Sel seli götürüyor… Kentler sele teslim oldu. “Belediyeler uyuyor mu?”, nidaları afakı sarıyor. Ne kadar bağırsanız, ne kadar “çığırsanız” doğa hükmünü icra edecek. Bundan kaçamazsınız. Ama doğanın dilinden anlar, onunla “dost”olursanız, mesele kalmaz. Yoksa afet de bir gün mutlaka tepenize iner.
***
Her gün sağanak düşüyor. Peki, bu normal mi? Çok normal… İklimler değişiyor, o nedenle yağışlar azalacak gafletine düşenlerin bela üstüne belaya duçar olması kaçınılmaz.
***
Öyle ya, gençler pek bilmez ama bizim kuşak iyi anımsar… Aşağı yukarı yirmi gündür süren ve genellikle ikindi üzeri gelen sağanak yağışlara; “Kırk ikindi yağmurları!” denir ve Kayseri merkezine İncesu üzerinden gelir… Bu tarafa halk, olayın aksine “su vermez!” derler.
***
Unutmayın; doğada ki toplam su değişmez. Mutlaka, şuraya buraya, düşer. Bu düşüşler dönemsel olarak değişebilir. O nedenle, özellikle belediyelerin rehavete kapılmamaları, aklın, bilimin, şehirciliğin gereklerini yerine getirmeli.
***
Yaklaşık on dokuz yıl önce köşeme taşıdığım, uyarı mahiyetindeki, “Feyezan” başlıklı yazımın bir kısmını paylaşmak istedim. Ama ERÜ’den geçen kanal ile ilgili bilgiyi ilave ettim.
***
Her cemrenin düşüşüyle hava sıcaklığı artar, cemrelerin arasında ise sıcaklıkta küçük bir düşüş görülür. Cemreler düştükten sonra hava ısınmaya başlar. Bir yandan da dağlardaki karlar eriyecek, yağışlar artacak, sel olup ovalara inecek. Bazen, feyezan olarak karşımıza çıkacak.
***
Aksi mümkün değil… Yerçekimi diye bir doğa yasası varsa, biz umursamasak bile o, buna uyacak… Aşağılara doğru inecek. Tabii, su bollaşınca, kinetik enerjisi arttıkça tahribatta o denli fazla olacak. Buna ister “doğa” yasası, ister “Sünnetullah” mutlaka kendisini gösterecek.
***
Bilindiği gibi feyezan Farsça bir sözcükmüş; suyun coşması, bolluk, bereket gibi anlamlara geliyormuş. Bu nedenle feyezan su mühendisliğinin önemli kavramlarından; taşkın önleme projelerinin önemli parametrelerinden biridir, diyor uzmanlar. Kırk yılda bir görülür ama pîr görülür; etkisi de büyük olur; çoğu zaman ağıtlar yakılır.
***
Suyun coşmasına kimse engel olamaz. Çoğu zaman önüne ne gelirse alır götürür. Hal böyle olunca kimse doğanın o muhteşem gücüne karşı koymaya kalkmasın. Hem yenemeyiz de. Bu nedenle doğa ile dost olmak; onunla barışık olmak; onun dilinden anlamak gerekir.
***
Ormanları yok ettik. Meraları da… Otlakları da. Sulak alanları da. Hürmetçi Sazlığı gibi bir avuç kalan sulak alanları da “doyma bilmez iştahımız”ın insafına terk etmiş durumdayız. Yüzyıllar boyunca oluşan doğal su yollarını iskana açtık. Bir anlamda önlerine setler çektik. Doğal yapıyı bozduk. Velhasıl velkelam, doğayı elimizle katlettik. Şimdi de doğa bizden intikam alıyor! Hem de korkunç…
***
Her yıl bahara girerken yazarım. Bu yıl da yazmak nasip oldu. Kayseri’yi güneyden çeviren, yeni sanayi üzerinden Sarımsaklı’ya kavuşan “taşkın önleme kanalları” ne durumda? Sakar üzerinden gelen ve Organize Sanayi’den geçip Karasu’ya karışan bir deremiz var. Umarım önü açıktır. Yoksa OSB’yi sel götürür...
***
Yine bu bölgede bulunan, Hacılar’dan inip, Eğribucak, Hürriyet ve Aydınlık Evler’de son bulan doğal su yolu ne alemde?
***
Yetkililer, biliyor mu? Bilmem... Bir başka deremiz de, Polis Evinin yanından akan, Gediris Bağları üzerinden “taşkın kanallarına “ bağlanan derenin de hatırı sayılır... Bir de bunlara, Hisarcık’tan inen,
***
Erciyes Üniversitesi’nde sonlanan Deli Çayı ilave edin. Buralar, sanıldığı gibi körelmiş değil, aktif derelerdir. Umulmadık anada coşarlar. Bu nedenle önlerinin sürekli açık olması, gerekir. Ne hikmetse, ERÜ içerisinden açık geçen trapez kesitli kanal, dönemin rektörünün isteği üzerine, üstü kapalı hale getirildi. Dört-beş yıl önce gelen sel nedeniyle kapalı kanal tıkanınca, taşan su ta Hava Şehitliğine kadar gelmişti.
***
Ne yaparsın? Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Popülizm yani halk dalkavukluğu siyasette ve yönetimlere egemen olunca doğanın yağmalanması da tahribi de kaçınılmazdır. Yağma kültürünün egemen olduğu yerlerinde doğal felaketlerle karşılaşılması da...
***
Tabii, bir teknik bilgiyi de vermeden geçemeyeceğim. Genellikle, taşkın kanalları, “trapez kesit” yapılır. Tabanı yukarıda olan ikiz kenar yamuk biçiminde… MeselaDSİ böyle yapar, bilime uygun ama bizim belediyeler, kanal boyu yer kazanmak için kesiti dikdörtgene çevirir. Yani, yamuğun üst kenarı, alta uydurulur. Haliyle kesit daralır. Kesir daralınca da debinin deşarjı zorlaşır. Kanaldan taşmalar da kaçınılmaz.
***
Sonuçta; “doğal suyollarının” masaya yatırılması ve sürekli açık tutulması; bu yolların “etki alanları” da dahil iskana açılmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.