Kulaklara küpe olur inşallah… Ama dinleyen kim? Cumhuriyet Mahallesi, Havuzlu Han ve civarının, kısmen, düzenleme çalışması bitti… Kaç yıl dayanacağını bilmediğimiz taşlar döşendi… Kar buz olmadığından, kayganlık testi yapabilmeimkanı henüz bulamadık; bir yıl geçmediğinden dayanıklılığını göremedik.
***
Binaların cephelerini yenilediler… Gerekli miydi? Sahiplerine bırakılamaz mıydı? Bilemiyorum. Bakalım, sakinlerine çıkacak fatura ne olacak? Öyle ya, mecbur muydular bedelini ödemeye? Aydınlatma lambaları dikildi… Bakalım ne kadar dayanacak. Biliyorsunuz, eskiler neredeyse, bir-iki yıl içerisinde yok oldu.
***
Bir de cephelere konan, dekoratif amaçlı lambalar neyin nesi? Anlayamadım doğrusu…Öyle ya, eski eser, korunacak yapı falan değil burada ki binalar? İddia ediyorum, seneye yarısı yanmaz… Takip eden yıl da diğer yarısı sizlere ömür olur… Öyle ya, bunların işletmesini, bakım ve onarımını kim yapacak? Elektrik parasını kim ödeyecek?
***
Yok binalara konanların kullandığı elektrik bedelini Büyükşehir ödeyecekse, neden “bana” ödettiriyorsunuz, günah değil mi, yazık değil mi? Göreceksiniz armatür mezarlığı olacak, cepheler.
***
Vakti zamanında, yine uyarmıştım, düzenleme yapılırken… Aldığım yanıt şuydu: “Kayseri’nin en iyi mimarı ile çalışıyoruz. Yüz yıl dayanacak taşlar döşedik ama yine beğendiremiyoruz!”. Tabii, bu uygulama ile ilgili sayısız yazı yazdım. Sonuç; önce mantar armatürler, sonra aydınlatma direkleri yok oldu… Daha sonra burası buz patenine döndü; yüz yıl dayanacak karolar un ufak oldu… “Değiştir Allah, değiştir!” süreci başladı… Baktılar olmuyor, bu sefer yeniden düzenlemeye geçtiler.
***
Bundan tam on beş yıl önce yazdığım (1 Mart 2008); “100 Yıl Dayanacak Taşlar” yazımı tekrarlamak ihtiyacı hissettim. Ola ki, kulaklara küpe olur:
***
Erciyes TV güzel televizyonculuk örnekleri vermeye devam ediyor... Geçen gün de parçalanmaya başlayan “karoları” gündeme getirdi. Şahsen ben, çok yaya gezen ve dolayısıyla “eve bok getiren” takımından olduğumdan bunları sürekli görüyorum. Anlata anlata dillerimde tüy bitti...
Yüz yıl dayanacağı söylenen karolar “patlamaya” başlamış; daha üzerinden bir-iki kış geçmeden... Bunların yüz yıl dayanacağını da Başkan Mehmet Özhaseki söylemiş; yine Erciyes TV’den öğrendik. Nereden biliyorlar, nasıl biliyorlar, bunları? Anlamak mümkün değil. Zira, meslekleri değil. Belli ki, birileri bu aklı; bu bilgiyi veriyor. Başkanlar da çıkıp söylüyor, konuşuyor... Doğaldır da…
Öyle ya Başkanlar taş ustası, taşçı falan değiller. Ama yanıltılabilirler... Nitekim öyle olduğuna inanıyorum... Zira, önümüzde, Cumhuriyet Mahallesi ilk kısım düzenlemesi dururken hata da ısrar niye? Ya da ellerinde “stok olanların”, bilmeyerek, tabi iyi niyetli, “dolmuşuna biniyorlar”. Mesela bu taşları veren firmayı çok merak ediyorum; kim ya da kimler acaba?
Arsadan anladıklarının yüzde birini bile anlamazlar, taş konusunda. Bun anladık; peki, ortaya çıkan durumu görünce; projecileri, şartname hazırlayanları, kontrollük ve kabul yapanları, yükleniciyi, tedarikçiyi bir yana çekip; “Arkadaşlar bu hal nedir?” diye kurum içi bir değerlendirme de mi yapılmaz belediyelerimizde?
Bunları şahsen ben, çok sordum; çok yazdım. Ağrımaz başımıza da çaput dolamadık, değil. Üstüne üslük, düşman sahibi de olduk. Gördüler mi, “ters ters bakıyorlar!” Allah’tan, tümden emekli olduğumdan; “Kadir Bey’in yazılarından rahatsız oluyoruz, haberiniz olsun ha!” diyecekleri patron da kalmadı.
İşin ilginç yanı; bu uyarılarımıza iki yanıt aldık: Birincisi, “Kayseri’nin en kaliteli mimarı ile çalışıyoruz!” Bu mimar kim, çok merak ettim. Tevazudan olsa, “Kayseri’nin en kaliteli mimarı” bir türlü ortaya çıkmıyor. İkinci yanıt da; “İthal, pahalı, kaliteli malzeme kullanıyoruz; keşke paramız olsa da kilitli parkeler yerine bunlardan kullansak; ayrıca, ne yapsak yaranamıyoruz!”
Yetkililer dikkat etti mi? Bilmem... Taşlar, üzerine su dökülen sönmemiş kireç taşına dönüyor. Un gibi ufalanıyor. Yani, taşlar su depoluyor, donunca da patlatıp atıyor. Tıpkı, dinamit gibi. Küçük bir ukalalık yapalım; soğuk karşısında genleşen tek madde sudur. Tabi, bir kısmı da yüke dayanmayıp kırılıyor.
…. Bir yıl sonra bir daha yaparlar. Öyle ya, “denizde kum biter, Kayseri belediyelerinde para bitmez!” Hatırlarsanız; Bürüngüz Camii ile Kazancılar arasındaki alan, yine bunların döneminde döşenmişti. Kazıdılar, tekrar yaptılar. Bir daha yaparlar, ne var ki, bunda?
Belediye, Düvenönü ile amele pazarı arasındaki kaldırıma, kaymasınlar diye, halı döşüyor. Kimse çıkıp; “Arkadaş, bu ne hal. Burası kaymak, halı döşenmek için yapılmadı, yürümek için yapıldı?” diyemiyor. Diyemediği gibi, halı döşendiğini görenler; “Allah razı olsun, bizleri düşünüyorlar!” diyor. Netice-i kelam; bunun adı, “yap bozbelediyeciliğidir” ki, tepkisiz toplumlarda çok sık rastlanır.
Yine, “güneşe karşı işedik!” değil mi? Boş ver gitsin. Nasıl olsa; “ev icar, bağ kabal değil...”