MHP Milletvekili, Baki Ersoy, Özel Eğitim Kurumları tarafından verilen iş makineleri operatörlüğü sertifikalarının karşılıksız kalması halinde 100 bine yakın kurumun kapanacağını ve 500 bine aşkın çalışanın da işsiz kalacağını açıkladı:
Malum MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, Bütçe Plan Komisyonu üyesi…
Yani ülkenin bütçesi o komisyondan geçiyor…
Tüm bakanlıkların bütçe önerileri o komisyona geliyor ve komisyon üyeleri hemen her gün bir bakanlığın bütçesini ele alıyor, 2020 yılı bütçe rakamlarının gerçekleşme oranına bakıyor, 2021 yılı bütçe önerilerini ona göre dikkate alıyor, arttırılması gerekiyorsa arttırıyor…
Komisyon üyeleri o bakanlığın gerek 2020 yılı ve gerekse 2021 yılı faaliyetleri üzerin de duruyor…
Komisyon üyesi Milletvekili Baki Ersoy, Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmeleri sırasında ilginç bir tehlikeye dikkat çekti…
Atama bekleyen 60 bin öğretmen adayının bir an önce atanması gerektiğini hatırlatan Ersoy, ayrıca sözleşmeli öğretmenlerin kadro sorununun ile 3600 ek gösterge talebinin de bir an önce karşılanması gerektiğini söyledi…
Bunları anladık, cidden bu üç sorunda yıllardır ülke gündeminden bir türlü düşmüyor, o nedenle artık bu üç sorunun da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından muhakkak çözülmesi şart!
Ama Ersoy’un dikkat çeken bir başka mesajı da Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından verilen ve Talim Terbiye Kurulundan çıkmış binlerce sertifika sahibinin sertifikalarının karşılıksız çıkacağı, yaklaşık 100 bine yakın kurumun kapanacağı ve 500 bine yakın çalışanınsa işsiz kalacağı yönünde ki mesajıydı…
Ne demek o sertifikalar karşılıksız kalırsa 100 bine yakın kurum kanacak ve 500 bine yakın çalışan da işsiz kalacak?
İşsizliğin her geçen gün arttığı ülkemiz de 100 bine yakın işyerinin kapanması ve 500 bini aşkın çalışanın da işsizler ordusuna katılması öyle küçümsenecek bir vaka değil!
Bunu hem başta Milli Eğitim Bakanlığı’nın hem de hükümetin ciddi şekilde ele alması şart!
Aksi takdirde tıpkı yıllardır atama bekleyen öğretmen adaylarının durumu gibi, tıpkı yıllardır kadro bekleyen sözleşmeli öğretmenlerin durumu gibi, tıpkı 3600 ek gösterge talebi gibi bu alanda yeni bir kriz daha önümüze gelmesi kaçınılmaz olur!
Bence MHP Milletvekili ve Bütçe Plan Komisyonu Üyesi Baki Ersoy’un dikkat çektiği bu tehlikeyi başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere AK Parti hükümeti ciddiye almalı…
**
BU GÖRÜNTÜDEN BU
GÖRÜNTÜYE NASIL GELDİK?
Dün eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in ölüm yıldönümüydü…
Malum Ecevit, 5 Kasım 2006 yılında hayatını kaybetmişti…
Yani ölümünün 14. Yıldönümü…
Kendisini rahmetle anıyoruz…
Ecevit, tek kelimeyle şair ruhlu bir siyasetçiydi…
Ecevit’in siyasi fikrine katılırsınız katılmazsınız o ayrı bir boyut ama hiçimse Ecevit için çaldı, çırptı, yandaşlarına peşkeş çekti, kamu olanaklarını kendi menfaatine kullandı diyemez…
Yaşamı boyunca kamu olanaklarını korudu-kolladı…
Özel yaşamında da hep mütevazılığıyla tanındı…
ORAN’da ki evinin dışında hiçbir özel mülkü olmadı…
Hatta ORAN’da ki ev yapılırken bile taksitlerini ödemede zorlandı…
12 Eylül asker darbesi sonrası neredeyse günlük gazete alacak gücü bile yoktu…
12 Eylül öncesi parti mitinglerine bile giderken eşi Rahşan Hanım ile birlikte hep parti otobüsünü kullandı…
Partililerle birlikte kumanya yedi…
Hiçbir ayrıcalığı olmadı…
Parti otobüsü taşlanırken ve hatta kurşun yağmuruna tutulduğunda bile o otobüsün içinde oturdu ve partililerini yalnız bırakmadı…
Hiçbir zaman halktan kopmadı, koruma ordusu kullanmadı…
Düşünün bir kere Ecevit, Başbakanlığa girerken bile bir esnaf önüne yazarkasa fırlattı… İstese o esnaf Ecevit’in kafasından aşağı bile atabilirdi…
Niye?
Etrafını kuşatan bir koruma ordusu yoktu da ondan!
Hiçbir zaman olmadı da!
Doğusu da o!
Hep İskandinav ülkelerinde ki siyasetçiler gibi oldu…
Aynı ekolden gelen ve ABD’de birlikte eğitim gördüğü dönemin İsveç Başbakanı Olaf Palme’de eşiyle birlikte gittikleri sinemadan çıkarken bir saldırgan tarafından öldürülmüştü…
Tamam, Başbakanlık konumuna kadar gelmiş birinin de o kadar sahipsiz ve korumasız bırakılmasından yana taraf değiliz ama 3 bin 700 kişiyi bulan koruma ordusu ne demek?
Mevcut Cumhurbaşkanı, bir İl’e gidecekse önce o İl’e bir ekip gidiyor, Cumhurbaşkanının programına göre gideceği mekânlar tek tek teftiş ediliyor, sonra Cumhurbaşkanının geleceği gün güzergâhında ki yol boyu araçlar kaldırılıyor, trafik kesiliyor, yollar tutuluyor, Cumhurbaşkanına yaklaşıp bir meramınızı iletmeye kalksanız anında ayağınız yerden kesilir…
Karadan, havadan ve denizden tüm güzergâh gün boyu kontrol ediliyor…
Tıpkı Amerikan filmlerinde olduğu gibi siyah giyimli koruma ordusu, gözlerinde siyah gözlükler, altlarında son model araçlar…
Hava da saatlerce şehrin üstün de tur atan Helikopterler…
Bu nedir Allah aşkına böyle?
Doğrudur Sayın Cumhurbaşkanı ciddi tehditler alıyor olabilir ama abartıya ve şaşaya kaçmadan pekâlâ bazı önlemler alınabilir…
Ama bu iş koruma önlemlerinden çıkmış çıkışmış bir imaj konumuna dönüştürülmüş…
Sonra nedir öyle, “İtibardan ödün verilmez” sözünden hareketle bin yüz odalı saraylar, masraflar, şişirilmiş kadrolar, yüksek maaşlar falan filan…
Sonra gelsin ağır vergiler, cezalar…
Allah aşkına bu gariban vatandaş bu yükün altından nasıl kalkacak?
Biz nasıl bu hale geldik?
Ne oldu bize?
Güce, kudrete, ihtişama biat eder olduk!
Demirel Cumhurbaşkanı iken Kayseri’ye geleceği zaman ilkokul öğrencilerinin ellerine bayraklar tutuşturulur, yağmurun altında Demirel önlerinden geçerken öğrencilere ellerinde ki bayrakları sallamaları için talimat verilirdi. Bu görüntüleri gören vatandaş da basın kuruluşlarını telefon yağmuruna tutardı…
“Yazık değil mi bu çocukları, Demirel’e bayrak sallayacaklar diye saatlerdir yağmurun altında tutuluyorlar!” diye haklı olarak açıkça tepkilerini dile getirirlerdi…
Ne oldu o vatandaşa?
Cumhurbaşkanı hem de siyasi kimliğiyle bir şehre gidiyor, bırakın biloartları, caddelerin ortasında duran elektrik direklerine kadar afişleri boy boy asılıyor, gün boyu trafik kapatılıyor, yollar tutuluyor, iki adım da bir yolların hem gidiş hem de geliş güzergâhlarına resmi-sivil polisler dikiliyor, havadan karadan kontrol ekipleri cirit atıyor, vatandaş normal güzergâhından işine gidip gelemiyor ama yine de kimsenin “gıkı” çıkmıyor…
Sonuç?
Sonuç şu ki, maalesef kabul etmek lazım ki vatandaş güce biat ediyor…
Güç karşısında susuyor…
Hatta gördüğü ihtişam karşısında biat kültürü daha da artıyor…
Son yıllar da hep Almanya Başbakanı Angela Merkel örnek veriliyor…
Bırakın Almanya’yı AB’nin Başkanı konumunda ki Merkel bile evine bir korum ve bir de özel kalem müdürüyle sıradan bir panelvan araca binip gidip-geliyor…
Tek başına elini-kolunu sallaya sallaya çarşıya-pazara gidip alış-verişini yapıyor…
Etrafında tıpkı Amerikan filmlerinde olduğu gibi siyah giyimli ve siyah gözlüklü, kovboylar yok!
Medeniyet bu olsa gerek üstadım!
Öyle ülkemizi aç gözlü emperyalist güçlerin işgal ettiği döneme mahsus olarak milli şairimiz Akif’i o döneme mahsus yazmış olduğu şiire sığınıp, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” dizelerine sığınmayacaksın!
Medeniyeti iliklerinde yaşatacaksın…
Hasılı bir yaşam biçimi olarak benimseyeceksin üstadım!
Yanlışı alkışlamayacaksın!
Taltif etmeyeceksin!
Prim vermeyeceksin!
Çocukları yağmurun altında bayrak sallasın diye yol boyu tespih tanesi gibi dizilmelerine nasıl tepki veriyorsan gün boyu şehrin trafiğinin alt-üst edilmesine de tepki vereceksin!
Tepkini ortaya koyarken bile haktan, hukuktan şaşmayacaksın, hasılı be kardeşim ikiyüzlü olmayacaksın!
İşte o zaman gerçek anlam da medeni bir toplum olmuş oluruz!
Yoksa daha çoook ekmek yememiz lazım!
Maalesef vaziyette onu gösteriyor gibi…