Hani Orhan Veli;“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı!”, der ya benimkisi de öyle oldu.
CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da benzeri bir şekilde, gözlerim açık dinledim, Cumartesi akşamı, kısıtlı sayıda, partili olmayan, çoğunu yakından tanıdığım insanlarla. Uzun zamandır görüşemediklerimiz de vardı…
***
Politika içerisinde büyümüş, onu solumuş, o yılların ölçeğinde, zengin bir kitaplığı olan bir aile içerisinde büyüdüm. Hem de ne kitaplar… Bir gören, hayran kalırdı. Merhum peder, Hava İkmal Çırak okulu mezunu elektrik ustasıydı. “Elektrikçi Dayı” diye bilinir, hayatta kalan tanıdıkları, hâlâ, hayırla yadederler…
***
Babam, Demokrat Parti’nin Kayseri kurucuları arasındaydı… Yani, “46 Ruhu”na mensuptu. Hangi kongre bilmiyorum, Demokrat Parti Genel Kurullarının birisine de delege olarak katılmıştı. Genel kurul fotoğrafında görmüştüm onu. O nedenle; “Elektrikçi Dayı”, “Demokrat Dayı” olarak anılmaya başladı, siyasi çevrelerde…
***
Demokrat Partisiyaseten hoyratça davranmaya, hukuk tanımaz bir sürece girmeye başlayınca, 1950’lerin ortalarına doğru ayrıldı, CHP’ye geçti… Bu sefer de bizim peder; “Halk Partili Dayı” oldu… İnanın, çok sonraki yıllar, Demokratlı arkadaşları saygı ile anarlardı; beni gördüklerinde; “Dayı nasıl!” diye hatırını sorarlardı.
***
Çok çok okuyan, çok kültürlü; inanılmaz ölçüde bir zeka ve hafızaya sahipti. Babam, tanıdığım ender zeki insanlardan birisi idi. Çok üzülürüm, anılarını not almadığıma. Mütedeyyin bir insandı; ibadetlerini, “kitabın kavli” üzerine yapardı. Nûr içinde yatsın!..
***
Sonra, merhum İsmet Paşa, CHP’den ayrılınca, o da siyasetten elini ayağını çekti…Kendisini, ibadete ve okumaya verdi. Paşayı çok seçerdi. Merhumu anlatırken gözleri sulanırdı… Hatırımda yanlış kalmadıysa, 1959 kurultayına delege olarak katılmış, birlikte fotoğrafları vardı. Atatürk, İnönü, MehmetAkif ve Neyzen Tevfik’i inanılmaz ölçüde sever; Yezit ve soyuna “lanet okurdu!”.
***
Neyzen’e, “Hazreti Neyzen”; Mehmet Akif’e, “Akif Bey!” derdi. “Safahat”ı neredeyse ezbere bilirdi. Cümlesine rahmet diliyorum.
***
Tevafuk mudur nedir? Yazıyı yazdığım anda, babamın çok sevdiği, “İki sarhoştan!”“ikincisi”,ölüm yıldönümünde anılıyordu. “İki ayyaş” ve arkadaşlarına selam olsun… Hiçbir şey yapmadılarsa, bize bağımsız, onurlu, bir “Türk Devleti”, Türkiye Cumhuriyeti bıraktılar. Bu bile, onların aziz hatırası önünde eğilmemize yeter de artar bile…
***
İşte böyle bir ortamda büyüdüm.1969’da, İstanbul’da, ilk oyumu MHP’ye verdim… Öyle ya; “Antikomünist” bir muhitte yaşıyorduk. “Bu (her) kış gelecek komünizme” karşı ortak cephe oluşturmalıydık… Nereden bilelim komünizmi ama “büyüklerimiz” öyle diyor; öyle kulağımıza üflüyordu. Tabii, aynı kuşak solcular da bilmiyordu inandıklarının ne olduğunu. Onların büyükleri de kulaklarına üflüyor; “Marksist, Leninist ve de Maoist” devrimleri; “Godo”yu bekletiyorlardı… Ama nedense; “Godo” da bir türlü gelmiyordu; “komünizmin” gelmediği gibi.
***
Sonra, bir vatandaşlık görevi olduğu için, sandığı hiç aksatmadım. Ama genelde ve yerelde CHP ve DSP’ye hiç oy vermedim… Bir de, genel de AK Parti’ye… Saymam gereksiz, çok çeşitli partilere oy verdim. Bu sefer? O da ben de kalsın… Gözlerime bakınca, “ışıltılarından” anlarsınız…
***
Toplantıya, Kemal Bey’in danışmanlarından, dostum, ilahiyatçı, din sosyoloğu, Prof. Dr. Muhammed Çakmak davet etti… İcabet etmemek olmazdı… Hocam, bir de bir konuşma yapmamı istedi… Çok konuşmacı olduğu için, süre de kısıtlıydı, üç-dört dakika…
***
Ben de, “kısa konuşmaya ne sıgar!” diyerek, Gerek Sanayi Odası ve gerekse de Ticaret Odası’nda görev yaparken, Başkanlara sunduğum, “Bilgi Notu” formatında, birisi “genel”, üçü Kayseri ile ilgili dört “Bilgi Notu” hazırlayıp, “Bay Kemal”esunup, kısa da bir “Hoş Geldiniz”konuşması yapayım, dedim.
***
Eşim, bahçemizde yetişen elmalardan, Ankara’dan gelen misafirlere ikram etmemi istedi… Öyle ya; “ikramı” seven bir ailenin kızıydı. Hal böyle olunca biz de; “Deveci ile ortak olunca kapıyı büyük açmak zorundaydık!”. Birisi Kemal Bey’e olmak üzere, bir miktar poşet hazırladım ve takdim ettim…
***
Ama eşimin bir isteği vardı. O da şuydu: “Önce selamlarımı ve hoş geldiniz”dileklerimi ilet; sonra; Kemal Bey’e; “‘6lı masayı’ dağıtırlarsa, seçimi kaybederlerse, elmalarım helal etmediğimi söyle!” dedi.
***
Ben de, bu isteği ya da farzı, kısa konuşmamda ilettim… Çok duygulandım, “helal etmem!” derken, boğazım düğümlendi, zor söyledim… O nedenle, ülkenin içinde bulunduğu durumu bir kadın duyarlılığı ile iletmemi istiyordu eşim…
***
Tabii, biz Talas’taKılıçdaroğlu’nu beklerken, damadımız Ankara’dan bir video gönderdi… Kemal Bey’inKayseri’de kadınlarla yaptığı toplantıyı. İnanılmaz bir kalabalık ve inanılmaz bir coşku… Önce Kayseri olduğuna inanamadım. “Burası Kayseri olamaz!”, dedim… Seyrettikçe, emin oldum Kayseri olduğundan…
***
Kadınlar da eşimin taşıdığı endişe ve duyguları anımsatıyordu… Öyle ya; Cumhuriyet ile elde edilen kazanımların uçup gideceğinden korkuyorlardı. “Dincilerin!” azgın, gemiyi azıya alan tutumları Afganistan, İran, Suudi Arabistan’da yaşananlar korkutuyordu onları.
***
Tabiibir de video bana, 1973 Genel Seçimlerini anımsattı… Rahmetli Ecevit’in Cumhuriyet Meydan’ında ki o inanılmaz coşkulu mitingini. Onunla ilgili hikayeyi de sırası gelince anlatırım.
***
Gelelim Kemal Bey’e… Biz, zahire göre hüküm verenler cümlesinden olduğumuzdan, ben de öyle yapacağım… Sayın Kılıçdaroğlu, bizim kuşak… Hatta benden üç yaş kadar da küçük… Bıraktığı intiba şu: Halim, selim; sesiz-sakin, tevazu sahibi, “edepli” bir insan… Bunda belki de; teneffüs ettiği,“Edep ya hû, bu da geçer ya hû” ikliminin de etkisi var.
***
Kısa konuşmalara, net cevaplar verdi… Çok kararlı. Mücadeleyi terk edecek birisi değil… Yanıtlarında akla, hukuka, ahlaka, insanlığa aykırı hiçbir şey yoktu… Hepsine, imzamı atarım. Otuz yıla yakın süren kamu görevi ve yirmi yıllık siyasal hayatı çok olgunlaştırmış, çok donanım kazanmış; sorunlara ve çözümlere vakıf. Ne diyelim; yolu ve bahtı açık olsun…
***
Bizim hanımın “selamına!” verdiği yanıta sıra geldiğinde; “Selamla!” mukabele etti… “Elmadan kalırsa, masaya da götüreceğim. Ayrıca; dileklerini de ileteceğim”dedi. Ben de, “elmadan” az verdiğimin üzüntüsünü yaşadım. Biliyorsunuz, bizim oralarda, Hisarcık’ta, kirazlar haziran sonu, temmuz başında olur. Bu sefer, kiraza davet ediyoruz… Unutmasınlar; davete icabet gerekir.