Ramazan ayı bereket ayı.
Huzur ve refah ayı.
Yardımlaşma ayı.
Paylaşma ayı.
Yoklusun gün gördüğü ay aslına bakarsanız.
Ya da yoksulun gerçek anlamda gün görmesi gereken bir ay bu ay.
Peki tablo nedir?
Ancak gel gör ki Türkiye’nin o bildik tanıdık fotoğrafı bir türlü değişmiyor.
Ülkenin acı gerçeği bu.
İster inanın, ister inanmayın.
Açlık sınırı 32 bin, yoksulluk sınırı 98 bin sınırına dayandı..
Çarşı, pazar, okul kantinleri her yer ateş pahası..
Ülkede açlık ve yoksulluk bile lüks oldu
Açlık sınırı 31.224 TL
Yoksulluk sınırı 97.158,89 TL
Asgari ücret 28.075,50 TL
Emekli maaşı 20.000 TL
Fitre miktarı Diyanet’in belirlediği rakam günlük 240 TL.
Hikaye bu kadar
BUYURUN…
Aç mısınız, yoksul musunuz?
Paylaşma ayı, iyilik ayı olan
Ramazanda iftar fiyatları mı?
En kötü ihtimalle kişi başı 500-750'den başlıyor 6000 TL'ye kadar var fiyat.
Türkiye ne yazık ki tam manası ile ortadan karpuz gibi bölünmüş durumda.
Zengin tam zengin uçuyor.
Fakir fukara mı?
Hurma, tahin-pekmez nerede?
Onlar ekmek bile bulamıyor…
“Açın vanaları açın!
Yeni doğalgaz bulundu,
bedavaya ısınacağız” diyorlardı.
Oradan da golü yedi vatandaş
İnşaallah Razaman'ın bitişi ile birlikte kışta biter de çifte bayram nasip olur ömrü varsa emekli, dul-yetim ve asgari ücretliye...
BU KONUYA DAİR…
"TÜİK ve ENAG enflasyon rakamlarını olarak açıkladı.
TÜİK Ocak ayı enflasyon;
Aylık Enflasyon: % 4,84
Yıllık Enflasyon: % 30,65
#ENAG Ocak ayı enflasyon;
Aylık Enflasyon: % 6,32
Yıllık Enflasyon: % 53,42
TÜİK'in inandırıcılığı kalmadı,
gerçek enflasyonla maaşlarımız eriyor."
Sabit gelirlilere acilen ek zam yapılmalı, maaş artışları gerçek enflasyon oranında her ay olmalı ve memurların vergi dilimi %10'da sabitlenmeli!
Halkın enflasyonu ile TÜİK enflasyonu arasındaki uçurumun nasıl oluştuğu herkesin malumu.
Bu aslında bir nevi iktidarın resmi politikasına dönüşmüş durumda.
Buna göre enflasyon sepetini güncelleyen TÜİK, çok zamlanan ve çok kullanılan ürünleri azaltırken, ayda yılda bir ihtiyaç olan ürünleri çoğalttı.
Yeni sepette, sadece ramazanda çok az tüketilen ‘kuru hurma’ ile kredi kartı aidatı, oto ekspertiz ücreti, güneş kremi ve termos da yer aldı.
Neden hep yoksulların Açlık sınırı belirlenir...?
Oysa zenginlerin tokluk sınırı belirlenmesi gerekir...
Çünkü doymak bilmeyen...
Doyumsuz olan onlardır...!!!”
Kapitalizmde işçinin ücreti, hayatta kalmasını sağlayacak en düşük seviyeye geriler.
Çünkü sermaye sahipleri maliyetleri düşürmek için ücretleri baskılar. İşsizliğin varlığı da emek piyasasında pazarlık gücünü işverenlere verir.
Sonuç?
Sürekli çalışmak bile yoksulluktan kurtulmaya yetmez…
Sadece resmi köleliğe ve açlığa belli bir süre sonra alışırsınız.
Onu da yaşamak zannedersiniz…
"Daha az et tüketin." diyeni mi istersiniz.
“Porsiyonlarını küçültün” mü istersiniz.
“Emekli çok yaşıyor, onun için batıyoruz” diyene kazır mısınız, küser misiniz?
Bu ülkede emekli şu anda fitreye, sadakaya muhtaç hale gelmiş durumda maalesef…
Şaka gibi.
Açlık sınırı altındaki maaşlar yüzünden bizim çocuklar makarna ve ekmek yiyebiliyor, eti bulamıyor ki tüketsin.
TÜİK verilerine göre yetersiz beslenme nedeniyle çocuklarda bodurluk ve obezite her geçen yıl artıyor üstelik.
Ülkenin gerçeklerinden bu kadar mı uzaksınız?”
İFTAR ÇADIRLARI PEK YOK.
Dikkatinizi çekmiştir geleneksel İftar Çadırları pek yok.
Özellikle belediyeler bu konuda pek topa girmediler bu yıl Ramazan ayı münasebeti ile.
Bu konuda birçok kişinin yorumu, “Seçim yoksa, İftar Çadırı” da yok şeklinde.
Bir başka yaklaşım ise belediyelerin borçları nedeni ile bu konuda sadece İaşe Paketleri ile ayı geçiştirmekte kararlı oldukları yönünde.
Vakıflar Bölge müdürlüğünün bu alanda önemli bir faaliyeti var.
İftar sofrası kuran belediye yok mu?
Var elbette.
Başta Meclis üyelerine.
Eşe, dosta ve diğerlerine…
ONLARI AĞIRLAMAK DAHA ZOR
Malum ilimize her gün bir kafile dolusu insan gelip gidiyor siyasi bağlamda.
Onları ağırlamak açları ağırlamaktan daha zor inanın ki…
Eskiden “Bir hırka, bir hurma” denirdi.
O günler çok ama çok eskilerde kalmış durumda.
Hem de epey gerilerde.
Unutuldu bile çoktan sanırım…
Bazı STK’larda da bazı organizasyonlar var.
Alperen Ocakları yine bir geleneği bozmadı.
Merhum genel başkan Muhsin Yazıoğlu’nun ruhu için her gün çadırda yüzlerce misafiri ağırlıyorlar.
İaşe paketleri de cabası.
Adlarını tek tek sayamayacağımız.
Ama derseniz ki eski ramazanların tadı yok.
Havası yok.
O paylaşım ruhu yok.
Hemfikiriz sizlerle.
Hep şu nostaljik kelime dilimize pelesenk olmuş durumda.
“Nerede o eski ramazanlar, nerede o eski bayramlar!”
Ne kadar üzücü değil mi?!...
Sonuç mu?
EMEKLİYE BU
NEYİN CEZASI?
İktidar yüzünden emekli aç kalıyor, resmen perişan oluyor.
Açlık sınırının ve asgari ücretin altında geçim olur mu?
Emekliye bu neyin cezası?
Dul, yetim ne yapsın?
Hükümete çağrımız:
İşçinin,
memurun,
emeklinin sesini duyun!
Artık geçinemiyorlar…
Emekliler, yardım, destek, fitre, istemiyor!
Hakkı olan, İntibak, Gerçek Enflasyon Farkı, Zam, Seyyanen, Primlerinin dikkate alınmasını istiyor…
AKP'nin kanun çıkartarak ve kanuna ek madde yamayarak yok ettiği haklarını istiyor.
HANGİ MATEMATİK,
HANGİ VİCDANLA!...
Son dönemde ne mi oldu?
Ekonomi yüksek faiz- yüksek enflasyon sarmalına dolandı.
Ardından başka türlü olaylar devreye girdi.
Pandemi döneminden yüksek işsizlik de bonus oldu.
İktidarın bu ekonomiyi düze çıkarma ihtimali şu anda yok.
Hem iktidar hem Maliye bakanı, hem de Merkez Bankası akla ziyan açıklamalarla insanları oyalayıp durmanın peşindeler.
Seçime kadar, seçim ekonomisine kadar bu indir-bindir, doldur-boşalt, boş at-dolu tut yarenliği devam edecek gibi görünüyor.
Hangi matematik, hangi vicdanla açıklanabilir bu durum?
Malum Ramazan ayı genel tabirle açların doyduğu ay.
Ancak gelin görün ki 11 ay açlığa mahkum olanların bu ayda ki durumu biraz da drama dönüşüyor maalesef günlerin getirdikleri ile…
El vicdan, vel merhamet lütfen…