Doğanın intikamı çok sert, çok acımasız oluyor… “Kaderci”, “cahil”, “çaresiz” toplumlarda tahribat daha da fazla oluyor. Dün, Bartın’ı sel vurunca, tam “yirmi bir yıl” önce, 2001 yılında, kaleme aldığım “İntikam” başlıklı yazımı tekrar veriyorum… Umulur ki, tekraren verdiğimiz bu uyarı, bu kenti yönetenlere uyarı olur…
***
Dostlar arşivimi karıştırırken, gerçekten uyarıcı eleştiriler yapmışım. Bunların kader falan olmadığını, aptallığın ve cahilliğin sonucu olduğunu defalarca vurgulamıştım. “Aya dört şeritli yol yapılabileceğine” inanların, pahalılığı ve yabancıların yatırım yapmama sebebini ‘Kılıçdaroğlu’na bağlayanların; “Gavs hazretleri, zelzeleye dur deyince durduğuna” inanların, -hem de çok miktarda- bulunduğu toplumda, felaketler de kaçınılmazdır.
***
Doğanın diyalektiği bize bunu söylüyor. Bu çok yazıldı, çizildi ama “Güle gûşettiremez yok yere bülbül inler/ Varak-ı mihr ü vefayı kim okur kim dinler”. Karamanlı Kâmî’ye ait olduğu söylenen dizelerin anlamı şöyleymiş (https://www.facebook.com/Fuzuli.sd/posts/326780304007576/): “Zavallı bülbülün sesini işittiremeden boşu boşuna gül için feryâd etmesi gibi; dostluk ve vefâ sayfasını da ne okuyan var, ne dinleyen.”
***
Peki, merhum Âkif ne diyor? "Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey!/ Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?/ 'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;/ Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"
***
Evet, yazım şöyle:
İNTİKAM!..
Kimse doğanın o muhteşem gücü ile kavga etmeye kalkmasın... Karşı koymaya kalkmasın... Yenemezsiniz... Doğaya hükmedemezsiniz... Doğa ile dost olun... Onunla konuşun... Onun dilinden anlayın... Rahat etmek için...
***
Ormanları yok ettik...Meraları da... Otlakları da... Binyıllar boyunca oluşan doğal su yollarını iskâna açtık... Bir anlamda önlerine setler çektik... Doğal yapıyı bozduk..Velhasıl velkelam, doğayı elimizle katlettik... Şimdi de doğa bizden intikam alıyor!.. Hem de korkunç... Birkaç yıl önce Bartın’da... Geçen sene Osmaniye, İskenderun’da... Bu yıl İçel, Tarsus da görülen sellerin nedeni budur... Bundan sonra görüleceklerin de...
***
Her yıl bahara girerken yazarım... Bu yıl da erken yazmak nasip oldu... Kayseri’yi güneyden çeviren, yeni sanayi üzerinden Sarımsaklıya kavuşan “taşkın önleme kanalları” ne durumda? [Bunları DSİ yapmıştı, traves toprak kanal olarak. AK Parti belediyeleri dikdörtgen kesitte betona çevirdi. Tabii, bu kesit değişikliği yani ciddi operasyon doğru muydu? Uzmanlara havale edelim.]
***
Sakar üzerinden gelen ve Organize Sanayi’den geçip Karasu’ya karışan bir deremiz var...Yine bu bölgede bulunan, Hacılar önünden inip, Eğribucak’tan geçen, Hürriyet ve Aydınlıkevler’de son bulan ve bugün kaybolan bir doğal su yolu var...
***
Yetkililer, biliyor mu? Bilmem...
***
Bir başka deremiz de, Polisevi’nin yanından akan, Gediris Bağları üzerinden “taşkın kanallarına“ bağlanan Çakmak Deresi... Bir de bunlara, Hisarcık’tan inen, Erciyes Üniversitesi’nde sonlanan Deli Çayı ilave edin...[Bir ilave yapayım. Üniversite içerisinden geçen açık kanal, dönemin rektörü kapattırmış ve baş taraf tıkanınca, taşan sular ta, Şehitliğe kadar gelmişti.]
***
Buralar, sanıldığı gibi körelmiş değil, aktif dereler... Erbabınca bilinir!.. Umulmadık anada coşarlar...
Bu nedenle önlerinin sürekli açık olması, gerekir... Ne yaparsın? Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti...
***
Popülizm yani halk dalkavukluğu siyasette egemen olunca doğanın yağmalanması da tahribi de kaçınılmazdır... Yağma kültürünün egemen olduğu yerlerinde bu tür doğal felaketlerle karşılaşılması da...
***
Bu felaket dün Bartın, Osmaniye ve İskenderun’u vurdu... Bu kışın başında İçel ve Tarsus’a uğradı...
Yarın olmasa öbür gün Kayseri’ye, mutlaka uğrayacak... Bundan hiç kuşkunuz olmasın... [Birkaç yıl önce Hisarcık Deresi taşınca, dere boyunca büyük tahribat olmuştu. Hatta belediyenin yaptığı beton kısmı da söküp atmıştı].
***
Bu nedenle; “Doğal Suyollarının” mutlaka masaya yatırılması ve sürekli güncel tutulması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim... Zira yukarıda saymaya çalıştığım su yollarından ne tür suyun geldiğini, ne tür kayaların sürüklendiğini gören nesildenim... Ayrıca: buralarla ilgili hikâyeleri çocukluğumuzda sürekli dinledik...
***
Bilmem anlatabildim mi?