Genel manada “Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır” diye tarif edilir.
TDK'deki sözlük anlamı şu şekildedir: İsim Laik olma durumu, laisizm. Hukuk Devlet ile din işlerinin ayrılığı.
Devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından tarafsız olması, laisizm.
Genel manada baktığımızda ise Laiklik tanımı nedir kısaca?
Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayrı tutmak gerekir.
O tür rejimlerde devlet dine karşıdır.
Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gereken her türlü tedbiri alır.
Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir din ve inanç özgürlüğü vardır.
NEYMİŞ EFENDİM!
Son tanımlardan birisini ise Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, yaptı ve dedi ki; “Laiklik insanların dinini yaşama hürriyetidir”
Buradan devam edelim.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, diyor ki;
Atatürk'ün laiklik yaklaşımı olmasaydı bugün ben inandığım dini yaşayamazdım.
Laiklik dinsizlik değildir.
Bunu ben muhafazakar ve mütedeyyin seçmen kardeşlerime söylüyorum.
Bilakis laiklik insanların dinini yaşama hürriyetidir.
Laiklik olmasaydı bu ülkede Hüseyin, Ahmet'in dayattığı dini yaşayacaktı!
Bugün laiklik olduğu için Hüseyin kendi inancını yaşayabiliyor.
Laiklik dinin emniyet supabıdır benim gözümde.
Neden?
Çünkü hiç kimse kimseye bir din dayatamaz, bir inanç yaşatamaz ama laiklik kimsenin dinini yaşamasının önünde bir engel değildir.
İsteyen istediği gibi dinini yaşayabilir.
Türkiye'de cumhuriyete karşı, Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı, laik düzene karşı hangi kurum veya kuruluş varsa bu milletin, bu devletin aleyhine çalışıyordur.
Bu hangi kurum veya kuruluşsa...
Bu bahsettiğimiz tarikat ve cemaatler de bunların aleyhine çalışıyor, Türkiye'nin kurucu değerlerinin, Atatürk ilke ve inkılaplarının, cumhuriyet değerlerinin aleyhine çalışıyor.
Bu milletin aleyhinedir.
Bu milleti bölmekten, parçalamaktan ve sömürülen bir toplum yapmaktan başka hiçbir yere itmeyecektir.
Sanırım mevzu anlaşıldı.
Yıllarca bu ülkede dini ve laikliği sabote ettiler.
Halen de ediyorlar.
Peki getirdikleri ve geldikleri nokta mı?
Buyurun buradan devam edelim bu kez de…
BÜLENT ARINÇ’IN
İTİRAFLARINDAN…
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, “Bülent Arınç'a dindarlık ve ahlaki çöküntü cevabı” verirken önemli tespitlerde bulundu.
Diyor ki söyleminde Bülent Arınç; Toplumda dindarlık ve ahlaki değerler konusunda ciddi bir gerileme yaşanıyor.
Bu toplum 'aziz millet' olmaktan çıktı, toplum neyse ürettiği insanlar da parlamentoda; herkes dindarlıktan kaçıyor!
"Dindarlık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi.
Takkeli takkesiz bir sürü şarlatan konuşmaya başladı; bu yüzden millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü, namazı terk ediyor"
"Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı.
Parlamentoda toplumun seçtiği adam selam üzerine selam çakıyor.
Bu toplumun seçtiği adam çıkarcılığın baş tacı.
Bununla konuşuyoruz, tamamen duygusal ilişkiler peşinde.
Toplum neyse, ürettiği insanlar da parlamentoda" dedi.
Arınç ayrıca "Şu an Türkiye'de 190 siyasi parti var, parti kurmak turşu kurmaktan kolay.
30 kişiyi bulursunuz, paranız da varsa anahtar teslim parti kurabilirsiniz.” şeklinde dinden sonra siyasette ki yozlaşmaya da göndermelerde bulundu.
BAŞ, BU KONU İLE
İLGİLİ NE DİYOR?
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, “Arınç Türkiye'nin son 25 yıllık dönüşümünün ana aktörlerinden biri.
Türkiye son 25 yılda bu kadar yozlaştı.
Bir toplumda ekonomi ne kadar kötüye gidiyorsa ahlak o kadar bozuluyor.
O zaman sorumlular bellidir ve çözümün nasıl ve nereden başlatılacağı da bellidir.
Dolayısıyla söylenenler doğru ama bunun sorumlularının bence önce öz eleştiri yapması lazım.
UTANÇ VERİCİ BİR DURUM…
“Meclis’teki kavga Türkiye adına kabul edilemez utanç verici bir durum” şeklinde konuşan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulunurken şunları söyledi;
Bir söz vardır, 'Fikirlerimiz savaşsın isterdim ama sanırım silahsızsınız bayım' diye. Biz o Meclis'e milletvekillerini fikirlerini ortaya koyması için millet olarak gönderiyoruz.
İdeolojilerin, söylemlerin, geleceğe dair tasavvurların tartışıldığı bir yer olsun diye o vekiller Meclis'e gönderiliyor.
Toplumun kahir ekseriyetinin hayal dahi edemeyeceği maaşlarla, imkanlarla orada zaman geçiriyorlar. Ama günün sonunda fikirler değil düşünceler değil yumruklar havada uçuşuyor.
Bu Türkiye adına kabul edilemez bir durum, utanç verici bir durum.
ERKEN SEÇİM OLMAYACAK…
Son gelişmelere farklı bir bakış açısı getiren ve “Kabinedeki değişiklikler seçim olmayacağını gösteriyor” ifadesi ile de gelinen noktaya değişen Baş, “Şu tablo (Gökçek'in boksörlü paylaşımı) bu atamaların dövmeye gelen bir atama olduğu sonucunu çıkarır.
Seçim için bu kabine değişikliklerinin yapıldığı yazılıp çiziliyor.
Ben bu değişiklikleri seçime giden bir Türkiye olarak değil, bilakis seçime gitmeyen bir Türkiye'nin kabine değişiklikleri olarak görüyorum, çünkü böyle seçime gidemezsiniz.
Şu anda yapılan her şeyin iktidara zarar verdiğini iktidar mensupları ve Sayın Cumhurbaşkanı çok iyi biliyor.
Bunlar oy getirmiyor.
Bunlar oy götürüyor ama buna rağmen yapılıyor.” tespitinde bulundu.
“KEMAL KILIÇDAROĞLU BİZE
VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADI”
6’lı Masaya dair de önemli açıklamalarda bulunan Baş’ın bu konuya dair kimsenin bilmediği ve duymadığı açıklamaları da epey ses getirdi.
Baş, “Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizden destek talep ettiler.
Ben de açıkça kendisine, 'Biz Türkiye'de değişimin olması gerektiğini düşünüyor ve sizi destekleyeceğimizi buradan ifade ediyoruz.
Fakat Bağımsız Türkiye Partisi'nin fikirlerinin, düşüncelerinin, söylemlerinin, ki nitekim bu söylemler ve düşünceler Atatürk çizgisinde,
Cumhuriyet ve bağımsızlık fikrini savunan düşünce ve söylemler, bu düşüncenin Meclis'te temsil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte hareket edebiliriz' dedim.
Bunlar karşılıksız bırakıldı. 39 milletvekili biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi sıralarından Meclis'e sokuldu, hatta bunlardan birisi Sadullah Ergin’di.
Kemal Kılıçdaroğlu bize verdiği sözü tutmadı!
O zaman CHP'nin teşkilat başkanı olan Oğuz Kaan Salıcı'ya, 'Bu konuyu halledelim' dedi.
Atatürk ve Cumhuriyet ortak paydasında buluştuğumuz halde biz Meclis'te o zaman var olamadık.
Yaşandı bitti saygısızca mı denir?
Meral Hanımla da o dönemde çok yakın ilişkilerimiz vardı.
Geçti gitti. Önümüzdeki seçimlere bakacağız.” diyerek geride kalan sürece dair yaşananları tek tek gözler önüne serdi.
“BİR SONRAKİ SEÇİMDE
BTP MECLİS'TE OLACAK”
Gelecek seçimlere dair de açıklamalarda bulunan Baş, “Bir sonraki seçimde Bağımsız Türkiye Partisi Meclis'te olacaktır.
Bağımsız Türkiye Partisi Türkiye'ye çok şey söyleyecektir.
Önümüzdeki süreçte de, seçim döneminde de bunları göstereceğiz, anlatacağız, yaşayacağız.
Ben şunu iddia ediyorum; Türkiye'de farklı sesi olan tek siyasi yapılanma biziz.
Bugün vergi oranlarındaki veya maaşlardaki ufak tefek farklılıklar haricinde ne iktidarın, ne muhalefetin, ne ana muhalefetin hiçbir farkı yoktur.
Çünkü dünyaya ve Türkiye'ye aynı gözle, aynı sistematik bakış açısıyla bakarlar.
Bağımsız Türkiye Partisi bu noktada tamamen ayrışır.
Yine baktığınızda terörsüz Türkiye diye bir süreç işliyor.
Bugün Meclis muhalefetiyle, iktidarıyla bu sürecin destekçisi.” diyerek iddiasını ortaya koydu.
VİYANA’DA MİLLİ EKONOMİ
MODELİ KONGRESİ YAPTIK…
“Viyana'da 11. Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli kongresini gerçekleştirdik” diyerek ekonomiye dair öngörülerini, çözüm önerilerini de bir bir sıralayan Baş, “Viyana'da 11. Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli kongresini gerçekleştirmiş olduk. Viyana'nın seçilmesindeki en temel faktörlerden biri şu; Viyana Avrupa'nın bilim, entellektüelite ve kültür anlamında, eğitim anlamında başkenti sayılabilecek birkaç lokasyondan birisi.
Kongre Viyana Teknik Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleşti. 21 farklı ülkeden 50'den fazla akademisyenin katıldığı bir kongreden bahsediyoruz.
Milli Ekonomi Modeli, babamın yazdığı model.
Fransa'dan, Hollanda'dan, Portekiz'den, Avusturya'dan, Endonezya'dan, Özbekistan'dan yani dünyanın bambaşka coğrafyalarından gelen akademisyenler şunu söylediler; Bu tez, değişen dünyada bütün dünyanın ihtiyacı olan bir tez!
Hiçbir partinin parti programı bu kadar farklı ve geniş akademik çevreden onay almış değil. Şimdi buradaki en önemli şey şu; Milli Ekonomi Modeli Bağımsız Türkiye Partisi'nin parti programı.
Sonuçta bizim parti programımız bir ekonomi programı.
Bir ekonomi programı içeriyor ve dünyanın farklı coğrafyalarından onlarca akademisyenin onayladığı bir parti programından bahsediyoruz.
Türkiye'de ben inanıyorum ki başka hiçbir siyasi parti olmasın ki bu kadar farklı çevrelerden ve akademik camiadan onay almış ve kabul almış olsun.
Bu, Bağımsız Türkiye Partisi'nin de, programının ve yapmak istediklerinin ne kadar güçlü unsurlar ihtiva ettiğinin bir başka göstergesidir.” Sözleri ile babası merhum Haydar Baş’ın programının aynen sürdürüleceğine dair sinyaller verdi.
Bu arada erken seçim beklemediğine de değinen Baş, “ Ne zaman maliye bakanı Şimşek değişir. O zaman seçim ekonomisi uygularlar ve erken seçim olur!” dedi.
SEÇMEN KARAR VERECEK…
Siyasetin uzun soluklu bir iş olduğuna değinen son dönemlerde epey konuşulan ve herkesin merak ettiği konuya dair de Baş,
“Babadan oğula geçen siyaset” süreci ve görüntüsü ile de ilgili olarak “Ben bu yola çıktığımda ne Fatih Erbakan, ne Bilal Erdoğan vardı.
En eskisi benim.
Vatandaş kimin kalıcı olacağına sandıkta karar verecek.” şeklinde konuştu.