Değerli okurlar…
Bu köşede defalarca anlatmaya çalıştık. Dedik ki demokrasilerde “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız
Milletindir” bu da böyle bilinmelidir…
Ne yazık ki bilmeyenler çoğunlukta…
Atatürk!’ün bu vurgusundan başka bir sözü daha var…
“Köyle, milletin efendisidir…”
Ne yazık ki bunu bilen de kalmadı önüne gelen kendini “Efendi” sayıyor…
Hele milletvekillerimiz ne yazık ki seçildikleri günün ertesinde kendilerini “Efendi” yerine
koyarak, hâkimiyetin sahiplerini, emirleri altında gibi görüyorlar… Maraba sanıyorlar…
Seçilmeden önce senli-benli konuştuğumuz bizden biri adam gidiyor, yerine başka biri geliyor…
Fiziki görüntüsü değişiyor, kamburu yok oluyor, burnu dikeliyor havaya doğru… Olanca şıklığı ile
görünüyor millete karşı.
Ancak yanına yaklaşmak ne mümkün…
Soru sorsan, cevabı nasıl ve hangi üslupta alacağın bile belli değil…
Afralarından tafralarından yanlarına yaklaşılmıyor.
Anayasanın kendilerine “Hak” olarak tanıdığı “Dokunulmazlığı” hemen her alanda kullanmaya
çalışıyorlar.
Kanun ne, nizam ne, milletvekili olmasalar uymaları zorunlu olacakları kurallar neymiş öyle…
Oysa onu seçen hâkimiyetin sahibi millet değil mi? Millete hesap vermek, dertlerini sorunlarını
dinlemek zorunda değil mi?
XXX
Neden bu kadar üstüne gittim?
Anlatayım…
Eski bakanlardan Zeki Ergezen'in Ankara’daki cenazesinde, Cenaze öncesinde Hacı Bayram
Camii'ne gelen MHP Milletvekili Erkan Haberal'ı taşıyan makam arabası, araç girişinin yasak
olduğu kısma girmeye çalışıyor.
Bu yasağa uymak istemeyen Erkan Haberal’ın şoförü, aracın önünde duran belediye çalışanına
bilerek çarpıyor.
Elbette olay sonrasında tartışma da yaşanmış olabilir…
Olay bu kadar…
Olayın bir tarafı Erkan Haberal, diğer tarafı da belediye görevlisi…
Şimdi sormadan edemeyeceğim, Kayseri MHP Milletvekili Baki Ersoy’a ne oluyor ki açıklama
yapıyor..
MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, bir açıklama yapmış, şöyle…
“Kıymetli İdare Amirimiz Erkan Haberal’e yapılan hadsizliğe karşı özür dilemesi gereken makam
Mansur Yavaş sensin..! Bizi sevmediğini, bu hareketleri kasıtlı yaptırdığını biz biliyoruz ve zaten
biz de seni sevmiyoruz ama saygısızlık yapıldığı anda ezer geçeriz bunu da böyle bil!...”
Üslubun çirkinliğini geçtik. Elbette “Ezip geçmekle” tehdit ettiği kişi de kendisi gibi seçilmiş,
sadece milletvekili gibi dokunulmazlığı olmayan Ankara’nın Büyükşehir Belediye başkanı,
cevabını o versin ama…
Sözündeki “Ezme” ve “Geçme” fiili neyin nesi?
Dilin mi dolandı?
Dilin mi bir yerlere tokaştı?
Güz mevsiminde bağda, şiranede üzüm mü ezdiğini sanıyorsun a kardeş…
Takip ediyorum, oraya hesap soruyorsun, buraya hesap soruyorsun…
Hesap soracağın, “Ezip geçeceğin” yer bunlar değil ki…
Mecliste millet adına hesap sormak senin görevin, vekil olunca her yere, her şeyden hesap sormak
değil görevin.
Hesap soracağın kişi ve makamlar belli…
Yeri de belli…
TBMM çatısı altında sorarsın…
İlgili makamlara bildirisin, gerekiyorsa yargıya gider, suç duyurusunda bulunursun…
Göreviniz ve tavrınız asla “Ezmek” olamaz…
Kurallara, yasalara karşı gelmek olamaz…
Meydan okuyacağınız yer de TBMM çatısı altıdır, önünüze gelene meydan da okuyamazsınız…
Elbette bu sözlerim Baki Ersoy’a değil sadece…
Kayseri’nin milletvekili olduğu için ve Kayseri halkı seçtiği için yazdım ve hatırlatma ihtiyacını
duydum…
Ne var ki milletvekillerini seçildikten sonra genel durumları, hangi partiden olursa olsun, böyle…
Elbette istisnalar konumuz dışında…
İstisna olanlara Kayseri’den eski bir milletvekilini örnek vereyim mesela, Sayın İbrahim Özbıyık…
Milletvekili de olsan, sokakta veya orada burada rastladığın birisine “Ezer geçerim” desen, adam
da “Hadi, ez de geç bakalım, bekliyorum” dese…
Eğer gücün yetmezse adama, o seni ezer geçer, n’apacan?
Ayarınızı kaçırmayın. Milletin size verdiği görev, birilerini ezip geçmek değil, kamu yararına iş
görmektir…
Hatırlatırım…