Sanırım, bu konudaki 22. yazım… Ahval-i Türkiye; ahval-i Kayseri’yi anlatmaya çalışıyorum. Son sözümü peşin olarak söyleyeyim; yönetimde ki beceriksizlik, toplumda ki; bu aymazlık, bu vurdum duymazlık, bu bilime saygısızlık bizde devam ettiği sürece, pandemi falan bitmez.
***
Sonuç şu olur; “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!” Unutmayın; resmi verilere göre günlük ölü sayısı 200 ve vaka sayısı da 30 bin bandında… Yine unutmayın; her gün bir uçak düşüyor ama vicdanımız hiç sızlamıyor.
***
Pandemi dur durak bilmiyor… Doğası gereği bilmemesi de tabii… Buna karşı bizim yapacağımız şey basit; aşı, maske, mesafe, temizlik… Maalesef üçü de bizde yok. Aşıya direneler nedeniyle, herhalde üçüncü, dördüncü ve beşinci aşı zorunlu olacak.
***
Mesela, eşimle ben, dördüncü aşıyı olalı iki ay oldu. Sanırım, bu gidişle beşincisi farz olacak. Yazık değil mi, günah değil mi bize? Dışarı çıkmaya korkuyoruz… İnsanlarla bir araya gelmeye de… Sosyal hayatımız neredeyse sıfırlandı… Bir sürü sosyal, kültürel ve siyasal etkinlik yapılıyor. Çoğuna davet ediyorlar ama “korkudan” mazeret bildiriyoruz…
***
Yazıyı pazartesi akşamı yazıyorum. Gazetede çarşamba yayınlanacak… Dün, Belediye himayesinde faaliyet gösteren “Talas Musiki Cemiyeti”nde, çok değerli hocamız, çok değerli tamburi-bestekâr Tevfik Soyata yönetiminde “meşk” başladı. “Meşke” katılamadım pandemi korkusundan. Hocamıza başarı dileklerimi ancak buradan iletebiliyorum. Umarım bağışlar.
***
Geçen gün Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu şehrimizdeydi, hiçbir etkinliğine katılamadım. Oysa çok isterdim… Şunun sorulmasını da; “Komşularımızla ‘sıfır sorunlu’ dış politikanın, geldiği noktaya dahliniz nedir? Yoksa istediğiniz politika bu değil miydi?”
***
Ama öyle olmadı; “…yanına yaklaşan bir vatandaş ‘Biz seni sevmiştik ama ne zamana kadar, yol arkadaşına ihanet edene kadar’ diyerek tepki göstermiş.” Benzeri bir soru, “Erbakan Hocamıza ihanet edenlere neden sorulmaz ki?” Kaldı ki, Davutoğlu’nun önü, bizzat partisi tarafından bilerek, isteyerek kesildi. Tabii, o da bir Binali Yıldırım değildi. Sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım.
***
Mesela, Perşembe günü İYİ Parti’nin “Kayseri Ekonomi Konuşuyor” toplantısı var, saat 15:00’de Kadir Has Kongre Salonu’nda (Eski Fuar). İl Başkanı Sebati Ataman’ın nazik davetine, pandemi nedeniyle, icabet edemeyeceğimi bildirdim.
Oysa katılımcılar çoğumuzun yakından tanıdığı üç değerli insan… Prof. Dr. Ümit Özlale; Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu ve MHP’den, “EYT”lilere verdiği destek nedeniyle ihraç edilen çok değerli ekonomi bürokratı ve milletvekili Erhan Usta… İnanın, üçünü de dinlemek isterdim ama maalesef pandemi buna izin vermiyor; hem yaşımız ve hem de kronik sağlık sorunumuz nedeniyle…
***
Umarım ve temenni ederim; konuşmaları, soru-cevapları bir kitapçık haline getirirler ve daha geniş kitlelerin istifadesine sunarlar. Gerçekten; çok değer verdiğim üç isim… Yine umarım ve temenni ederim özellikle konu ile ilgilenen dostlarımız teşrif eder, toplantıya.
Öyle ya, yapılan anketlere bakarsak, “millet ittifakı” ip göğüsleyecek gibi… Tabii, bu bileşenin önemli bir parçası İYİ Parti’nin iktisadi görüşlerini bilmek gerekir. Sonuçta bu politikalar bize ; “aşımıza” ve “işimize” yansıyacak.
***
Bakalım bunlar da; Nobel’e aday; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezinin benzerini mi yoksa, aksini mi söyleyecekler. Yine bakalım bunlar; “İhtar ile uslanmayana etmelidir tekdir; tekdir ile uslanmayan soğancı, patatesçi, domatesçi, pazarcı, kebabçı, AVMcilerin hakkı kötektir” ekonomik batıl inancı savunanlar cümlesinden mi?
***
Tabii, bu fakir “piyasayı” savunduğu için, “piyasaya” her türlü müdahalenin yanlışlığına inanır. "Laissez-faire, laissez-passer" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) sloganını çok önemser. Zira ekonomide bunun tahribatı, “müdahale”nin yapacağı tahribattan daha az olur. Tam bu noktada kamunun görevi “müdahale” değil “piyasanın” işleyişini sağlamak; “açları, çıplakları doyurup, giydirmek!” “Sosyal devlet”, piyasaya “müdahale” eden değil; açları ve çıplakları doyurup giydirendir.
Ben bunu demokrasiye benzetirim. İnsanoğlu’nun günümüze kadar uyguladığı sistemler içinde en az hasarlı olanı “demokrasi”. Biz biliyoruz ki; demokrasilerde “denge-denetim” vardır. Bu, “kuvvetler ayrılığı” ile “güçlü bir devlet ve güçlü bir toplumun” da ifadesidir.
Şunu asla unutmayın; demokrasilerde çark, “denge-denetim” nedeniyle yavaş döner ama bu nedenle de “geriye dönüşü olamayan” hatalar yapılmaz… Umarım, İYİ Parti’nin ekonomi kurmayları bu konulara değinirler. Tabii, 19 yılda harcanan, 2,5-3,0 trilyon dolarlık kamu kaynağının nerelere harcandığına da…