Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 12.11.2023 11:47

SAP İLE SAMAN...

Facebook Twitter Linked-in

“Ameller niyetlere göreymiş!” Bu hadisi,hemen hemen bilmeyen duymayan yok gibi... Bir “şeyin”nasıl görüleceği, bakılan yere bağlı... Bir bardağa, “yarısı boş!”demek mümkün, “yarısı dolu!” demek de... Kuzuyu yemeye karar verdiyseniz; su içtiğin yer önemli değildir... Alt tarafınızda su içen kuzuya da, “Suyumu bulandırdın...” diyebilirsiniz...

***

Bir de; “Sap ile samanı” birbirine karıştırmak isteyenler için “türlü çeşitli” yol bulunur... Dedim ya! Bir olayı nasıl görmek istiyorsanız öyle görürsünüz...  Bu toplumda, maalesef, sap ile samanı, akıl ile hissi birbirine karıştırmak adettendir... Tabi bir de bunlar, olayları kıçından anladıklarından, laf yüksek perdeden söylenince haklı olduklarını sanırlar...

***

Kendisini ördek olarak görmek isteyene, “hava bulutlu!” demeniz yeterli...  Bulutile ördek arasında ki ilişkiyi, Aristo Mantığı ile kolay kurabilirsiniz! Buna; “düz mantık” da denir... Aslında, bizimde içinde bulunduğumuz şark toplumlarının, “şarklı” kalmış “kafaların” temel özelliği, “analitik” mantığı algılayamamak, kavrayamamaktır... 

***

Nasıl mı?  Bakınız nasıl: Havanın bulutlu olması muhtemelen yağmurun yağacağını gösterir... Yağmur yağınca yerde suyun birikeceği ve bir müddet sonra gölcüklerin oluşacağı da hepimizin malumu... Gölcükler oluşunca burada ördeklerin yüzebileceği de yine bilgilerimiz içinde...

***

Bu nedenle; yanılıp da, “hava bulutlu!” dediğiniz anda kendisini “ördek” zannedenlerin; “Vay bana ördek dedin!” hitabına maruz kalmanız ve arkasından da tokat yemeniz, hatta daha da ilerisi “linç”edilmeniz kuvvetle muhtemeldir... Yine bu nedenle siz siz olun ve “Hava bulutlu mulutlu” gibi tehlikeli sözler söylemeye kalkmayın... 

***

Bunu bilen büyüklerimiz, şirretlerin şirretliklerinden korunabilmek için: “Yapma, kaçma karışma!”,“Görmedim, duymadım, bilmiyorum”, “Neme gerek!”, “Gelen ağam giden paşam!”, “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin!”, “Etek öpmekle ağız pislenmez!”, “İt ile dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak daha iyidir!” türünden veciz sözler söylemişlerdir... Haksız da değiller... Öyle ya; “biz diyoruz bayram haftası, onlar diyor mangal tahtası!”

***

Sözgelimi siz siz olun da; “İki kere iki kaç eder?” sorusuna hemen , “Dört eder!” demeyin! Mukabilinde; “Alırken mi, satarken mi?” diye mutlaka sorun... Bu sayede hem zaman kazanmış ve hem de muhatabınızın gerçek niyetini öğrenmiş olursunuz...

***

Aristo Mantığı’nın günümüzde ki temsilcilerini etrafınıza bakınca görürsünüz... Ve hemen de tanırsınız... Zira yine bunların çoğu; akıl ile mantığı; insaf ile insafsızlığı; edep ile edepsizliği birbirine karıştırır... Ellerinde bir kutu siyah boya ve bir de fırça, başlarlar sağa sola çalmaya...

***

19. yy’ın başında darağaçlarını kurulması, kellelerin havada uçması, Patriğin idam edilmesi; “Hünkârım bu çözüm değil!” diyen, bir haftalık sadrazam Benderli Ali Paşa’nın asılması yani bağırıp çağırmak; asıp kesmek çözüm olsaydı Yunanistan, Mora, Girit, Batı Trakya... Elimizden uçup gitmezdi...  Öyle ya, “İbret alınsaydı tarih, hiç tekerrür eder miydi?”

***

“Girit bizim kanımız feda olsun kanımız!” diyerek yürüyen, “talebe-i ulûmun” temsilcilerini günümüzde de görmek, üzüntü veriyor insana... Bir yararı olsa bari!.. Bağırıp çağıracağımıza; asıp keseceğimize, elimizi şakağımıza atıp; “Anadolu Beylerbeyliğine”, neden sıkışıp kaldığımızı biraz düşünsek olmaz mı? Anlaşılan, tarihten pek ders almamışlar! 

***

Merhum Arif Nihat Asya’ya ait şu mısralar, içinde bulunduğumuz ruh halini anlatmaya yeter de artar bile... 

Ne yolcuya güvenirdi ne hancıya

 Beyninde bir kuruntu merkezi vardı. 

Her gördüğü yerliye iç,

 Her gördüğü yabancıya dış, 

Düşman diye bakardı!

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —