Lafı dolandırmadan hemen “Hangi devlet?” sorusuna cevap vereyim detaya geçmeden.
Dünyadaki bir numaralı terörist ülke, Amerika Birleşik Devletleri…
Dünyanın hangi yöresinde bir kargaşa çıksa, araştırın, altından bu ülke çıkar.
Çünkü bu ülke yöneticilerinin değişmez düşünce ve uygulamaları, kendi topluluklarının çıkarları doğrultusunda olduğu için, bu amaca ulaşmak uğruna her şeyi yapmak ve bu arada da terör faaliyetleri veya teröre destek vermekten asla çekinmiyorlar…
Detayına gelince, tarih ABD’nin tarihi içinde, keşfedilişinden sonra Avrupa’dan akın akın gelen hemen her ülkeden vatandaşların, kendilerine yurt açmak ve yaşamak için yerli halk ile savaşması, onların nesillerini yok etmeye varan katliamların yapılması ile doludur.
Daha sonra kendi içlerinde yaşadıkları “İç savaş” sonrası, 50 eyaletten kurulan “Birleşik” bir devlet kurulmuş, içişlerinde tamamen bağımsız, dışişlerde “Başkanlık” ile federal hükümet sistemine bağlı bir anayasa yaparak yönetmeye ve yönetilmeye devam edilmiş ve edilmektedir.
Bugün 330 milyona yaklaşan nüfusun çıkarlarını sağlamak için de dünyaya hâkim olma ve yönetme ya da etkisi altına alarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabasını sürdürmektedir.
Tamamen yüzeysel olarak kısaca anlatmaya çalıştığım nedenlerle, dünya üzerinde her hangi bir ülkede ya da bölgede kargaşa, kavga, dövüş ve savaş çıkıyor ise, altında ABD’yi bulacağınızdan kuşkunuz olmasın.
Ayrıca karıştırdıkları bölgelere bakarsanız, orada her türlü kendi ulusu için bir çıkar söz konusudur.
Etkisi altına almaya çalıştıkları bölgelere bakarsanız, oralarda da kendi ulusunun mutlaka bir çıkarı söz konusudur.
XXX
Gerçek şu ki…
Türkiye ile ABD arasındaki siyasi tarihin bilinmemesi sonucu, geldiğimiz noktada ABD’nin Ortadoğu’daki “Bekçisi” durumuna düşürülmüş, BOP eş başkanı görevi verildiğinden söz ederek, bekçilik görevini tamamen benimsenmiştir.
Hal böyle olunca da, kendi önceliklerini hep öteleyerek, ABD’nin önceliklerine hizmet eder duruma gelinmiştir.
Oysa bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ülkemizin öncelikleri ile ABD’nin öncelikleri örtüşmemektedir.
Ülkemizin temel önceliği, geldiğimiz noktada ekonomik zorlukların aşılması, dış devletler ile bugün yaptığımız politikasını bir tarafa bırakıp, saygınlığımızın korunması, ilişkilerimizin geliştirilmesi, ulusal bağımsızlığımızın her şeyin üstünde olduğunun tüm dünyada itirazsız kabul edilmesinin sağlanmasıdır.
Ayrıca…
Gerek içeride, gerekse dış ülkelerle olan ilişkilerde kullanılan dil’in niteliğine dikkat edilmelidir.
Amerika Birleşik Devletleri’ni temsilen ilk kez Türkiye’ye gelen ve Atatürk ile görüşen Genelkurmay Başkanı Mac Arthur, 1932 yılında Atatürk ile görüştü.
Atatürk ve zamanın hükümetinden ABD ve ABD’li iş adamları için çeşitli imtiyazlar istedi. Gümrük koşullarında değişiklikler talep etti.
Ancak Atatürk ve zamanın hükümeti, ABD için her hangi bir öncelik ve ayrıcalık verilmeyeceğin belirtti.
Atatürk’’ün temel düşüncesi, kurtuluş savaşı sonrasında ülkeyi bağımsızlığa kavuştururken, aynı zamanda ekonomide de bağımsızlığa ve Uluslararsı ortamda eşit koşullara kavuşturmanın gereğini savunmasıdır.
Atatürk; Mac Arthur ile görüşmesinde de bu görüşe vurgu yaparak, “Dünyanın ekonomik krizden kurtulmasının ilim, fen ve çalışma sayesinde olacağını ve vaziyetin normale doğru gideceğini ümit ettiğini ve Türkiye'nin ekonomik buhrandan daha fazla etkilenme riskine sebep olsa da gelişmiş bir sanayi hedeflediklerini” söylemiştir.
Yani kısaca, dünyada yaşanan her türlü siyasal ve ekonomik olayların karşısında, ülkenin çıkarlarının ne olduğunu bu sözlerle ortaya koymuştur. Ancak o günlerde kurulan temel sanayi, bugünlerde satılıp savılıp birilerine peşkeş çekilmiştir.
XXX
Ya şimdi?
Böyle bir önceliğimiz söz konusu değil.
ABD ile ya da Rusya ile yürümeye ve onların etrafında dolaşmaya çalışıyoruz.
Sonuçta da kendi çıkarlarımız yerine, Ortadoğu’da bu iki ülkenin çıkarlarına hizmet ederken, kendimiz düşman yaratıyor veya Türkiye’yi bölmeye yönelik faaliyet gösteren PKK/YPG gibi terör örgütlerinin ABD destekli faaliyetlerini görmezden geliyoruz.
Görmezden gelmiyorsak da mücadelede zayıf kalıyoruz.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, Erdoğan, terör örgütü tarafından alıkonulan asker, polis ve istihbarat elemanlarını “Alıkonulan” diye nitelemek yerine “Esir” diye niteleyebiliyor…
Kabul edilemez bir söylemdir bu.
XXX
Sonuç olarak Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi bilmesi ve başarması zorunludur.
Bağımsızlığımızın ve geleceğimizi sağlanması, böyle bir davranış ve yönetim anlayışı ile ancak mümkün olacaktır.
Yapılacak şey, açık ve nettir…
Her türlü diplomatik ilişkiler önce kullanılrcak, her yere inandırıcı dille terör örgütünün bir şekilde sonlandıracağımız ilan edilmelidir.
Sonuç alınamaması halinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/YPG ve benzeri terör örgütüne karşı her türlü mücadeleyi en etkin bir şekilde verme ve yok etme gücüne sahiptir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve milletinin öncelikli çıkarı da budur.
XXX
Böyle bir mücadele ile birlikte, yurt içindeki aykırı ve cumhuriyet düşmanlığı ile öne çıkan çalışmalara da dikkat etmek zorundayız…
Görülmektedir ki, giderek bazı odakların, Cumhuriyet karşıtlığı çalışmalarına açıkça ve çekinmeye gerek görmeden devam etmektedirler…
Ve iktidar, böylesi eylemlere karşı sessiz kalmaktadır.
Her tarafta gösteriler yasaklanırken, Abdulhamit’in 4. kuşaktan torunu olan soytarı herife, İstanbul’da Sultanahmet meydanında “Yaşasın Şehzademiz” sözleri ile gösteri yaptıklarını görmezler mi?
Ülkede şeriat çığırtkanlığı yapıldığını bilmezler mi?
Hadi görmediler diyelim…
Gösteriden ve şeriat çığırtkanlığından haberleri olduğunda gerekli yasal işlemleri başlatmazlar mı?
Şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekir ki, giderek artan bu tür çalışmalara rağmen, ülke bizim ve öyle de kalacaktır.
Ama önce Ulusun öncelik ve çıkarlarının her alanda öne çıkartılacağı iç ve dış politikanın uygulanmasının zorunlu olduğunu kavrayarak…