21 Aralık (23, 24 Aralık olarak da tanımlanır), gecenin en uzun, gündüzün en kısa olduğu gün. Üzülürüm, en kısa günü yaşayacağım; sevinirim artık günler uzamaya başlayacak, diye… Bu güne aynı zamanda “Şeb-i Yeldâ” deniyor… Bununla ilgili Divan Şair Sâbit’in(Alâeddin Ali, Bosna 1650?-İstanbul 1712)şu dizeleri düşmüş:
Şeb-i yeldâ-i müneccimlemuvakkit ne bilir
Mübtelâ-i gamasorgecelerkaçsaat
***
Dizeleri, açıklamakgerekirseşunusöyleyebiliriz; “En uzungeceyimüneccimvemuvakkit ne bilir; kederinden, derdindenuyuyamayanaşıklarasorungecelerinkaçsaatolduğunu.”
***
Bugün; “…İran’da binlerce yıldır bu gece yılın en uzun gecesi olarak şeb-i Yeldâ adıyla anılmakta ve İran’ın her yerinde kutlamalar düzenlenmekte”ymiş.
***
İsterseniz, meraklılarıiçinsözcüklerinanlamlarınını da vermeyeçalışalım: FeritDevellioğlu(1906-1985), OsmanlıcaTürkçeAnsiklopedikLûgatı’ndaböyleveriyoranlamları… Devellioğlu’nun(Develioğludeğil, sülalesinereli? Bilemiyorumamaİstanbul doğumlu)bulûgatıüzerinebirsözlüğerastlamadımdesemabartmamışolurum…
***
Şeb-i yeldâ; en uzungece (21 Aralık) anlamınageliyor… Farsçaisimolanşebgece, Farsçasıfatolanyeldâuzunanlamlarında…
***
Rûz ü şeb; gündüzvegecedemekmiş…
***
Gerçikonununuzmanıdeğilimamagörünenköy de kılavuzistemezmiş. Her yazarçizerin, elininaltındabulunmasıgerekenbirlügat.
***
Müneccim; yıldızlarabakarak,gelecektenhaberverenkimse. AynıköktenNecm’in, yıldızolduğunubiliyoruz. Ayrıca; Kur’an’ıKerim de NecmSuresiolduğunu da…
***
Muvakkit; Arapçasıfat; yıldızlarabakaraknamazvediğervakitleri (Ramazan vs.) hesaplayankişi. Isimolanvakitileaynıkökten…
***
Mübtelâ; Arapçasıfat; bağımlı, tiryakianlamında; yineisimolanibtilâileaynıkökten, geliyormuş.
***
Gam;keder, tasa, üzüntü. “Gam âlemidirşimdi, zevkemr-i mühalolmuş”dizesindeki gam gibi…
***
Bu dizeyiverdiktensonra, ünlübesteci ŞevkiBey’in Uşak makamında, aksakusuldebestelediğigüfteyivermedengeçemeyeceğim. Güfte de muhtemelenbestecimizeait; ayrıcayaşadığımızmevsime de uygundüşer…
Gülzâre nazar kıldım, virânemisâl olmuş
Seyrân-ı sâfâlar hep, bir hâb-ı hayâl olmuş
Güller sararıp solmuş, bülbülleri lâl olmuş
Gam âlemidir şimdi, zevk emr-i muhâl olmuş
Sabret gelir ol demler, kim ehl-i dil ânındır
Dert üstüne zevk olmaz, dem şimdi hâzânındır
***
Yaşadığımız mevsim deyince aklıma, on gününü geçirdiğimiz kara kış geldi… Biliyorsunuz kış mevsimi 14 Aralık’ta girer, 13 Mart’ta çıkar… Aradaki sürece, “doksan taşı” denir; kara kışı da zemheri ve gücük takip eder… Biliyorsunuz, Evliya Çelebi merhumun ifadesiyle, zemherinin çat ayazında damdan dama atlayan kedi, donup havada kalmış, bir tarihte…
***
Biz böyle bir olaya tanık olmadık ama hayatlardan, damlardan kürenen karlarla dolan sokaklardaki karlar, taaa… “kaba yil” esene kadar kalırdı… Kayseri’nin o eski daracık sokakları o denli karla dolardı ki, yığınları aşabilmek için, “ayakçak” yapılırdı… Sobalardan çıkan küller dökülürdü üzerlerine.
***
Bu hesaba göre, demek ki, seksen gün daha kışımız var… Kışın bol yağışlı geçmesi en büyük temennimiz… Daha önceleri, kışı özellikle yağışı pek istemezdik… Ne zaman su sıkıntısı çekmeye başladık, “Yağdır Mevlam su!” şarkısını her gün, her saat terennüm etmekteyiz…
Bir de suyu, doğru dürüst kullanabilsek… …
Aydınlık ve bol yağışlı günler dileğiyle…