Ağustos ayının ilk haftası, Güneş doğmadan uyanıyor ve hanımını uyandırıyor. Ben gidiyorum sende geç kalma çocukları uyandır, azık hazırla, merkeple gel diyor. Ahıra varıyor, atına eğeri vuruyor, tırpanı eline alıyor ve ekin biçeceğe tarlaya erkenden varıyor başlıyor işe. Güneş tepeye dikiliyor, adam yoruldu, kolay değil Tırpanla ekin biçmek. Acıktı, susadı, gelen giden yok, geriliyor, sinirleniyor, birazda korkuyor ve kuşkulanıyor acaba sorun ne ola ki? Derken uzaktan bir merkep, kadın ve iki çocuk görünüyor, adam rahatlıyor ama kısa süreli yaşadığı stresin intikamını alama duygusu depreşiyor. Öfkesi tavan yapmış, adam hem tırpan sallıyor hem sinsi bir plan yapmayı düşünüyor, kafasında şiddet uygulamak da var, ne de olsa adam erkek.
Birden aklına ateş yakmak geliyor ve kadının yerine de düşünmeye başlıyor. Bu sıcakta ateş yakılır mı, sen ne yaptığını sanıyorsun? diyerek itiraz eder ve ben de birkaç tokat atarım, rahatlarım diye düşünüyor. Kadın, bu işte bir hinlik olduğunu anlıyor, adam kudurmuş galiba diyor ama durumu kurtaracak bir hamle yapıyor, (kadınlar akıllı ve zeki olurlar.) İtiraz etmeden ellerini ateşe tutarak üşümüş gibi davranıyor, ateşin yerini hiçbir şey tutmuyor, ne de güzel etmişsin bu zamanda sadece senin gibi akıllılar, Ağustos ayında ısınmak için ateş yakar canım kocacığım diyor.
Sudan bahanelerle şiddete maruz kalarak canından olan, susturulan ve korkutulan kadınlarda cesaret ekstra gelişiyor. Kadını yine dövemedim diye söylenen adamın tüm hırsı geçmiş birde sigara yakmış ve sarı sıcağın altında akşama kadar ekin biçip alın teri dökmüşler.
Türk kadınının yaşantısındaki asıl değişiklikler, 1923 de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasından sonra gerçekleşmiştir. Yapılan Yasal değişiklikler sayesinde kadınlar, Eğitimde ve Ekonomik etkinliklerde erkeklerle eşit haklardan yararlandılar. Küçümsenen, horlanan, aşağılanan ve okutulmayan kadın, tarlada ırgat, evde hizmetçi ve erkeğin kölesi olarak görülmüştür. Cumhuriyet’in ve Büyük Lider M. Kemal Atatürk’ün verdiği haklarla, her dönemde asi olmayı ve Lider çıkartmayı başarmıştır. Kadının Anne olduğunu, eş olduğunu, yuva kurduğunu, imkan ve yetki verildiğinde erkeklerden daha başarılı olacağını, toplumun büyük bir çoğunluğu içine sindirememiştir. Günümüzde hala kadının yeri dört duvar arasıdır zihniyetini taşıyan, kadını ve eğitimsiz toplumu oy deposu olarak gören, sadece kendi partisi seçilirse Demokrasinin varlığından bahseden siyasi yapıların mevcut olduğunu üzülerek görmekteyiz.
“Cumhuriyetin değerlerine ve kurucularına hakaret eden zihniyet bu iltifatlardan muaf tutuldular.”
“Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK