Doğanın müthiş bir kuralı var;”Doğa boşluk kabul etmez… Mutlaka doldurur!”. Ünlü Sadrazamlardan, ülkemizin ilk “Bayındırlıkçısı” olarak anılan Halil Rıfat Paşa’nın, buna yakın bir sözü var: “Ulaşamadığın yer senin değildir!”
***
Evet… Ulaşamadığımız yer bizim değildir. Birileri ulaşırsa bundan da rahatsız olmayalım. Siz yetişemezseniz, başkaları yetişir. Bundan da rahatsız olmamak gerekir.
***
AFAD bu işin altından kalkamadı… Aslında kalması da çok zordu… İmkân, eleman ve ekipmanı yetersizdi. Yapı stokları sorunluydu ama yapıların önemli bir bölümünün 2000 öncesi deprem yönetmeliğine göre yapıldığı da biliniyordu… Deprem olacağı da. Sadece zamanı belli değildi. Bilimcilerin, söyleye söyleye, uyara uyara “göv ciğerleri göverdi!” O nedenle, geçmiş iktidarları acımasızca eleştirenler şimdi ne diye bilir ki?
***
Peki, ülkenin her türlü afete maruz kalabilecek bölgelerine yakın, ikmal kolaylığı olan yerlerde depolar yapılamaz mıydı?Sonuçta bu, bir planlama meselesi, olay olmadan önce planlanır, vukuu bulduktan sonra ne yaparsanız yapın, nafile…
***
Tren hatları afet bölgelerinden geçiyor. Ülkenin dört bir yanından buraya trenle ulaşmak mümkün. Kışta kıyamette karayolları yerine tren tercih edilemez miydi? İş makineleri, ekipmanlar ve personel rahat taşınabilirdi? Tabii, ne derecede tren yolları kullanıldı? Bilmiyoruz…Havayolu ve deniz yolu ne derecede etkin kullanıldı onu da…
***
Mesela, neredeyse, ülkenin her yerinde Tugaylar var… Daha önceleri, bunların bazılarında, “Afet Müdahale Taburları” oluşturulamaz mı? Yine mesela, “istihkâm birliklerinin” bir kısmı bu amaca ayrılamaz mı?
***
Tabii, boşluk olunca bunun mutlaka dolması gerekirdi. Dedik ya, bu bir doğa yasası. Bireysel yardımların yanında kurumsal yardımlar anında devreye girdi… Tabii, ülkenin yüzde 65’e yakının yaşadığı başta İstanbul olmak üzere CHP’li belediyeler ön plana çıktı. Çıkınca da kıyamet kopmaya başladı. İyice şaşırmaya başladılar.
***
Hakkı teslim etmek lazım… AK Partili Belediyeler de canhıraş çalışıyor, yardımları afet bölgesine eriştirme gayreti içindeler… Onlara da teşekkür ederiz… AKP’li olup şaşıranlar, çıldıranlar da yok değildi, CEHAPE’lileri görünce. Birisi vardı ki, yaşanan feci olaylar dengesini bozmuş, ağzından çıkanı kulağı duymaz olmuştu. Kimdi bu?
***
Eski AKP Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu, deprem bölgesinde incelemelerde bulunan Ekrem İmamoğlu'na tepki gösterdi. İmamoğlu'nun üzerine yürüyen ve hakaretler yağdıran Reyhanlıoğlu;"Gelmeyin, defol buradan. Defolun gidin. İngiliz uşağı. Şov yapma. Devlet burada"dedi.
***
Sanki bu ülke babasının malı; babasının çiftliği. Sanki bu afetin sebebi İmamoğlu ve CEHAPE. İnsan biraz utanır, biraz sıkılır. Sanmasın, bu dönemler geçmez…Hanımefendinin dengesi öylesine bozulmuştu ki; “O anlarda çevredekiler de büyük şaşkınlık yaşadı. Araya girmek isteyen bazı vatandaşlar, milletvekilini sakinleştirmek istedi ancak başarılı olamadı.”
***
“O kafa” bu ülkede hiç eksik olmaz.Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali İhsan Göker, binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği deprem felaketinin ardından;“Deprem veya binalar öldürmez, Allah öldürür. Mars'ta da olsaydı onlar öleceklerdi" dedi.Bu hoca fizik dersinde ne anlatıyor, çok merak ediyorum.
***
Sayın Erdoğan da benzeri şeyleri söyledi, afetzedelere. Bu, “kader planının” içindeymiş. Geride bıraktığımız 14 Ekim’de yaşanan Amasra maden faciası için;“Biz kader planına inanmış insanlarız” diyen Sayın Erdoğan, aynı ifadeyi bu kez deprem faciası için söyledi.
***
Bugün depremin merkez üssüne giden Erdoğan, kendisiyle konuşan bir depremzedeye;"… Bunlar kader planının içinde olan şeyler" dedi. Fakat Tayyip Bey, 2003'te bir olay üzerine, "Kader diye geçiştirilemez"demişti. Sayın Erdoğan, iktidara geldikten sonra gerçekleşen 2003 Bingöl depreminin ardından;"…Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkanlarını nasıl kullandığını ortaya koymuştur. Olay kader diye geçiştirilemez. Olayda siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır." demişti.
***
Devam etmişti: “… 17 Ağustos depreminden sonra TBMM’de deprem araştırma komisyonu kuruldu. Komisyon, 38 öneride bulundu. Hükümetin neler yapıp neleri yapmadığı işte ortada. Sorun, sadece inşaat malzemesi çalmaya indirgenemez. Depremlerden sonra ortaya çıkan felaketler aslında geçmişten bugüne miras kalmış bir yönetim sorununun sonucudur. İnşaatlarda zemin etüdü, malzeme ve kontrol eksikliği varsa netice bu olur."
***
Haksız değildi. İktidara yeni gelmişti. Geçmiş için bir şeyler söylemesi lazımdı. Ama yirmi yıl iktidarda kaldı ve 2023 yılında bu olay gerçekleşince, elbette; "…Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkanlarını nasıl kullandığını ortaya koymuştur. Olay kader diye geçiştirilemez. Olayda siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır"diyemezdi.
***
AKP sözcüsü Ömer Çelik’in, Yeni Şafak’ta 23 Ağustos 1999’da yayımlanan “Bugün susmak…” başlıklı yazısı şu şekilde sonlanıyordu: “… Eğer bugün birilerin fiyakası bozulmasın diye söylenmesi gerekenlerin ‘milli birlik ve beraberlik’ nutuklarının altında ezilmesine göz yumarsak; bugün susarsak, bu çarpık mekanizma yüzünden yüzlerce insanın ebediyen susmasına ortak olmuş olacağız.”
***
Evet. Hatırlayın… 1999 Gölcük depremi sonrası; “seküler ve laik” kesimin önlerine “7,4 Yetmedi mi?” afişi koymuşlardı. O gece, Gölcük Donanma Üssü’nde yapılan eğlenceye gönderme yapmışlardı. Bu, “kader planında, ölenleri de Allah öldürdü” ama 1999“beşer planında” Öyle mi? Aklım almadı, doğrusu…