Koronalı hayat devam ediyor... Bu gidişle, bu aymazlıkla, bu cahil cesareti ile daha çok birlikte olacağız virüs ile… Mikroskobik varlık bizi, “mani mani” oynatıyor… Ah, onun dilinden bir anlasak, kardeş kardeş yaşayacağız ama biz izin vermiyoruz buna.
1 Temmuz günü “açılım-saçılım” yaptık. Bilimciler henüz erken dedi ama muhterem ahali ve yönetenler davul-zurna ile ilan etti bunu… Oysa stres geçmemişti. Tekrar tırmanması mukadderdi… Nitekim öyle de oldu. Uyarılar yapıldı ama ahali maske, mesafe ve hijyeni hemen unuttu. Eski günlerin geldiğini sandı.
Vaka sayısı 5 binlere, ölüm sayısı ellilerin altına düşmüştü. Ama yirmi küsur günde, geçmiş dönemlerden daha hızlı bir biçimde yükselmeye başladı vaka ve ölüm sayısı. Son 24 saatte 22 bin 291 kişinin testi pozitif çıktı, 76 kişi hayatını kaybetti. (28 Temmuz)
***
Tabii, bunda ahalinin aymazlığı, vurdumduymazlığı kadar aşıdan korkan, bunda bir komplo teorisi arayan, küresel oyun aslında hastalık yok diyen, liberalizmi suçlayan, aşı karşıtlığı yapan, inanç ekseninde kabullenemeyenlerin de etkisi fazla…
***
Liberalizmi suçlayanlar unutmasın, korona, komünist Çin’de çıktı. Merak ediyorum. 14. yy’da Avrasya ve Kuzey Afrika’yı kasıp kavuran, 75 ila 200 milyon insanın öldüğü tahmin edilen, “Kara Ölüm” ya da “Kara Veba” olarak tarihe geçen salgını da herhalde “kapitalistler” yaymamıştı.
***
Bir başka gerçek de şu: Bugün dünya nüfusu 8 milyara yaklaştıysa, hayat beklentisi, 70’lere çıktıysa bunun nedeni “kapitalizm” ve “kazanma hırsı” olan kapitalistler… !950 ve 1960’larda, elli yaşında ölenler için, “iyi yaşadı!” denirdi. Ya hu, bugün bizim çocuklarımız elli yaşında daha çocuk gibiler.
***
Soru şu; varsayalım dünya nüfusu dört milyar. 8 milyar mı yoksa 4 milyar mı daha iyi pazar? Unutmayın, “vakitsiz ölen” her kişi, “Pazar” açısından bir kayıptır. O nedenle kapitalizm bireyleri yaşatmak zorunda.
***
Demem o ki, dünya durdukça var olacak “mikroskobik” canlıları, ideolojilerimizin aleti yapmayalım. Onlar, bizimle yaşayacaklar. Önemli olan onların dilinden anlamak. Barış içerisinde yaşamak. Yoksa onların gücü dinci, kapitalist, sosyalist, komünist ve dahi Maoistlere yeter de artar bile.
***
Bu konudaki tek rehberimiz akıl ve bilim olmalı. Bunların etkisini azaltabilmemiz ancak akıl, bilimle ve deneyimlerimizin verdiği derslerle olur. Bu da, bu gün geçerli (Ortodoks) tıptır. Kurtuluşu, “çör-çöpte”, “Tıbb-ı Nebevi” de arayanlar yanılır. Zamanı için geçerli (Ortodoks) olan tıbbın, günümüzde bir anlamı yoktur. Ha yarın günümüz tıbbı, nereye inkılap eder? Bilemem…
***
Ölenler, hastaneye yatanlar, evinde tedavi olanlar orta yerde dururken, hala “öküz altında buzağı arama”, komplo teorilerine sığınma anlaşılabilir değil. Sonuçları görmemek için bilimden, bilimsel düşünceden uzak, “kör” olmak gerekir.
***
Yangın etrafımızı sarmış, hâlâ kimin çıkarttığı ile meşgulüz. Ya hu, bırakınız “entelektüel tatmini”, dünya yanıyor, bu işin altından nasıl kalkacağız? Bunun yanıtını arayın. Toplumlar çöküyor, ekonomiler çöküyor ama hâlâ “meleklerin cinsiyeti” ile meşgulüz.
***
Dostlar, bu kişilerin zararı sadece kendilerine olsa, ne gam!.. Ölse bile umurumda değil. Amma lakin son tahlilde beni, toplumu ilgilendiriyor. O nedenle, bilerek, isteyerek aşı olmama ya da karşıt olma bir insanlık suçudur. Olaya böyle bakmak gerekir.
***
Demem o ki; bireylerin tercihine, bir takım endişelerine terek edilemeyecek kadar ciddi bir konu. O nedenle, “aşı olmayanların” bazı “kamusal haklardan” yararlanamamasını sağlamak kamusal bir görevi olsa gerek. Yoksa salgın bu hızla giderse okulların açılmasını unutun, işyerlerin kapatılması da an meselesi. Yakında sokağa çıkma yasağı gelirse hiç şaşmayın… İnanın bu gidiş, gidiş değil…
***
Geçen gün Sağlık Bakanı açıkladı: “…şu an aktif vakalarımızın yaklaşık %87’si aşısı tamamlanmamış kişiler. Mevcut aktif vakalar içinde tam aşılı olup hastalığa yakalananların oranı %5’den az. Hastanede yatan hastalarımızın %95’i de aşısı tamamlanmamış kişiler.” Bu bilgi bile, mutlaka aşı olmamız gerektiğini bize gösteriyor.
***
Dışarı çıkmaya korkuyorum; gördüğüm manzara ürkütüyor beni. Hala bunun farkına varamayanlar var… Olay çok basit; maske, mesafe, hijyen ve tabii aşı… Aşısız, bu “meretin” hayatımızdan uzaklaşması mümkün değil. Ta ki, “toplumsal” ya da “sürü bağışıklığı” kazanana kadar. Tabii, bu süreçte kim ölür, kim kalır Allah bilir…
***
Buraya kadar işin ferdi ve toplumsal yönü. Bir de ekonomik yönü var bunun. Kamu tulumbasında su olmadığından, ta başında, yapılması gereken kapanmalar yapılamadı… Bir toplum düşünün, tasarrufu ya da birikimi bırakınız birkaç ayı bir aylık iaşe ve ibatesine yetecek durumda değil. İşin acı yanı; içinde bulunduğu hâli hâlâ göremeyenler var.
***
Lebaleb yapılan parti kongreleri; bayramlaşmalar; tatiller de işin suyunu çıkarttı… Ah bir “ifrat ve tefritten” bir kurtulabilsek, selim aklı hakim kılabilsek. İnanın mesele kalmaz, hayatın normal akışı devam eder.
***
Hasılı kelam; bir şeyi, tadında bırakmayı bilmiyoruz, vesselam!