Başlıktaki harf gurubunun açılımı; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (Transseksüel) kelimelerinin baş harflerinden oluşur.
Gurubun faaliyetleri, bu harf gurubu ile tanıtılır.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, konu ile ilgili son açıklamasında; “LGBT… Yok böyle bir şey. Bu ülke millidir, manevidir ve bu değerlerle geleceğe yürümektedir.”
Dedi…
Herkesin, her konuda görüş açıklama özgürlüğü vardır, bu görüş de o özgürlük sınırı içindedir…
XXX
Diğer yandan, kişinin kendi cinsel kimliği ile yaşaması da kendi kişisel özgürlüğüdür.
Yaptığım araştırmaya göre, Bilimsel literatür şunu söyler…
“Her canlı varlık, yani “Transeksüel sendromu”, dünya çapında üniversite hastaneleri tarafından tedavi edilen, doğuştan olan tıbbi bir durumdur. Annenin dölyatağında şekillenen fiziksel (organik) bir durumdur. Tüm memelilerde yavrunun başlangıçtaki cinsiyeti dişidir. Rahimdeki gelişimin 2. ayında, ceninin salgıladığı hormonlarla, bebeğin cinsiyeti ya dişi olarak kalır ya da erkeğe dönüşür. Bu dönemde o küçücük gövdenin ve beynin cinsel yapısı belirlenmiş olur. Bu durum erkeklerin de neden orjinal dişi cinsiyetin izi olarak kalan meme başlarına sahip olduğunu açıklar.”
Yani, durum hiç kimsenin “Ben şöyle bir tercihte bulunayım” diyerek tercih ettiği bir durum değildir, tedaviye muhtaç bir hastalıktır.
Nasıl ki hiçbir hastayı, “Hasta” diye dışlayamazsanız, böylesi tercihe sahip olanları da dışlamak yerine, sarıp sarmalayıp tedavi yoluna bakmak, toplumdan dışlamamak, eğitmek ve topluma kazandırmak gerekir.
Sizce yanlış bir şey mi olur?
Bana göre “Sorgulama” yapmak olmaz ama insanların cinsel tercihleri üzerinden ahlaki sorgulama yapması da kimsenin hakkı da değildir, haddi de…
Bugüne kadar tedavi edilen olmuş mudur, araştırdım ama bulamadım…
Sonuç olarak demem şu ki insanları şu veya bu nedenle, amaç ne olursa olsun, dışlama, ötekileştirme anlayışından ve huyundan vazgeçmeliyiz.
Bana göre elbette…
XXX
Gelelim gündemdeki öteki konulara…
TÜİK, Türkiye’nin nüfusu ile ilgili verileri açıkladı.
Ülke nüfusu 2020 yılında, ikamete göre yapılan değerlendirmede 83 milyon 614 bin 362 kişi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Üç çocuk, yok vazgeçtim beş çocuk" çağrısının dikkate alınmadığı görüldü.
Dahası, yıllık nüfus artış hızı 2019 yılında binde 13,9 iken 2020 yılında binde 5,5'e geriledi.
TÜİK, nüfusla ilgili değerlendirmeyi hemen her açıdan yapıyor. En az nüfuslu il, en çok nüfuslu il, metrekareye düşen nüfus sayısı, yaş guruplarına karşı ülke ahalisinin durumu v.s.
Ancak bu değerlendirmede “Bu kadar nüfusu, bugünkü ekonomik ortamda bu ülke nasıl doyuracak, mutlu edecek” sorusuna cevap aramamıştır.
Zaten sorunun cevabını hiç kimse merak etmiyor, doyamayanlar, fakir-fukaralar bile…
Aklımızı kullanıp da sorsaydık eğer, bugünlere asla gelmez, önümüzü görür, önceden gerekli önlemleri alırdık.
Olmadı, olduramadık n’apalım?
İnşallah, maşallah başka vakte kaldı…
XXX
Bir diğer konu, Boğaziçi Üniversitesindeki olaylar…
Diyorlar ki; “Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Mehmet Bulu, bu kadar yapılan ve yapılmaya devam edilen, Ankara ve İzmir’e de sıçrayan gösterilerden sonra, kendisine bugüne kadar bir yardımcı bile atayamamışken, neden o koltukta oturur, istifa etsin…”
Ah keşkeeee…
O irade kendi elinde olsa, o koltukta bir gün daha oturmaz kaçar ama…
İşte o “Ama” kendisini istifa etmekten alıkoyuyor…
Ayrıca, Boğaziçi Üniversitesinin geleneklerine uygun olmadığı gerekçesi ile istenmeyen ve karşı gösteri yapan öğrencilerin, hakkında görüş açıklarken…
Diğer yanbdan,öğrencileri toptan terazinin aynı kefesine koyarak topunu birden “Terörist” ilan etmek de aklı aykırı bir tutumdur, tamamen olumsuz bir görüştür…
Dahası, gösteri yapan öğrencilerin üzerine polisleri göndermek, şiddet uygulamak da akla ve izana aykırıdır.
Topluluğun içine kışkırtıcılar sızmış olabilir mi?
Elbette olabilir, ancak topluluğun içinden onları ayıklamak için şiddete başvurmak da gerekmez.
Şunu çok iyi bilmek ve anlamak gerekir ki, öğrencilerin, ülke geneline yayılma eğilimi gösteren toplu gösterileri, hayra alamet değildir.
İktidarın bu gerçeği dikkate almasında fayda vardır.
Yakın tarih bunu birçok kez yazmıştır.
XXX
Sordum idi, cevabın yarısı geldi…
Hatırlayacak olursanız, Kayseri’de 2020 yılı içinde ne kadar “KADIN CİNAYETİ” işlendiğini CİMER’e sormuştum ve gelecek cevabı paylaşacaktım…
CİMER konuyu KAYSERİ İL JANDARMA KOMUTANLIĞI’NA havale etmiş ve oradan gelen cevap da aynen şöyle…
“29.01.2021 tarihinde yapmış olduğunuz ve 01.02.2021 tarihinde birliğimize ulaşan CİMER müracaatınız Komutanlığımızca inceleme ve değerlendirmeye alındığı, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanununun 18'inci maddesi gereği gizlilik dereceli bilgilerin verilemeyeceğini, Kayseri , C.Başsavcılığından talep etmeniz halinde alabileceğinizi belirtir. Kurumumuz adına sağlık ve esenlikler dileriz.”
Verilecek cevabı az çok tahmin edebildiğimde, İl Jandarma Komutanlığına “…sağlık ve esenlikler…” dilekleri için teşekkür ederim.
İl Emniyet Müdürlüğü’nden de benzer cevabın geleceğinden en ufak bir kuşkum yok ama bekliyorum yine de, bakalım gelir mi?…
En azından “İyi dilekler” ile biten…
XXX
SORUYA DEVAM…
OSB Başkanı Tahir Nursaçan Bey’e…
Neden “Cumhuriyet Odası” değil de “Osmanlı odası”?
Merak etmeyiniz, her yazımın sonunda bu soruyu sorabilecek kadar yerim var, olacak, olduracağım…