Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 13.05.2022 11:43

ENSAR MUHACİR

Facebook Twitter Linked-in

Sayın Recep Tayyip Erdoğan MÜSİAD toplantısında; “…Muhacir nedir, ensar nedir bunu anlamayan, bunu bilmeyenlerle bizim işimiz yok. Suriye'den savaştan çıkıp ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız Bay Kemal” dedi. Ben de katkı vermek kastıyla “muhacir nedir”, “ensar nedir” anlamayanlara, bilmeyenlere ansiklopedik bazı bilgiler vermek istedim. Bakalım bunlar kimlermiş.

***

Tayyip Bey, “Ensar-Muhacir” denklemi yeniden gündeme getirdi. Tabii, bir de bu zincire “Ümeyye oğullarının” yani “Yezid” soyunun temsil ettiği “Mekke müşriklerini” de ilave etmek lazım. Öyle ya, Hicret’in önemli nedeni bunların baskısı. Sadece, “Mekke müşrikleri” deyip geçersek, bunların sonraki dönem İslam tarihindeki yerini söylemezsek zinciri ve halkalarını doğru tanımlayamaz, doğru algılayamayız.

***

Bunlar “Ümeyye oğullarına” izafeten adı verilen Emeviler… “Hazreti Muaviye” ve “Hazreti Yezid” soyu olarak anılır bizim “ecmaince”… Tepkileri yumuşatabilmek için de; “Ali haklıydı ama Muaviye de haksız değildi!” türünden tevile çalışırlar.

***

Ensar, ‘yardım etmek’ anlamındaki nasr kökünden... İslam literatüründe ensar. Hz. Peygamber'i ve muhacirleri yurtlarında barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrec kabilelerine mensup Yesribli (Medineli) müslümanlar için kullanılmıştır.” (İslam Ansiklopedisi, ilgili madde)

***

Medineli olup olayın olduğu yıllarda çok az sayıdaki Müslüman. Bunlar, “Mekke müşriklerinin” zulmünden kaçan çok az sayıdaki sahabeye (muhacir) kucağını açanlar. Yani, ev sahibi de, misafir de çok sayıda değil, her birisi 50 civarında…  Nitekim bir akademik çalışmada bu miktar verilmiş: “…İbn Sa’d’ın eserinde aralarında kardeşliğin tesis edildiği ensâr ve muhâcirlerin sayısı hakkında 100 ve 90 şeklinde rakamlar verilmiştir. Buna göre elli muhâcirûn elli ensarla, ya da kırk beş muhâcirûn kırk beş ensârla kardeş ilan edilmiştir.”  (www.dergipark.org.tr/).

***

Demem o ki; Ensar ve muhacir, büyük insan kitleleri değil ama “İmanlı”, “inanmış” oldukları muhakkak. Bir de, buna rağmen “Ensar” olmayı kabul etmeyenler de var…

***

Büyük resmi görebilmek için, Hz. Peygamber ve Dört Halife Döneminde sayıları çok çok az olan (Selman-ı Farisi gibi), İslam fütuhatı özellikle Emevilerle sayıları artan ve “Mevali” denilen, Arap olmayan Müslümanları (Mesela Türkler, Farslar) da göz önüne almak gerekir… Bunlar bilinmeden, İslam tarihini değerlendiremezsiniz.

***

“Sözlükte koruyucu, yardımcı, sahip, dost; azat eden efendi; azat edilen köle’ anlamlarına gelen…

Mevali. Terim anlamında ilk İslami fetihlerin ardından kendi istekleriyle müslüman olan. Çoğunluğunu doğuda İranlılar ve Türkler'in, Kuzey Afrika ve Endülüs'te Berberiler'in. Mısır'da Kıbtiler'in oluşturduğu gayri Arap müslümanları ifade etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır” (İslam Ansiklopdisi, ilgili madde).

***

“Mevaliler”, “köle hükmündedir!”. Nitekim “mevaliden imam ve halife olmaz!” kavli gereği, hiçbir zaman, Osmanlı sultanlarını halife kabul etmemişler. Buna bir dayanak bulmak lazım. O da hadislerden bulundu: “İmam, Halife Kureyş’tendir!” Bu hükmü aşabilmek için “bizim ecmain”, kendi “efendi hazretlerinin” soyunu, çoğunlukla “ehl-i beyte” bağlarlar.

***

Biliyorsunuz, “Memluk”; kul, köle demek. Önce “azatlı” Türkler, sonra azatlı Çerkezler tarafından yönetilen, Mısır merkezli Memluklu (Kölemenler) Devleti’ni (1250-1517) de bir bilgi notu olarak düşelim.

***

Tekrar denkleme dönelim ve günümüzdeki değişkenlerine bir bakalım. Ortada bir hicret varsa, mutlaka bir “müşrik grubun” da olması gerekir. Yoksa “Ensar-Muhacir” denklemini kuramazsınız. Yani Hz. Peygamber dönemine gönderme yapamazsınız. Evet. Günümüzde “müşrik” kim ya da kimler.

***

Bu durumda Beşar Esad ve yönetimi “müşrik” olmalı. Esad, namaz kılan birisi ve her rekatta “Besmeleyi Şerif” ve “Fatihayı Şerif” okuyordur, mutlaka… Biz, “zahire göre hükmedenler!” cümlesindeniz. O nedenle, ortada bir müşrik yok. Anlatıldığı kadarı ile halkına zulmeden bir yönetim var. Bir de ülkemize gelen milyonlar…

***

“Anlatıldığı kadarıyla” diyorum, zira, Türkçe’den başka dil bilmediğimden yapılanları, söylenenleri sadece aktaranlardan dinliyorum, okuyorum da ondan… Nitekim, yukarıda verdiğim ansiklopedik bilgileri de Türkçe metinlerden aldım. Kim bilir, belki bunlar da kuşkuludur. O nedenle, bilen uyarsın.

***

Yani, demem o ki, günümüzde yaşananların “Peygamberimiz” döneminde gerçekleşen olaylar bir ilgisi yok, diye düşünüyorum. Zira, denklemin değişkenleri benzemiyor.

***

Tabii, bunlar, bu tasnifler, tarihin derinliklerinde kaldı… Araplar kendi “ulus devletlerini” kurdular. Bizler de Türkiye Cumhuriyeti’ni… Devletler arasındaki ilişkiler dinsel argümanlarla değil, uluslararası normlara göre düzenlenir; düzenlenmelidir..

***

Olayı, 622 yılında gerçekleşen, “Ensar-Muhacir” kavramlarına indirgemek doğru değildir. Ortada “Ensar-Muhacir” yoktur. İsterseniz 84 milyona sorun, kaçı “Ensar”lığı kabullenir? Şahsen ben kabul etmem. Hepsine de “insan” gözü ile bakarım. Empati yaparım. Öz yurtlarına dönmelerini arzularım.

***

Şu ya da bu nedenlerle ülkelerini terk eden, ülkemize sığınanları “ensar-muhacir” denklemine oturtmak doğru değildir. Tarihen de doğru değildir; İslam tarihi açısından da doğru değildir. Bunlar “sığınmacı”dır. İç ve uluslararası hukukun kurallarına tabidir. Ülkelerinde “sulh ve sükun” olduğunda elbette yurtlarına dönecektir.

***

Bundan siyasi sonuç çıkarmaya, siyasi yarar sağlamaya gerek yok. Hele hele “ideolojik” araç yapmaya da… Aksi durum da bu ülkenin “sinir uçları” ile oynarsınız… Durumdan vazife çıkartmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürersiniz. Allah korusun!.. Asıl sakınca da burada…

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —