Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim şekli, anayasada belirlenmiştir.
Anayasamızın 6. Maddesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” der ve egemenliği milletin olduğunun altını kalınca çizer. Millet egemenliğini, seçtiği vekilleri ile TBMM’de kullanır.
Devlet üç önemli “Yetki” ile yönetilir…
Birincisi yasama, yani TBMM…
İkincisi, yürütme, yani seçilmiş ve iktidar olmayı hak etmiş parti eliyle devlet yönetilir.
Üçüncüsü ise yargı yetkisidir.
Her üç yetki de birbirinden bağımsız ve bağlantısız olarak görev yaparken, aynı zamanda birbirlerini denetleme görevleri de vardır.
Bunların dışında bir de “Dördüncü güç” dediğimiz “Basın” vardır ki, görevlerini yine bu anayasaya bağlı olarak tarafsız bir şekilde yerine getirirler.
Aslında basın anayasadan yana taraftır.
Yine Anayasanın 11. Maddesine göre “Anayasa metni temel kanundur ayrımsız herkesi bağladığı gibi, çıkarılacak her kanun, yönetmelik ve alınacak her karar, anayasada belirtilen hükümlere aykırı olmaz, olamaz…” kaydı vardır.
XXX
Anlatmaya çalıştığım buraya kadar olan şey, hemen hepimizin bildiği konunun tekrarından başka bir şey değildir.
Ve bizler, anayasa hükümleri gereği ülkenin yönetimine “Cumhuriyet, demokrasi ve parlamenter sistem olarak görüyoruz ve biliyoruz.
XXX
Parlamenter sistemin anayasaya uygun yürütülmesi için, millet iradesinin tam olarak TBMM’ne yansıması da kaçınılmazdır.
En azından çoğunluğun ötesinde, kahir ekseriyetinin TBMM çatısı altında görev yapması ve millet adına yasama görevini yerine getirmesi olmazsa olmazdır.
XXX
Geçmiş dönmelerde seçim sisteminin gerektirdiği şartlar altında gerekli oyu alan her parti ve adayın mecliste temsil edebilmesi olanağı varken, 1980 anayasasında “Çoklu” partilerin meclise girmesi ve sürekli koalisyonlar ile yönetilmesinin önüne geçmek üzere ülke barajı ve il barajı kuralı getirilmiş ve baraj yüzde 10 olarak belirlenmiştir.
Böyle olunca da elbette partilerin çoğu meclis dışında kalmış, millet iradesi meclise tam yansımadığı gibi dışarıda kalan partiler özellikle iktidarlar tarafından dikkate alınmamaya başlamıştır.
Dışarıda kalan partilerin muhalefet çabaları “Kendin söyle kendin dinle” boyutundan öteye geçememiştir.
XXX
En son yapılan anayasa değişikliğinde, birinci bölümde belirttiğim anayasanın ilgili maddeleri değiştirilmemesine rağmen, getirilen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi” ile üç yetkiden yasama erki ile yargı erki neredeyse işlemez hale getirilmiş, parlamenter sistem anayasal değilse de fiilen ortadan kaldırılmış gibi olmuştur.
XXX
Olay bu duruma gelince MHP, ortağı olan AKP’den taleplerini açıklamış, seçim yasasında değişim istemiş.
XXX
Gündeme yansıyan haberler şöyle…
“Devlet Bahçeli'nin milletvekili transferi ile ilgili değişiklik önerisi ve düzenlemenin "acil yasalaşması" talepleri nedeniyle erken seçim tartışmaları da siyasetin gündeminde.
Özellikle muhalefet kulislerinde, Bahçeli'nin son çıkışı "erken seçim işareti" olarak yorumlanıyor ve 2021'de erken seçim yapılmasının olasılık dâhilinde olduğu değerlendiriliyor.
AKP kulislerinde ise erken seçimi gerektirecek koşulların bulunmadığı ifade ediliyor ve "Milletvekilleri istemiyor. Olağanüstü bir yönetim krizi yok. Uluslararası konjonktür uygun değil. Korona gündemiyle ağırlaşan ekonomik sorunlar varken vatandaşın derdi başka. CHP seçim istemiyor, diğer partiler istemiyor. Yeni kurulan partiler hazır değil, onlar da istemiyor. O halde niye erken seçime gidelim?" (Kaynak Yeniçağ Gazetesi)
XXX
Sonuçta, ortalıkta bir “Sistemler ve var olma” savaşı görülmektedir.
Bugüne kadar desteklediği sistemin, gelecekte kendisini TBMM’ne taşıyamayacağını, taşısa bile etkili olamayacağını anlayan MHP ve Devlet Bahçeli, değişen sistemin yanlışlığı görse bile sözünden dönememekte ama giderek varlığını da tehlikeye soktuğunu görmektedir.
XXX
Diğer yandan bakalım bir de…
Ülkenin ve sistemin bu hale gelmesindeki tek suçlu siyasi partiler mi?
Elbette böyle bir suçu siyasi partilerin sırtına yüklemek o kadar haksız ve abesle iştigal bir durum ki anlatılması bile zor.
Soru şu…
Kim seçiyor da bu partileri TBMM çatısı altında görev yapmaya ve anayasa hükümlerini kendi adına uygulamaya gönderiyor?
Cevap belli, seçmen yani halkın ta kendisi…
XXX
Kimse şaşırmasın, “Cellâdına âşık olan bir milletin” gideceği son da burada yatmaktadır…