Menü Kayseri Gerçek Haber
İBRAHİM PEKBAY

İBRAHİM PEKBAY

Tarih: 21.09.2020 14:37

HERKES HADDİNİ BİLMELİ…

Facebook Twitter Linked-in

Bri “insan”ın kişiliğini ölçmek için bakabileceğimiz ölçütlerden birisi de, bakacağız o adama, edebe ve
adaba uyup haddini biliyor mu?
Eğer ADAM sıfatını taşıyan kişi bu kurala uymuyor ise, edebini ve haddini aşmış ise, ona “Adam” dememiz
zordur. Hele o kişi, kendi çıkarları doğrultusunda haddini aşıyorsa, ona gereken dersi vermek şart haline
gelir ki, millet o dersi gerçekten gerektiğinde verebilecek anlayışa sahiptir. Günü geldiğinde de hakkını
avcına verir.
Örneğin…
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, "Burada, Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere, bazı sivil toplum
örgütlerinin içerisindeki zihniyet ve o zihniyetin işgalinden bahsediyoruz. Bunlar 1980 öncesinde de
vardı. Amacımız, 12 Eylül öncesi olduğu gibi kızıl işgalden, bu yapılardan kurtarmak ve Türk Tabipleri
Birliğini gerçek, yeminine sadık sağlık çalışanlarına emanet etmek" dedi Türk Tabipler Birliği hakkında…
Hiç kuşkun yok ki rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu hayatta olsaydı, bu efendiye bir Osmanlı tokadı aşkederdi
suratına...
Bu kişi haddini de aşarak, hem iktidara hem yavrusuna bağlılığını göstermek üzere tüm sevimliliğini
ortaya koymaya çalışmış.
Abisi dedi ya, o da arka tekerlek, peşinden söylemesi gerek.
Bu kişi bir “İşgal” olayından söz ediyor…
Sormak gerekir, kimler nereyi işgal etmişler acaba?
Sorsanız, hemen milliyetçi görüşün kapıları arkasına sığınarak, kapı aralığından kafasını korku ile yarım
gösterir, ortaya çıkamaz.
Böylesi kişilere “Milliyetçi” demek, bana göre büyük bir suç işlemektir. Öyle bir suç ki kanıtı da
kişiliklerindedir.
Böylesi kişilerin anlamadığı şey, insanın en tabii hakkı olan ve kullanırken korku duymadan
kullanabileceği ÖZGÜR DÜŞÜNCENİN İFADE EDİLMESİ hakkıdır.
Gerçek demokrasilerde, olduğu gibi…
Ayrıca, gereği gibi, aslı gibi, özü gibi anlamadan arkasına sığındıkları İslam’ın temel kuralı olduğunu
kavrayamazlar, bilmezler…
Edebe aykırı olmaması için biraz değiştirerek yazayım; CAHİL İLE SOHBET ETME, KÜSTÜRÜRSÜN, CAM
KIRIKLARI ÜSTÜNDE ÇIPLAK AYAK YÜRÜME KESTİRİRSİN deriz ya…
İşte aynı bu durumdur halleri…
İstiklal Marşımız bile “Korkma” diye başlar, kimden korkacağım?
İstiklal marşımızda yürekten haykırarak söyleriz “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım” çünkü
benin bir Türk evladı olarak, cumhuriyetin yetiştirdi vatandaş olarak özgürlüğümü kim elimden
alacakmış acaba, şaşarım…

Elbette sivil toplum kuruluşları (STK), ülkenin gidişini, iktidarın hatalı işlerini özgür düşünce içinde ifade
etmeleri görevleridir.
Kim yasaklayacak?
Hiç kimse yasaklayamaz…
Bu kurumlara olumsuz nitelikler yapıştırmaya kalkarken, dönüp kendi davranışlarınıza bakacaksınız
önce…
Günün birinde ki o gün 29 Ekim Cumhuriyetin ilanının yıldönümüdür, PKK elemanlarını Habur sınır
kapısından girip Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmelerine izin verirken, yedikleri yemeklerin parasını da
devlet hazinesinden ödeme gafletini göstermişsin…
Diyarbakır’da, Türk düşmanı Şivan Perver’i, Mesur Barzani’yi kürsüye çıkartıp birlikte meğri meğri diye
seslenmişsin…
Özgür düşüncelerini, ülkenin geleceği için ifade edenleri ihanet ile suçlamak, akla ziyan bir düşünce,
davranıştır…
Dün olduğu gibi bugün de, ömrümüzün sonuna kadar da ifade etmeye devam edeceğiz…
Haddimizi bilerek, edebimizi bilerek, hukukun üstünlüğü ilkesinden ödün vermeden…
Yapacağız…
XXX
Bir başka benzer konu…
Anayasa Mahkemesi, Enis Berberoğlu hakkında bir karar vermiş…
Anayasa Mahkemesinin verdiği karar, bütün yargı katlarının ve devlet kurumlarının uyması zorunlu
kararlardandır.
Mahkeme “Hak ihlali var” kararı vermiş ve Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin kalkamayacağı
anlamında karar vermiştir…
Eğer bu ülkede hukuk üstün ise, TBMM Başkanı gereğini yapmalı ve önceki kararın yok hükmünde
olduğunu meclis kürsüsünden ifade etmelidir.
Bunu takip edeceğiz elbette.
Geçelim bunu…
Ama diğer taraftan bir başka abuk-sabuk bir davranış var…
İçişleri Bakanı sıfatını taşıyan atanmış bakan, sadece görevini yerine getirmekle sorumlu olduğu halde,
siyaset yapmaya kalkıyor, haddini aşıyor.
N’apıyor derseniz ifade düşüncemi açıklayayım…
Bu kişi, Anayasa Mahkemesi başkanına seslenerek, ''Şehirlerarası yollarda gösteri ve yürüyüş yapılamaz”
hükmünü iptal etmesinin ardından atanmış bakan Soylu, “Ana caddelerde, sokaklarda özgürce yürüyüş
hakkının ortadan kaldırılmasını onayladınız. Polis koruması almana gerek yok. Bisikletinle işe git gel
bakalım."
Diyor…
Öncelikle ifade edeyim ki AYM, “Ana caddelerde, sokaklarda özgürce yürüyüş hakkının ortadan”
kaldırmadı. Aksine, sizin de içinde bulunduğunuz iktidarın kaldırdığı “Yürüyüş özgürlüğü” hakkını tekrar
vatandaşa verdi…

Bu birincisi…
İkincisi, eğer Ankara’da yaşamamış olsaydım, işe de yaya veya bisikletle gider gelirdim.
Eskiden illerde valiler dışında bütün mülki idare amirleri, hâkimler, savcılar, işlerine yürüyerek gider
gelirlerdi ve yolda vatandaş ile selamlaşırlardı…
Hadi sen…
Ki vatandaşı korumakla görevi atanmış bakansın…
Hadi onlarca korumanı almadan sokağa çık veya bisiklete bin de tek başına dolaş, işine git gel bakalım…
Var mı o cesaret sende?
Önce kendine bak atanmış bakan, önce kendine…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —