Bazılarının; “nereden çıktı bu komünist, bu vatan haini” diyeceğini biliyorum. Dostlar fikir, ifadeyi açıklama özgürlüğü, “özgür düşünce”, hakim teminatı, bağımsız mahkemeler, kuvvetler ayrılığı yoksa bir ülkede, insanlık tarihinde “nal toplayacağını” da unutmamak gerekir…
***
O nedenle, Nazım Hikmet ya da başkaları ne derse desin tahammül etmek zorundayız. “Vur kafire, vur haine!” dediğimiz anda dünya üçüncü liginde top koşturmaya devam ederiz.
***
Şimdi sizinle, benzer iki mahkeme kararını paylaşmak istiyorum: “… Bu farklı yaklaşımların hukuka yansıması ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 1976 tarihli ‘Handyside’ ve bizim Yargıtay’ımızın 8'inci Ceza Dairesi bir dava üzerine, 2004 tarihli”, bir kararını vereceğim. Bununla, içinde bulunduğumuz durum bir karşılaştırın bakalım:
***
...Budeğerlendirmeler,toplumunbirbölümünürahatsızedicinitelikteolabilir.Ancakunutulmamasıgerekirkiifade özgürlüğü, çoğunlukgibidüşünmeme,kuruludüzenisorgulama,hattaeleştirmehakkınıdakapsar.Dahası,sarsıcıniteliktaşıyan,toplumunçoğunluğunukızdıranvetartışmayayöneltenfikirlerdeifadeözgürlüğününkorumasıaltındadır. İlk gününü yaşadığımız 2009'dan siyasal beklentimiz, ‘İcraatimtiyazı’nın sahibi olan iktidarın, toplumun ‘Eleştirihakkı’na karşı hoşgörülü, sabırlı ve anlayışlı davranmasıdır.”
***
Nazım, 1902 Selanik doğumlu... Babası, Hikmet Bey... İttihatçı... Baba tarafından Nazım Hikmet’in dedesi, 2. Abdülhamit döneminin ünlü valilerinden Mehmet Nazım Paşa, Anne Celile Hanımtarafından büyük dedesi; Polonya göçmeni, mühtedi (1848) Mustafa Celâleddin Paşa (KostantinBorzecki; ki, Türk asıllı olduğu söylenir)... Anneannesi ise; Kuzey Kafkasya Çerkezlerinden...
***
Mustafa Celaleddin Paşa, bizim “Türkçüler” için önemli bir isimdir ama çoğu bilmez. Türkçülüğün ilk tohumunu atanlardan… “1869 yılında ‘Eski ve Modern Türkler’ adlı eserini Fransızca olarak yayınlamış. Türk tarihinde hanedan tarihçiliğinden ulus tarihçiliğine geçişte etkisi olan isimlerden. Türkçülük konusunda öne çıkan ve çokça bilenen isimlerden daha önce Türkçülük fikrini ve Arap alfabesine karşı da Latin alfabesinin kullanımını savunmuştur.”
***
Kağnıpazarı’ndakiZeynel Abidin ve Seyyid Burhanettin türbelerini, Kayseri Mutasarrıfı ikenNazım Paşa yaptırtmış (1892). Sanırım Abidin Paşa da Ankara Valisi. Kayseri, Ankara’ya bağlı. Bu yapımda onun da etkisi olduğu söylenir.
***
Nazım Paşa, bir Mevlevi... Yukarıdaki binaları yaptırtması da bir tesadüf değil... Aynı kaynaktan, Ehli Beyt’ten su içiyorlar... Dedesinin bu özelliğinden olsa gerek, Nazım Hikmet, gençliğinin ilk dönemlerinde Mevleviliğe merak duymuş, hatta Mevlana başlıklı bir şiiri var...
***
Nazım’ın, 1925’ten itibaren çeşitli suçlardan! yargılanır(10’un üzerinde dava açılmıştır), bu süreç 1938’de, Donamayı İsyana Teşvik ile noktalanır... Gençliğinin neredeyse tamamına yakını hapiste geçen Nazım, 1950 affı ile çıkar; 1951 yılında, askere alınma ve orada öldürülme korkusu ile yurt dışına kaçar... 1951’de de Türk vatandaşlığından çıkartılır... Bir deniz motoru ile kaçıran da, teyzezadesi Refik Erduran... Karadeniz’de, Romen bandıralı bir gemiye biner... Sonrası malum...
***
İnanmış bir komünist; hem de iman noktasında olduğu yadsınamaz... Beğenin beğenmeyin; sevip sevmeyin, bu özelliği ön plana çıkartılmazsa Nazım’a haksızlık edilmiş olunur...
***
Şimdi konumuzun öznesi Nazım Hikmet’in çok bilinen şiirini paylaşmak istiyorum:
Bugün pazar,
Bugün beni ilk defa
güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde
ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi bu kadar geniş
olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla
toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga,
ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben.
Bahtiyarım.