Yaşananları gördükçe, tanıklık yaptıkça, gönlüm kararıyor, bir kasvet çöküyor içime... Sıkıldıkça sıkılıyorum... Patlayacak gibiyim... Düzenbazlığın, süfliliğin, riyakarlığın daniskası yaşanıyor bu ülkede...
***
Riya saltanatı hüküm sürüyor. “Öptüğün ele tükürmek; tükürdüğün eli öpmek“adeta hayat tarzı oldu. Para, mevki için, makam için, gelecek için bu kadar taviz vermez insan!.. Köşe diye; kural kutsal diye bir şey kalmamış... Yuvarlaklaşmak moda olmuş!
***
Bu kasvet dolu ortamda gönlüme Neyzen Tevfik geldi... Hazret şöyle buyurmuş:
“Feleğin kahbe başında paralansın parası/
Ben güzel sevmeye geldim değil ekmek yemeye.”
***
Üstat dizelerinin birinde şöyle diyor:
Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, an-ı demadem de geçer.
***
Rahmetli pederin sık kullandığı ifade ile “Hazreti Neyzen”e; “Şâribü’l leyli ve’n nehâr, bedmest bir zât-ı âliye”, “Kaddesallâhusırrâhulazîz” diyor rahmetli Fethi Abi (Gemuhluoğlu)… İşte bu “zât-âli” hayat için;“Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de biter, içmesen de…”, demiş.
***
Söz Neyzen’den açılmışken O’nunla ilgili şu anekdotu bir kez daha aktarmak istiyorum… Hazret Üsküdar Meydanı’nda kör bir arkadaşına rastlar... Hoş beş, hal hatırdan sonra arkadaşı sorar:
-“Üstâdım ahval-i dünya nasıl?”
El cevap:
“Mîrim, gördüğün gibi!”
***
Sefih yani zevk ve eğlenceye düşkün insanların neye meftun oluşunu şu şekilde ifade etmiş:
“Bezm-i meyde sufehanın neye meftun oluşu/
Nazarımda su içen eşeğe çalınan ıslık gibidir.”
***
Hıfzı Topuz’un dediği gibi Neyzen; “Hırçın ve özgür!”. Topuz’un, aynı ismi taşıyan kitabı hararetle tavsiye ederim. Zahiren çelişkiler içerisinde gözüken Neyzen, gerçekte, tam bir teslimiyet içinde, bir Allah, peygamber ve ehl-i beytmuhibbi... Naz makamında... Coşkulu bir iç dünyaya sahip...
***
Neyzen, iyi bir neyzen olduğu kadar aynı zamanda büyük bir hiciv ustası... Yani, heccav... Döneminin malum siyasileri için hiç de iyi sözler sarf etmemiş… İki önek vereceğim. İlki, yer darlığından tamnamını veremediğim; “Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler” dizeleri ile başlayan dörtlüğü.
***
İkincisi; Soruyorlar:
–Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir.
Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım “. . .
***
Tabii, Neyzen; ney için “çalmak” değil “üflemek”sözcüğünün kullanıldığını çok iyi bilir. “Edeben”, ney için “çalmak” fiili kullanılmaz.
***
Söz şiirden açılmışken Bayburtlu Zihni’nin ünlü şiirini veriyorum. Bu eser Şehnaz Divan olarak bilinir ve bestekârı da Mehmet Nevres Paşa (1826-1872). Ünlü besteciUdi Nevres Bey ile karıştırmayalım. Nevres Paşa’nın; "Gözden cemâlin çün ırak oldu"muhayyeri de çok meşhurdur(Bazı kayıtlarda Rifat Beye izafe edilirmiş bu eser). Muhayyer fasılların değişmez eserleri arasındadır. “Hasretle bu şeb gâh uyudum gâhî uyandım” mısraıyla başlayan uşşak müstezadı çok meşhurdur. İnanın, bu güzel eserleri, rahmetli Mustafa Bozyel (Amıca) ile defalarca geçtik. Tabii, o okurken biz “mırıldanırdık!”
***
Mustafa çok çok güzel; çok çok farklı okurdu… Öyle değil mi Tuncer Hocam (Erten), öyle değil mi Zeki kardeşim (Erdinç)?Ruh şâd olsun…
***
Şehnaz Divan’ın bilinen kısmı şöyle:
Vardım ki yurdundan ayağı göçürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Câmlarşikest olmuş meyler dökülmüş
Sâkıyler meclisten çekmiş ayağı
Zihni derd elinden her zaman ağlar
Vardım ki bağ ağlar bağ-bân ağlar
Sünbüllerperîşân güller kan ağlar
Şeyda bülbül terk edeli bu bağı
***
Hele bir üçüncü dörtlük var ki onu da vermeden geçemeyeceğim:
Lâleyi sünbülü gülü hâr almış
Zevk-u şevk ehlini âh-ü zâr almış
Süleyman tahtını sanki mâr almış
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı.
***
Bilindiği gibi sözlükte; câm, kadeh;şikest, kırılmış;mey içki;sâkî, içki dağıtan;hâr, diken;mâr, yılan;tebdil,değişmek;ülfet,ahbablık/dostluk;bağ, büyük bahçe;bağ-ban, bağcı;şeyda, tutkun/dîvâne anlamlarına geliyor. Ama bunların ıstılahlarını ya da tasavvufta ki anlamlarını bek bilmiyorum onu da erbabına bırakmak gerekir. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat)