralığındadır…
Nesli tükendi, tükenecek…
Hemen hepsi de korunması gereken “Miras” gibidir aslında…
Bugüne kadar böyle bir nesil ne geldi, ne de gelecek bir daha…
Hepsi deli fişek hâlâ…
Hepsi de fırtına gibi esen, gök gürültüsü gibi gürleyen…
Kimse bu nesli yok etmeden ya da yok olmasını beklemeden, Cumhuriyet rejimi üzerinde operasyon yapamaz…
Tek kişi bile kalsalar, karşı durmayı başarırlar…
XXX
SORUYA DEVAM…
OSB Başkanı Tahir Nursaçan Bey’e…
Neden “Cumhuriyet Odası” değil de “Osmanlı odası”?
Merak etmeyiniz, her yazımın sonunda bu soruyu sorabilecek kadar yerim var, olacak, olduracağım…