Hoca efendilerin vaazlarında;“Recep, Şaban derken geldi Ramazan” dedikleri aya geldik... Bir Hadisi Şerif’te de; “Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret sonu ise azaptan kurtuluştur!”, rivayeti yapılır.
***
Yarın Ramazan’ın ilk günü.21 Nisan Cuma son günü… Allah herkese huzur versin; ağız tadı versin; ülkemize ve insanlığa esenlik versin… Mabetler, siyaset arenasına; iktidarın arka bahçesine dönüşmesin. Amim!..
***
İnanın, mabetlerin siyasete bulaşmasından çok korkuyorum. Vaizler, imamlar öyle savuruyorlar, öyle laflar ediyorlar ki, ürküntü veriyor. Ya hu, köprü, otoyol vs. yapanların öbür dünyalarını kurtardıkları gibi, onlara oy verenlerinin de kurtulacağını, mehaz vererek söyleyenler var.
***
Ama unutulmasın… Ramazan, rahmet ayı… Ramazan mağfiret ayı... Ramazan, hayr ve hasenat ayı… Ramazan ellerin göğe açıldığı, duaların kabul olduğu ay... Ne olur, hiç olmasa, şu mübarek ayda, kin ve nefret tohumlarını saçmayın. Yazık edersiniz, bu ülkeye, yazık edersiniz “din-i mübine!”
***
Ramazan, yardımlaşmanın, dayanışmanın pik noktaya çıktığı ay… Bunların hepsi doğru… Allah, hayr ve hasenatta bulunan; yardımlaşma ve dayanışma içinde olan herkesten razı olsun… Gayret içinde olanlardan da…
***
Ama ben bir şeye dikkat çekmek, çok kişinin de gözlemlediği, çok kişinin rahatsızlık duyduğu bir konuya parmak basmak istiyorum… Acaba, yapılan aynî ve naktîyardımlar yerine gidiyor mu? Yerini buluyor mu? Bu konuda kuşkuluyum ve büyük ölçüde gitmediği inancındayım. Bunların büyük bir kısmı, “dilencilere”, “dilenmeyi” adeta meslek edinenlere gidiyor,“yerine” gitmiyor.
***
Çeşitli kanallardan erzak, çeşitli yerlerden giyim eşyası alanların haddi hesabı yok… Akşama kadar “kırkkapı” dolaşanlara çok tanık oldum… Kapıdan kovsan, pencereden giriyorlar…
***
Bu feyz ve bereket ayının aynı zamanda toplumumuzda ki “fukaralığın”, geçim sıkıntısının ne denli yüksek boyutlarda olduğunu göstermesi de bizlere ayrı bir hüzün verdiği, muhakkak…
***
Hele hele bir de derdini anlatamayanlar, varlıktan yokluğa düşenler var; “Bir dokunuyorsun, bin ah işitiyorsun!”
***
Vakti, zamanında hali vakti yerinde olup da sıkıntıya düşen ve fakat üzüntüsünden derdini anlatamayan çok insan, çok “yerli” var… Bunlara da mutlaka ulaşmak gerekir. Zira hüznü birlikte yaşamak, geçmişten günümüze gelen sıkıntılı günleri birlikte karşılamak, birlikte göğüslemek zorundayız…
***
Çok şükür, hiç olmasa, Ramazan’da yoğun bir biçimde bu sıkıntıları birlikte yaşamaya, birlikte göğüslemeye çalışıyoruz; herkes elinden geldiğince bir şeyler yapabilmenin azim ve gayreti içerisinde…
***
Etrafınıza bir bakın; Belediyeler başta olmak üzere, dernekler, vakıflar, resmi ve özel kurum ve kuruluşlar, kişiler vs. dayanışmanın, yardımlaşmanın çok güzel örneklerini veriyorlar. Ama maalesef bu, gösterişe döndü. Koca koca adamlar, yaptıkları üç kuruşluk yardımı bahane edip boy boy görüntü veriyorlar medyada. Bir kısmı ellerini sıkıyor, bir kısmı da yüzlerinden öpüyor; Utanmıyor, arlanmıyorlar.
***
Yok, bu yardımları inancınız gereği yapıyorsanız, yapmayın böyle yardımı. “Put” oluyorsunuz, “put”, bunun farkında mısınız? Yok, siyaseten yapıyorsanız bun da açıkça söyleyin muazzez ve mukaddes dini buna alet etmeyin. İnancı gereği yapanlar için söylüyorum; “sağ elinle verdiğinden sol elinin haberi olmayacak” düsturuna çok duyarlı olun; olun ki insanları kendinize tapındırmayın.
***
Hayır ve hasenat yaparken; sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayanlara ne mutlu. Bunların gayret ve himmetleri takdirlerin çok çok ötesinde. Ama siyaseten yapanlara, bundan bir çıkar umanlara lânet olsun! Yapmayın, ondan iyi.
***
Buraya kadar olan işin bir boyutu… Bir başka boyutu var ki, hiç de hoş değil… İftar çadırları, aşevleri vs. önündeki kuyrukları, muhtaç durumdakileri gördükçe irkiliyorum, insanlığımdan utanıyorum…
***
Hayır ve hasenatta bulunanları; bu yolda gayret gösterenleri tenzih ederek ve bağışlamalarına sığınarak bir söz söylemek istiyorum: “Şu kadar aç doyuruyoruz; şu kadar çıplak giydiriyoruz; şu kadar iaşe paketi dağıtıyoruz!” türünden sözler bana göre bir insanlık ayıbı…
***
Şu kadar aç doyuruyorsak, şu kadar çıplak giydiriyorsak, şu kadar iaşe paketi dağıtıyorsak ve iftar çadırlarında, aşevleri önünde metrelerce kuyruk oluşuyorsa, bu hepimizin suçu ve bunda övünülecek bir şey de yok.