Ve hızlarını alamayıp devam ediyorlar , "Yalnız kadınların sahiplenilmesi", nafaka uygulamasının sona erdirilmesi gerektiği, miras haklarından men edilmesive olabildiğince özgürlük alanını kısıtlamayı amaçlayarak,isteklerinisıralıyorlar…Gelen tepkiler üzerine bir açıklama yaparak sözlerinin saptırıldığını,bahsedilen şey bir fon oluşturulması ve yalnız yaşayan kadınlara maddi destek sağlanmasıdır" ifadelerini kullandı.
Bırakın Allah aşkına bir kere bilinçaltında yatan düşüncenizi dışa vurmuşsunuz, yok yanlış anlaşıldı, yok birileri kelimeleri kırptı demeniz hiçbir şey ifade etmez bir insanın “fikri neyse zikri de odur” ve gelen tepkilerden dolayı düşüncelerinizi masumlaştırsanız da “görünen köy kılavuz istemez” misali gerçek düşüncelerinizi dökmüşsünüz ortalığa… Kim inanır acaba…
Siz değil misiniz kadının çalışmasına, ayakları üzerinde durmasına karşı olan; düşüncelerinden dolayı ters düşen HÜDA PAR Hizbullah terör tarafından önce günlerce işkenceye maruz kaldıktan sonra domuz bağı ile öldürülen Gonca Kuriş’i hatırlatıp ve Dönemin Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar OKKAN cinayetini de belirterek ne kadar düşünce özgürlüğüne karşı olduğunuzun apaçık göstergesi değil mi?konuşmalarınızda kadınlar yararına iş yapacakgibi görünüp, düşüncelerinizde canilik yatan bir beyine sahipsiniz… Onun için kadınlar hakkında iyilik misali düşünceleriniz varmış gibi ne söylerseniz söyleyin inandırıcı olamazsınız…
Kimi nasıl sahiplendiriyorsunuz, neye dayanarak sahiplendiriyorsunuz, bu sahiplenme hakkını nerden alıyorsunuz, kim veriyor bu hakkı size Allah aşkına, nasıl bir akıl tutulması içerisindeniz IQ seviyeniz ne derecede anlamış değilim…
Bir kere Cumhuriyet tarihi boyunca kadın ve insan hakları çerçevesinde hiç kimse kadına, yaşam özgürlüğüne kanunen müdahale edemez…Kimlerin gücü yetti ki, sizin gücünüz yetsin;bu kadar kolaymı zannediyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları hakkında şeriat kanunu getirmeyi… Ve ben her defasında, her fırsatımda bu ve bunun gibi yazılarımı bu zihniyette olanlar için not olarak düşeceğim buraya…“Ulu Önder Mustafa KEMAL ATATÜRK’ün dört yıl süren Kurtuluş Savaşı'nda kadınların verdiği mücadele, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından karşılık buldu. Hiç şüphesiz bağımsızlığın kazanılmasında kadınların rolü büyüktü. Cumhuriyet devrimleriyle din ve devlet işleri ayrıldı, laik bir devlet kuruldu. Medeni kanunun kabul edilmesi, kadın haklarının kazanılmasında bir dönüm noktası oldu. Seçim kanununda yapılan değişiklikle ise kadınlara genel ve yerel seçimlere seçme ve seçilme hakkı verildi. Bu hakların kazanılması Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınlara verdiği önem ile gerçekleşti.”
Onun içindir ki; kadının bir hayvan, bir mal gibi sahiplendirilmesi, birilerinin himayesi altına alınması sadece kendi düşüncelerinizi bağlar… Çünkü bu haklar kolay kazanılmadı ve zavallı düşünceler içerisinde olanlara bu haklarımızı kurban ettirmeyeceğimizi bilmeleri gerek…Ulu önder Atatürk’ün sayesinde tüm haklarından yoksun olan sadece binde dördü okuma yazma bilen Türk Kadını artık Cumhuriyetin eşit bir yurttaşı ve saygın bir bireyi halinegeldi.
Ayrıca;
Mustafa Kemal'in kurduğu Cumhuriyet'te kadınlar, önce 3 Mart 1924 tarihli Tevhîd-i Tedrisât Kanunu ile eğitimde erkeklerle eşitliği kazanmışlardır. 1926 yılında kabul edilerek Türk kadınlarını "şeriat" zincirinden kurtaran Medenî Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. Aile ve toplum hayatında kadın erkek eşitliğinin temelleri atıldı. Mecelle adı verilen ve dinî temellere dayanan kanunun yerine geçen Türk Medenî Kanunu ile Türk kadını güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanındasosyal faaliyetlere katılmaya başlamıştır.
Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.
Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.
Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.”
Mustafa Kemal Atatürk