Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 08.02.2023 12:46

DOĞA ACIMASIZ MI?

Facebook Twitter Linked-in

Doğu Anadolu Fayı devamı Ölü Deniz Fayı(Celal Şengör) üzerinde deprem, fırtına gibi peş peşe geldi… Bu sefer Kahramanmaraş’ı vurdu… Pazarcık arkasından Elbistan depremleri… 7,8 ve 7,7 büyüklüğünde… On ilde yıkıcı hasar ve can kaybına neden oldu. Şehir dışında olduğumuzdan hissetmedik ama tanıdıklarla yaptığımız konuşmada, beşik gibi sallanmış Kayseri…İmkanı olanlar bağlara kaçmış.

***

Zaten bir ekonomik kriz yaşanıyordu, bu da üstüne geldi… Altından nasıl kalkılır bilemem? 24 yıldır toplanan “deprem vergileri” duruyor mu? Onu da… Ama duruyorsa, milyarlarca dolar hesapta olması gerekir?1999 Gölcük ve takip eden Düzce depremleri nedeniyle, dönemin iktidarını acımasızca eleştirenler bakalım bu yıkımın altından nasıl kalkacaklar? 

***

Çok söylendi, çok yazıldı çizildi; “Deprem öldürmez!”… Hem doğa, ne diye intikam alsın ki? Ne diye öldürsün ki? Onun dilinden anlar, onunla ortak dille konuşursan yani onunla “dost” olursan, kardeşçe yaşarsın…

***

Öldüren yıkan cehalet, bilim tanımazlık… “Fen bilimleri, matematik, fizik, kimya, biyoloji ne diye zorunlu okutulur ki!” diyenler.Cehalet… Gözlerimizi doyurmayan kent rantları… 

***

Doğa acımasız mı? Aslında acımasız falan değil. Hedeflerine doğru ilerler; Kendi kuralları içerisinde hareket eder. Acımasız hale getiren ya da öyle gösteren etmenlerin başında, bilime, bilimin verilerine kayıtsız kalışımız. 

***

Bir toplumda, okunacak “hutbe” içerinde, “Fazla tedbir, Allah’ın zoruna gider!” türünden bir cümle varsa, böyle kafaların olduğu yerde, bir fırtınada “minarelerin” yıkılması da kaçınılmazdır. Allah’tan, Diyanet son anda farkına varmış ve bu cümleyi çıkartmış. 

***

Toplumu, “kaderciliğe” razı eden bir yapıya sahibiz. ‘Bir lokma, bir hırka!’ya razı olunca, toplumu yönetmek de o kadar kolay oluyor. 

***

Üniversitelerde fizik, kimya, biyoloji vs. bölümlerini kapatmak; İlahiyat Fakülteleri’nde felsefe ve karşılaştırmalı dinler tarihi vs. derslerini kaldırmak istenmesini, nasıl bir toplum istendiğinin ipuçları. Oysa felsefe, sorgulamanın aracı. Bundan korkuyorlar. 

***

“Sormasını” ve “sorgulamasını” bilmeyen bir toplumun, doğal afetlerle karşılaşması da doğaldır. Bir olayın “nasılını” sorgulayamayan bir toplumuz. Sorabilsek, sorgulayabilsek olayların mekanizmasını çözeriz ona göre önlem alırız. Yoksa“ahlarla, vahlarla, ağıtlarla” ömrümüz geçer. 

***

Unutmayın; doğa,denge demektir. Dengeyi de kendisi oluşturur. Yine unutmayın; kainatta her şey, bir “kural/hesap” üzerinedir. Buna, ister doğa yasası isterseniz “Sünnetullah”, deyin sonuç değişmez. Doğa, hükmünü icra eder…

***

O halde, bizlere düşen, “doğa ile dost olmak”, onun dilinden anlamak… “Mekanizmasını” çözebilmek. Bunu yapabilmek için de mutlaka ve mutlaka “matematik kafaya” sahip olmak gerekir. 

***

“Matematik kafa” insanı “özgürleştirir, “bağımsız davranabilme” yeteneğini geliştirir. O nedenle, “özgür düşünemeyen” toplumlar, musibetlerden de kurtulamaz. Hem içerden ve hem de dışarıdan, “sömürülmeye” devam eder. 

***

Hatırlarım… 1960’ların sonunda, bir kısım akademisyen, bilimci, öğrenci karşı çıkmıştı, “Birinci köprüye”. Seçim meydanlarında da, “köprüye karşı çıktılar!”, diye aşağılanmışlardı, “sağ iktidarlarca!”. Fakat tarih onları haklı çıkarttı… İstanbul, yedi başlı canavara döndü.

***

Gerekçeleri de basit ve anlaşılabilirdi. “Bunlarla İstanbul’u cazibe merkezi haline getirirsiniz. Bavulunu alan, yatağını sırtlayan İstanbul’a gelir. Nüfusu anormal artar. Burası sorunlar yumağına döner. Yeni köprüleri tetikler. Şehir, orman ve su havzalarına doğru kayar.” Yani, “İstanbul’u cazibe merkezi olmaktan çıkartmak gerekir!”, diyorlardı. Haklılardı. Unutmayın, o yıllarda İstanbul’un nüfusu 2,5-3 milyon kadardı.

***

Ve nitekim öyle de oldu.  İstanbul, ne verirsen yutan bir canavara döndü. Burasının sorunlarını çözebilmek için harcanan parayla, inanın, ülkenin, inşa ve imar edilmedik yeri kalmazdı. Üçüncü köprü de İstanbul’un sorunlarını çözmeyecek, daha da düğümleyecek, diğerleri gibi. 

***

Evet. Matematik ve fen bilimleri insanı, “soyut düşünceyi” sevk eder; “n boyutlu uzay”dan vazgeçtik, en azından üç boyutlu uzaydadüşünebilmenin yollarını açar. Düzlemde düşünebilen bir toplumda “ahlar, vahlar!” eksik olmaz. Kaldı ki, düzlemde bile düşünemeyen bir toplumuz. Hal böyle olunca; başımıza gelen musibetler de “kader”; “bina ile zinanın çoğaldığından” falan değil. Aklı ve bilimi rehber edinmeyişimizden.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —