Sevgi ve yerginin gavurcası, sempati ve antipati... Bir de bizde hiç olmayan, semtimize dahi uğramayan, “başkasının yerine, kendini koyma” var. Buna da empatidiyorlar... Yani eleştirirken, “çizmeden yukarı çıkmama!”, “ölçülü olma!” O nedenle,büyüklerimiz, “iki ölç bir biç!” demişler.
***
Toplum olarak ya sevgilerimiz ya da yergilerimiz ön planda... Nedense uçlarda dolaşmayı seviyoruz... Orta yerler, bizleri rahatsız ediyor...
***
Bir adama kötü dedik mi bir daha iyi diyemiyoruz... Bundan en son nasibini alan Sayın Kılıçdaroğlu… Yatıyorlar kalkıyorlar Kılıçdaroğlu… Sanki bu ülkenin, başka derdi yokmuş gibi.
***
Adam ağzı ile kuş tutsa, kötü... Kötü dedik bir kere. “Nuh dedik mi, peygamber dememe!” gibi bir şartlanma içerisindeyiz. Klişelerin peşine düşeriz. Sloganlardan hayat buluruz. Ucuzcuyuz... Kolaycıyız...
***
Uçlarda dolaşmayı sevdiğimiz için demokratik kültürümüz gelişmiyor... Hukuk kültürümüz de... Çoğulculuk da... Katılımcılık da...
***
“Acaba?” sorusunu hiçbir zaman sormuyoruz? Öyle ya!.. Karar verdik bir kere adama kötü diye;satılmış diye; hain diye... Bir kısmımızın elinde bir kutu siyah boya ve bir de fırça... Gelene çalıyor, gidene çalıyor... Allah, ne verdiyse!..
***
Bu ülkede her bin çocuktan önemli birölüyor... Tahsil ortalamamız orta terk... Evrensel bilim havuzunda esamemiz okunmuyor. Yaşam kalitesi açısından epey gerilerdeyiz. Yine, dünkü eyaletimiz Yunanistan, her konuda, bizi en az beş katlıyor...Gelir dağılımı en bozuk üç beş ülkeden birisiyiz...
***
Seksen beş milyonluk bir ülkede satılan gazetelerin toplamı üç milyon bile değil. En fazla satan kitabımız beş bin satıyor; Beş yüz adet basılan kitabımız varmış. Yedi sekiz milyon kadar kadın, okuma yazma bilmiyormuş!..
***
Toplumumuza, 2. Mahmut ile giren “fesi” kutsuyoruz, “fes eşittir Osmanlı” diyoruz. Fesi eleştireni, hain ilan ediyoruz. Herhalde sırada şalvar, çarık, sarık var…
***
SankiEmeviler’de, Abbasiler’de, Selçuklular’da ve dahi Osmanlılar’daeş cinsellik, oğlancılık, sevicilik, kerhane yokmuş gibi… Piri pak toplumlardı maşallah!...Sanki toplumumuz bunlarla Cumhuriyetle tanıştı.
***
Bir toplumun bir kesimi, kulaklarına, üflenenleri de gerçek sanıyor. Tıpkı, “Sultan Hamid” döneminde, bir karış toprak kaybı olmadığına! İnanıyor. Kaybedilen topraklar, Kıbrıs da dahil say, say bitmez… Zahmet buyurup, “Google Amca”ya girseler görürler.
***
Mesela, inanılan şİddeli yalanlardan birisi de, Musevilere, Filistin’de, yine Sultan 2. Abdülhamid döneminde bir karış toprak satılmadığı konusu… Binlerce dönüm toprak satıldığından bihaberler… Topkapı sarayının, boğdurulanlarla inim inim inlediğinin de…
***
Ya hu, onlarca kitap var bu konularda. Hem de ciddi yazarlar yazmış, oldukça ciddi kitaplar… İsterseniz, onu bir çırpıda vereyim. Değmez, bundan önce çok verdim…
***
Uzat uzatabildiğin kadar, sorunları. Bunları sorgulamaya; bunları tartışmaya, yanaşmıyoruz. Yok, sayıyoruz, devekuşu misali. Her yok saydığımız şeylerde, bir gün geliyor, karşımıza, devasa bir sorun olarak çıkıyor. Ve bunların hiç birisini “onur” meselesi yapmıyoruz. Yapmadığımız gibi, topluma da çektirmeden büyük zevk duyuyoruz.
***
“Benim babam seninkini döver!” kavgasını yeğliyoruz. Ya da “Ankara’ya değmeyen yılan bin yaşasın!” diyoruz.
***
Sağa sola kafa tutmada da üstümüze gelir yok! Efelenmek, iliklerimize kadar işlemiş... Sağımızda, solumuzda; içimizde, dışımızda sürekli düşman arıyoruz!.. Bir de topu dış düşmanlara attık mı tamam. Ne diyelim, iyi olur, inşallah!
***
Şu soruyu herkesin sorması gerekir: Batı, yıllarca doğu toplumlarını sömürdü; halen de sömürüyor... Bu doğru... Peki, bunda doğuluların hiç mi kabahati yok? Doğu toplumlarının da artık, kendi değer yargılarını sorgulamaları gerekmez mi?