Sakarya Zaferi’nin (23 Ağustos-13 Eylül 1921) 100. Yılı kutlu olsun. Bu büyük zaferi, Cumhuriyet’i bizlere armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyorum.
***
Afganistan’da ki gelişmeler, Taliban egemenliği, “laik ve demokratik Cumhuriyet’in”, “Cumhuriyet haliyle Atatürk devrimlerinin” kıymetini bir kez daha gözler önüne serdi. Tabii, yine bu hiçbir zaman olmamış ve bundan sonra da olmayacak “Ümmetin Birliği”nin ne kadar ütopik ne kadar hayal olduğunu da bir kez daha gösterdi.
***
Ne dedik; “Kabil Havaalanı”nın güvenliğini biz sağlayacağız. O nedenle askerimiz orada kalacak!”. Gerekçe de; “Taliban ile ‘İnanç birliği’, Afgan halkı ile tarihi kardeşliğimiz!” Yani, kendi misyonumuzu yine kendimiz belirliyoruz.
***
İkincisini anlarım, doğrudur da… Bu kardeşliğin kökleri Enver ve Mustafa Kemal paşalarla günümüze kadar gelir. Ama “Taliban ile inanç birliğini” anlamakta zorluk çekerim.
***
Bireyler için bu söz konusu olabilir ama “devletler” için nasıl olabilir? Hele hele “bizimle” “Taliban” arasında nasıl “olabilir? Zira; “egemenliğin” kaynakları farklı. Türkiye Cumhuriyeti, yüzünü batıya dönmüş “laik ve demokratik bir Cumhuriyet”; Taliban’ın hedefinde ise, “İslam Emirliği” var. O nedenle soruyorum; “iki devletin” nasıl “inanç birlikteliği” olabilir ki?
***
Biz, Afganistan’da kalacağımızı, “ümmet bağlamında”, söylerken, Taliban, “bize gerek olmadığını, derhal ülkeyi terk etmemiz gerektiği” uyarısında bulundu. Bu nasıl, “ümmet birlikteliği?” Adam, “terk edin gidin!”, diyor. Nedeni bu olmayabilir fakat askerimiz geri çekmeye başladık. Doğrusunu da yaptık.
***
Tabii, Ankara’nın ağzı da değişti: “Taliban liderlerinin sözlerine itiyat ve iyimserlikle bakıyoruz!” “İnanç birlikteliği”, “söylemlere itiyat ve iyimserlikle” bakmaya terek etti. Burada; Taliban’ın Atatürk Türkiye’sine nasıl baktığı ya da nasıl gördüğü çok önemli. Sorun da burada… Eminim; “Tağut düzeni, yıkılması gerekir. Mustafa Kemal de bunun başı!” diyorlardır.
***
Sakarya Zaferi’nin tarihi, askeri, siyasi yanlarını anlatacak değilim. Hem bu benim boynumu aşar. Bunu erbabına bırakalım. Ben, bu zaferin üzerinden, Kayseri Lisesi ile ilgili uydurulan “kirli bir bilgiyi”, tekrar gündeme taşıyacağım. O da şu:
“Sakarya Harbi’ne giden son sınıf öğrencileri şehit olduğu için, o yıl okul mezun vermemiş!”. Kaynak; Cahit Kulebi’yi dinleyen bir Hocamız… Bir konferansta anlatmış Kulebi bu masalı… Efendim, teftiş için Kayseri Lisesi’ne geldiğinde, “mezun kütüğünü” karıştırırken, o ders yılı için, bu notun düşüldüğünü görmüş. Peki, o sayfa bugün var mı? “Kütük” duruyor ama ne hikmetse sayfa yok olmuş!..
***
Allah Allah, nasıl yok olur bu sayfa? Bir de, “yok olan sayfada” adı geçen “on talebenin” doğum/ ölüm tarihlerini, “Belgesele” nerden alındı? Talebe sayısı, biahare 61 ve 80’e nasıl çıktı? Bunda bir gariplik yok mu?
***
Gel zaman git zaman, 1990’larda, o konuşmayı dinleyen Hocamızın yolu Kayseri’ye düşer ve Lise’ye uğrar… Müdür Yardımcısını ziyaret eder… Selam kelamdan sonra, hazırlanmakta olan fakat geciken “Kayseri Lisesi 100. Yıl Şeref Belgeseli”nden söz açılır. Hocamız, çok memnun olduğunu, mutlaka bu bilginin de “Belgesel”de yer alması gerektiğini hatırlatır.
Belgesel tertip heyeti başkanı Müdür Muvini; “Aman Hocam iyi dediniz… Kütüğü getirelim o sayfayı bulalım. Zira eski Türkçe okumayı bilmeyiz, siz bize yardımcı olun”, der. Ama Türk Dili ve Edebiyatı Hocası olan misafirimiz, işinin çokluğunu gerekçe göstererek ayrılır… Bunu bana, hatırlar mı bilemem, bizim gazetede Müdür Muavini anlattı. Yanımızda da “Miço” ve Ferhat Yağmur vardı… Bunu da köşeme taşımıştım.
***
Öğrendiğimize göre, “Sakarya’nın 100. Yılı” münasebeti ile Kayseri Lisesi Mezunları Derneği, “11-13 Eylül” tarihleri arasında bir etkinlik düzenleyeceklermiş. Bu vesile ile bir dergi de çıkartacaklarmış. Benden de bir yazı istediler. Ben de, geçmişte birkaç yazı yazdım bu konuda isterseniz onu girin dedim.
***
Tabii, Dernek yöneticilerinin iyi niyetinden kuşku duymuyorum. Etkinliklerle, mezun olduğum (1963-1964), onur duyduğum Kayseri Lisesi’ni canlı tutmaları, taktirlerin çok ötesinde… Burada sorun, Büyükşehir Belediyesi’nde…
Çok uyardım, Büyükşehri. Gelin bu “doğru olmayan” bilgiye alet olmayın, dedim. Ama maalesef oldular… Bu vebalin altından kalkamaz, dönemin yöneticileri. Hiç olmasa; dikilen heykelden, müzedeki nottan, doğru olmayan bu bilgiyi silin şu notu düşün dedim: “Harplerde şehit düşen Kayseri Lisesi Öğrencileri Anısına!”
***
Bu notu görmediğim ya da bu hilafı hakikat bilgi kaldırılmadığı sürece açılan müzeye adımımı atmam. Zira “çenem durmaz!” başım belaya girer. Tekrar ediyorum: O bilgi doğru değil. Bu vesile ile konu ile ilgili yıllar önce yazdığımı iki yazımı servis edeceğim peş peşe. Orada daha detaylı anlatıyorum olayı ve itirazlarımı belirtiyorum.