Kanıksadık sanırım yağ kokan siyasi söylemleri.
Gerçeklerle ilgisi olmayan, ama tabana oynanan ne iç ne de dış siyasette kimseye faydası olmayan nerede ise geyik muhabbeti türünden martavalları.
Ya da hamasi nutukları.
Ama birçoğu ülke gerçeklerinden uzak.
Birçoğu da sadece yaranmak için söylenen içi boş, kof martaval derecesinde sözler.
Türkiye gerçeklerine dair sıra dışı siyaset yapanlarda var elbette.
Sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor ama olsun o da yeter.
Önemli olan inanmış bir kişinin milyonları peşine takabilmesi.
Bunu tarihte bir kaç nadir liderde gördük.
En son olarak 100 Yıl öncesinde Mustafa Kemal Atatürk başarmıştı.
Gidişat yine ve yeniden öylesine önemli bir hamleye daha ihtiyacımız olduğu yönünde.
Dikkat çeken söylemleri ile farklı bir siyasetçi profili çiziyor.
Kimden mi bahsediyorum?
Dr. Vecdet Öz @oz_vecdet
Adli Tıp Öğretim Üyesi ve Adalet Partisi Genel Başkanı.
Kendisini birkaç kez bu köşede ağırlamıştım.
Sanırım sırası geldi yeniden.
Zira gündem vıcık vıcık.
Ve… Ne yazık ki kimse gerçeklerden bahsetmiyor.
Hep uçuyoruz.
Kaçıyoruz.
Dünya bizi kıskanıyor teraneleri.
TÜRKİYE GERÇEKLERİNE DAİR!...
Peki ya gerçekler öyle mi sahiden?
Buyurun bakalım size Dr. Vecdet Öz’ün söylemleri ile Türkiye gerçekleri;
“Siyaset o kadar kirlendi ki vatanla makam, vicdanla cüzdan arasına sıkıştı kaldı..
Bugün ülkenin en büyük sorunu sözünün eri, asla satın alınamaz, onurlu, namuslu, vatansever siyasetçi eksikliğidir..
Siyaset arenası istismarcıdan geçilmiyor..
Çakma Atatürkçü, çakma Milliyetçi, çakma Müslüman.. Parayı, makamı görünce davasını satan.. Eline, beline, diline hakim olamadığı için şantaja kurban giden; kısacası ne ararsan var.. Kime güveneceğimizi, kiminle ittifak kuracağımızı şaşırdık kaldık.!
Maalesef ki elde kalmış bir avuç namuslu insan.. Onları da kimse görmez zira çoğunluk olmuş futbol taraftarı gibi fanatik birer partizan..”
Ne yazık ki tablo bu.
Türkiye gerçekten son dönemde ciddi bir erozyona uğramış durumda.
TOPLUMSAL TRAVMALAR YARATMAK!
Yine 10 numara bir tespit Vecdat Öz'den.
Yorumsuz veriyorum.
Eğer işler yolunda değilse ve ülkede sorunlar var ise nasıl yönetmelisiniz?
BİR ÜLKEYİ YOK ETMENİN EN ÖNEMLİ YÖNTEMLERİNDEN BİRİ DE SİSTEMATİK OLARAK TOPLUMSAL TRAVMALAR YARATMAK VE BUNLARI KALICI HALE GETİRMEKTİR.
Toplumsal travmalar, bir toplumun güvenlik zeminini derinden sarsabilen tahrip gücü yüksek, etkisi uzun süren, doğal ya da üretilmiş olaylardır..
Toplumdaki yerleşik düzen duygusunu ve toplumsal dengeyi sarsarak, korku ve dehşet oluşmasına yol açar, birlik olma ve dayanışma duygusunu ortadan kaldırır..
Politik, etnik, dini ya da cinsiyet temelli taciz, şiddet ve ölüm olayları, doğal afetler, kazalar, savaşlar, insan eliyle planlı bir şekilde sistematik olarak uygulanan ve hedef toplumun sosyal, kültürel, psikososyal ve ekonomik yapıtaşlarını sarsan, geçmişini ve geleceğini tahakküm altına almayı amaçlayan müdahaleler ve daha onlarcası toplumsal travmalara örnek verilebilir..
Travmatik olaylara maruz kalmış toplumlarda telafisi mümkün olmayan maddi ve manevi büyük yaralar açılır.
Travma görmezden gelindikçe, normalleştirildikçe ve travmaya yol açan sebepler ortadan kalkmadıkça bu yara nesilden nesile aktarılarak büyür ve sonunda kronik bir sosyal hastalığa dönüşür.
Travmaları umursamayan, yaşanan acıları önemsemeyen toplumsal kitlelerin varlığı ise travmatize olmuş toplum kitlesini kendisine karşı düşmanlaştırır, kriminalize eder, zamanla toplumsal ayrışma ve iç çatışma meydana gelir. Bu ise ikincil ve daha büyük travmalara neden olur..
Zaman içinde duruma gelmiş ya da bilinçli olarak getirilmiş bir toplumsal yapı artık patolojiktir ve bireysel belleklere kazınmış olan travmalar kısa sürede ahlakı, saygıyı, sevgiyi, acıma duygusunu, hakikat kavramını, adalete olan inancı, toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama içgüdüsünü ortadan kaldırır ve yerini bir nevi orman kuralları almaya başlar..
Türk toplumu yıllardır insan eliyle yaratılmış birçok travmatik olaya maruz bırakıldı ve bugün bunların sosyo-patolojik sonuçlarını yaşamaktayız..
Geçmişte toplumun sinir uçlarını kaşıyarak tetiklenen ideolojik, etnik ve mezhepsel çatışmalar, işçi ve öğrenci olayları, provokatif ibadethane saldırıları, sabotajlar, bombalama hadiseleri, faili meçhul cinayetler, askeri müdahaleler ve 23 yıldır başımıza gelen onlarca olay, sistematik olarak üretilmiş toplumsal travmalardır..
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının hemen ardından devreye sokulan ve işbirlikçi siyasetle birlikte yürütülen bu asırlık çalışma, bugün Almanya ölçeğinde bir ülke olabilmemizin önünü kesmiş ve bizleri yaratıcı kabiliyetlerini yitirmiş travmatik bir toplum halinde yaşamaya mahkum etmiştir..
Nihai amaç, pusulasını kaybetmiş olan bu travmatik toplum yapısından, yeni anayasa düzenlemesiyle kontrol altına alınmış bir Ortadoğu ülkesi icat etmektir.. Bu beladan kurtulmanın çaresi var mıdır hocam diye soracak olursanız, elbette ki vardır derim!
Kurtuluşa giden yol; yıllardır ülkeyi bu hale getiren dış güdümlü mevcut siyasi yapı ve klasik siyasetçi anlayışından değil tüm bunların dışında şekillenen, bilimsel ve rehabilite edici yöntemleri iyi bilen, toplumu ve dolayısıyla ülkeyi fabrika ayarlarına dönüştürme kabiliyetine haiz kadrolara sahip olan, yüzde yüz yerli ve milli bir siyasi ittifaktan geçer..
Bu ittifak, aylar önce yola çıkarmış olduğumuz ve çalışmalarda son aşamaya gelmiş bulunduğumuz KURTULUŞ İTTİFAKI’dır..
Bu gidişata son verelim artık diyorsanız eğer; amasız, fakatsız bizlere güvenin ve hiç vakit kaybetmeden köprüden önce son çıkış olan ittifakımıza iştirak edin..
MEMNUN MUSUNUZ?
İktidara sesleniyor Öz.
Ve Soruyor; Sözüm sizedir..!
“Artık sağa sola laf yetiştirmeyi, tribün şov yapmayı, karın doyurmayan boş hamaseti ve sanal gündem yaratmayı bırakın da ülkenin acı gerçeğine bakın..” İşte gerçek.!
1 Dolar bundan tam 14 yıl önce yani 21 Eylül 2010 günü 1,49 TL iken an itibariyle 34.09 TL olmuştur.. Her şey dolara endekslidir ve tüm dünyada piyasanın göstergesidir.. Sayenizde tam 23 kat artmış yani millet tam 23 kat fakirleşmiş ve alım gücü tam 23 kat düşmüştür..
Sizler her geçen gün daha lüks bir hayat yaşarken; vatandaş 14 yılda dibi görmüş, ne özel ne de sosyal hayatı kalmış, artık yaşamın kenarına tutunmaktan yorulmuş, ailece ruh sağlığını ve yaşama arzusunu yitirmiştir.. Şimdi soruyorum sizlere;
⁃Eserinizden memnun musunuz?
⁃Mesut ve mutlu musunuz.?
⁃Vicdanınız rahat mı.?
⁃Geceleri huzur içinde uyuyabiliyor musunuz.?
⁃Mükellef sofralarda yediğiniz lokmalar boğazınızdan geçiyor mu.?
⁃Ballı maaşları alırken aklınıza hiç sefalet, yokluk, yoksulluk ve çaresizlik içinde yaşam mücadelesi veren aileler geliyor mu.?
⁃Allah’ın huzurunda dua ederken içiniz rahat, başınız dik mi.?
⁃Dinden, imandan, Kur’an dan bahsederken 83 milyonun kul hakkını düşündüğünüz oluyor mu.?
⁃Onuru kırık babaların, gözü yaşlı anaların, boynu bükük evlatların ahını almış olmak nasıl bir duygu.?
SON SÖZ MÜ?
Son çeyrek yüzyılda BOP ile geldiğimiz nokta herkesin malumu.
Uzatmadan bitirelim.
Müslüman ülkelerin acı gerçeği;
Aç bırak itaat etsin,
cahil bırak biat etsin!
Bilmem anlatabildim mi?