Seksene merdiven dayadık… 1957’den beri siyasete iyi aklım erer. Otuz yıla yakın da her gün köşe yazarım. Allah hakkı için söylüyorum; siyasetin bu denli seviye kaybettiğine hiç tanık olmadım. Bunun yeni bir örneğini, geçen gün Trabzon’da yaşadık. “10-11” yaşlarında bir çocuğun eline mikrofon verdiler, çocuğun Kılıçdaroğlu için söylediği; “hain!” yakıştırmasını gülerek dinledi “ricâli hükümet!”
***
Olayı TV’den izledim. İnanın çok üzüldüm. “[Trabzon] 61 Saat'in haberine göre Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir dizi açılışlarda bulunmak üzere Trabzon’a geldi. Burada Trabzonlu vatandaşlara hitap ederken skandal bir olay yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebiyle birlikte sahneye çıkan 10 yaşındaki B.G. önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan babasının tahliyesini istedi daha sonra CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret etti.” (Yeniçağ)
***
Tabii, hakaret de “hain damgası” oldu… Bakalım, çocuk ödüllendirilip, babası hapisten çıkacak mı? İnanın, ahali “geçim” iktidar “seçim” derdinde.
***
Eğer AK Parti umudunu; “APO-Demirtaş” kavgasına; inek hırsızının Kılıçdaroğlu’na linç girişimine; eleştiren siyasilere, basın mensuplarına dayak atanlara hiçbir cezai işlem yapılmamasına; özellikle bazı Diyanet personelince muhalefete ve Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan saldırılara; “mobese” kameralarına ve “sab-i sübyan” bir çocuğun Kılıçdaroğlu’na “hain” demesine, ücret aldıkları söylenen ve sayıları on binlere varan trol ordusuna bağladıysa işi çok zor.
***
Bu aynı zamanda bir bitişin de işaretleri. Toplumu fazla yormadan, sandığın gelmesinde büyük yarar var. İnanın bu böyle gitmez. Bu kadar gerginlik, toplumu bu kadar ötekileştirme, toplumu bu kadar germe, seviyesi düşük siyaset dili, korkarım daha büyük musibetlere neden olmaz!..
***
Elektrik faturaları el ve cep yakmaya başladı… “Feryad ü figan” âfâkı sardı… Ne sanıyorlardı ki? Kamunun tulumbasında su bitince olacağı buydu. Ortada “papaz mapaz”, “Tramp mıramp”, “pandemi mandemi” yokken, şunu yazdığımı çok iyi anımsıyorum: “Durun daha iyi günleriniz. Balkabağı satan arkadan geliyor!”
***
Ekonomi, 2013’ten beri iyiye gitmiyor, kişi başına gelir sürekli düşüyordu. Sekiz yıl üst üste kişi başına gelirin düştüğü hiç dönem olmadı. Bir yandan enflasyon yükseliyor, diğer yandan gelir düşüyor. Böyle bir ortamda “fatura” ödeyebilmek mümkün mü?
***
İkincisi, 21 adet elektrik dağıtım şirketi (EDAŞ), 14 milyar dolar para ödediler, 20 yıllık kira için. İşin içine girdiler, çoğu pişman oldu. “Biz bu işin içinden çıkamadık. Verdiğimiz parayı geri verin, alın tesisleri!” diyorlar… Güya, sistemi rehabilite edecekler, “kayıp ve kaçakları” makul bir seviyeye (%5) düşürecekler hem kendileri ve hem de ülke kazanacak; şebeke performans yükselince tüketiciler rahatlayacaktı!.. Fiyatlar ucuzlayacaktı.
***
Ama olmadı… Hal böyle olunca bunun, muhterem ahaliye, tüccara, esnafa, sanayiciye yüklenmesinden doğal ne olabilir ki? O nedenle, hiç ağlamasınlar.
***
Evet. Yirmi yıl, üretmeyen bu topluma sanal bir dünya yaşattılar. Olmayanı dağıttılar; “uçtuk, uçuyoruz”, “kaçtık kaçıyoruz” diye toplumu avuttular… Bu toplum şimdi sızlanıp duruyor… Yok öyle şey; ne kadar ekmek o kadar köfte…
***
“3Y”yi yani “yoksulluğu, yolsuzluğu, yasakları” kaldıracağız diyerek iktidar oldular… Gelinen noktada “yoksulluğu” kaldırma yerine, bireyleri, aileleri kendilerine bağlamak için “yönetmeye” başladılar.
***
Türkiye’de yoksulluk oranı yüzde 21. En zengin yüzde 20’lik grubun yıllık kullanılabilir gelirden aldığı payın en yoksul yüzde 20’lik grubun aldığı payın 8 katı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından açıklanan İnsani Gelişme Endeksi’nde Türkiye, 189 ülke içerisinde 64. sırada yer alıyor. Kamunun yaptığı yardım harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 1,15 oldu. Toplam 16,8 milyon kişi, aldığı sosyal yardımlarla ayakta durabiliyor.
***
4 milyonun üzerinde hane, bu yardımlardan yararlanıyor. Belediyelerce, vakıflarca, derneklerce, TOBB’a ve TESK’e bağlı odalarca, bireylerce yapılan yardımlar bunlara dahil değil. Yine unutmayın yoksulluğun boyutu o kadar büyük ki; “Düzenli yardım alan hane sayısının; 4/a (SSK), 4/b (Bağ-Kur), 4/c (Emekli Sandığı), vd. kapsamında emekli aylığı alanları (2022/Ocak, 13 milyon 644 bin) geçtiği ve aktif sigortalı sayısına (2021 Ekim, 24 milyon 799 bin) yaklaştığı görülmektedir.”
***
“3Y” den “yasaklara” gelince; vallahi de billahi de geçmişte yaşanan olağanüstü dönemleri mumla aratacak seviyede… Mesela; Paris merkezli “Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü” (RSF), Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2021 “Basın Özgürlüğü Endeksi” açıklandı. Endekse göre Türkiye 180 ülke içerisinde 153. sırada.
***
Demokrasi, özgürlük ve insan hakları konularında araştırmalar yapan sivil toplum örgütü “Freedom House” 2020 yılı raporunda, Türkiye bu yıl da "özgür olmayan ülkeler" kategorisinde yer aldı. 100 puan üzerinden 32 puan alan Türkiye, 195 ülkenin yer aldığı "özgürlük" sıralamasında 146'ncı sırada.
***
Finlandiya, Norveç ve İsveç 100 puanla ilk sırada yer alırken, yıllardır iç savaşta olan Suriye 1 puan ile son sırada yer alıyor. Türkmenistan, Eritre ve Güney Sudan ülkeleri ise 2 puan ile son sıralarda.
***
“Türkiye, son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği 2'nci ülke. ‘Freedom House’a göre son 10 yıl içinde toplam 31 puan kaybeden Türkiye, Afrika ülkesi Mali'den sonra dünyada özgürlüklerin en çok gerilediği ülke konumunda.
Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde, "muhalif siyasetçilere, sivil toplumun örgüt üyelerine, bağımsız gazetecilere ve Ankara dış politikasını eleştirenlere yönelik kovuşturma ve taciz kampanyalarının 2020 boyunca da devam ettiğinin" altı çizildi.
***
“3Y”nin “yolsuzluk” tarafına gelince… Somut bir bilgi yok elimde ama medyada çıkan haberler bakınca inanılmaz ölçüde.