Söz konusu olan 'Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi kapsamında Eskişehir ve İzmir’deki 842 okula imam ve vaiz atanması…
Dikkatimi çeken tüm partive bazı sivil toplum örgütlerinin bu konu üzerinde açıklamaları varken, AKP ve MHP’nin sesiz kalmasıdikkat çekici oldu… Yada ben rastlamadım açıklamalarına…
Şimdi bununla birlikte eğitim düzenimizde 20 yıl içerisinde neler değişti ve 20 yılda eğitim nasıl katledildi birçok kişinin bu durumdan nasıl muzdarip olduğunu biliyoruz… Çünkü veliler olarak sizlerde yetişemez oldunuz eğitim sistemindeki değişikliklere…
-İlk olarak Liseler 4 yıla çıktı
-2009'da katsayı kaldırıldı
-ÖSS kaldırıldı ve iki aşamalı sınav getirildi
-FATİH Projesi hayata geçirildi
-SBS yerine TEOG sınavı getirildi
-15 Temmuz'un ardından, 15 üniversite ve 934 okul kapatıldı
-4+4+4 sistemiyle 12 yıllık zorunlu kademeli eğitim getirildi
-Müfredatta kapsamlı değişikliğe gidildi
-2018’de Prof. Dr. Ziya Selçuk Milli Eğitim Bakanı oldu.
Bakan Selçuk tarafından açıklanan 2023 Eğitim Vizyonunda ''zorunlu ders saatleri ve çeşitlerinin azaltılması, sözleşmeli öğretmenlerin görev sürelerinin kısalması, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılması, 5 yaş erken çocukluk eğitiminin zorunlu olması, pedagojik formasyon eğitiminin MEB tarafından verilmesi, elverişsiz koşullarda görev yapan öğretmenlere teşvik verilmesi'' hedefleri yer aldı.
Görüyorsunuz değil mi? Öğrenciler üzerinden yapboz oyunu gibi oynadıklarını… Bir dikiş tutturamadılar gitti…
İktidar döneminde en çok değişikliğe uğrayan yer Milli Eğitim Bakanlığı olmuş, şimdiye kadar 8 bakan atanmış. Hemen hemen atanan her bakan ilk olarak vizyonlarını açıklamış ve hepside farklı değişiklikler yaparak eğitimin içinden çıkılmaz hale getirmeyi başarmış maalesef… Sırada 9. Bakan Yusuf Tekin var ve 9. Bakanımız da ayağının tozuyla son noktayı koymuş “MANEVİ DANIŞMANLIK” hizmeti adı altında okullara imam ve vaiz atamakla… Hiçbir ülkede eğitim bu kadar sık değişik kurallara uğramamıştır sanırım…
Bir kere ANAYASANIN 24 MADDESİ ne diyor!
Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini âyin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Zaten din dersi ve ahlak bilgisi dersleri eskiden beri ilkokul çağlarında verilirdi ve o zamanlar tek bir öğretmen verirdi dersleri, şimdilerde branş öğretmenleri olmasına rağmen bu atamalara anlam veremedik,
MANEVİ DANIŞMANLIK hizmeti anayasamıza tamamen aykırı olmasına rağmen okullara bu hizmeti dayatmaları anayasayı hiçe saymaları bunun tamamen manevi değer için verilecek hizmetin dışında bir hizmet olduğunun apaçık göstergesidir...
Neden derseniz o görevi zaten din öğretmenleri yapamıyor mu, üstelik rehberlik ve sınıf öğretmenleri de bu konuda epeyce bilgili…
Son 7 yılda atanan din öğretmeni sayısı 18.176 kişi peki ne iş yapacak bu din öğretmenleri, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Üstelik sınıf öğretmeni ve rehberlik öğretmenleri de varken onlarda bir nevi manevi danışmanlık hizmeti vermiyor mu? Bu durum da binlerce atanamayan öğretmenler sırada bekliyor ve öğretmensiz okullar varken imam ve vaiz görevlendirmek ister istemez insanların kafasında soru işaretine neden oluyor…
Nedenine gelecek olursak; manevi danışman adı altında uzman olmayan kişilerin getirilmesi çocukların sağlığı için çok büyük bir tehlikedir” bu koşullarda Ülkemizin de durumunu göz önünde bulunduracak olursak “Psikolog ”atanması yerinde olacaktır…
Ülkemizin her bir köşesinde sayısı belli olmayan tarikatlar yetmezmiş gibi okullara vaiz ve imam atamalarının altında başka bir şeyler yatıyor olmalı… Tarikat yerlerinde olan olaylar azımsanmayacak kadar çok biliyorsunuz. Daha geçen yıl ‘tarikat baskısı’ nedeniyle üç gencin intiharını unutmadık! Akdeniz Üniversitesi kampüsündeki KYK yurtlarında kalan H.G. 11 Mayıs’ta, E. K. 21 Mayıs’ta, M. K. ise 10 Haziran’da intihar etti. Bir ay içinde gerçekleşen üç öğrenci intiharı sonrası KYK yurtlarında ‘manevi danışmanlık’ sistemine son verilmişti şimdi ne oldu da, “manevi danışmanlık” hizmeti tekrar hortladı…
Yoksa tarikatlar mali krize girdilerde baskıyı mı artırdı?” sanırım kadrolaşma dönemi de başlamış oluyor bu gidişle… Daha küçük yaşta çocukların omuzlarına dayatmalı eğitimle kaldıramayacakları yük yüklerseniz sonuçları acı ile bitiyor…
Manevi değerlerimize sahip çıkmak ve onu en güzel bir şekilde gelecek nesillere aktarmak elbette görevimizdir, buna kimsenin karşı çıktığı yokama bu değerlerimizi farklı şekilde küçücük beyinlere aktarmak yarardan çok zarar getirecektir… Benim niyetim bu değerlerimizi karalamak değil yanlış anlaşılmalara yol açmak istemem elbette ama maalesef fark amaçlar altında bu manevi değerlerimizi kullanarak çocuklarımızın başına gelenleri hepimiz de iyi biliyoruz yukarıda belirttiğim örnekler gibi…
Artık rahat bırakın çocuklarımızı. Amacınız nedir? Neyin peşindesiniz?
O zaman şöyle bir sonuca varalım, atanamayan öğretmenlerimize bir şans verilsin onlarda camilerde görevlendirilip bilim ışığında hizmet vermeye başlasınlar, var mısınız böyle bir hizmete.
İyi olmaz mı?