Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 05.09.2021 11:09

DEVLETİN DİNİ OLMAZ!..

Facebook Twitter Linked-in

Devletin “dini” olur mu? Laik bir düzende elbette olmaz. Din, istisnasız tüm inançlara karşı “nötür”dür. O nedenle, gözleri bağlıdır adalet heykelinin…

***

Utanmazlar, sıkılmazlar Mustafa Kemal’in adını anmazken, ondan nefret ederken, onun öncülük yaptığı Meclis’in kabul ettiği Anayasa’nın; “Devletin dini İslam!”  maddesine atıfta bulunuyor. 1921 Anayasa’sında olmayan ama 1923 tarihinde ilave edilen madde şu: “Devletinin dini, Dini İslâm’dır. Resmi lisanı Türkçe’dir.

” Bu madde 1924 Anayasası’nda da kaldı. 1928’de çıkartıldı. Laiklik, 1937’de Anayasa’ya girdi. Aslında, 1924 Anayasası’na da konmayacaktı ama devrin şartlarını (isyanları) da unutmayın. Kolay değil, “ümmet” toplumundan “millet” toplumuna geçmek; “egemenliği” halka indirmek!..

Unutmayın, bu süreç, bir ulus devletin kuruluş aşamaları ve gerekli idi. Kolay değil, “kulluktan/tebadan” vatandaşlığa geçmek. Egemenliği yeryüzüne indirmek. Kolay değil, bir “milli devlet” kurmak. Yine unutmayın, bu devlet, “vatandaşlık esasına müstenit”, bir Türk devletidir.

***

Geçenlerde, “Devletin dini adalettir!” türünden bir söz edildi. Tabii, bu lafın Halife Ömer’e ait olduğu söylenirken diğer bölümü gizlenir, nedense!.. Bakınız, o sözün tamamı şöyle: “El adlü esasül mülk, vez-zulmü fesadül mülk”. (Adalet mülkün temelidir ve zulüm mülkün fesadıdır). Tabii, burada “mülk”ten kastın “devlet” olduğu muhakkak.

***

O nedenle devlet, bir yandan adalet dağıtırken, bir yandan da fesat dağıtabilir. “Kutsal devlet”e inandığınız, devleti kutsadığınız taktirde onun zulmünden de, fesadından da, dayağından da rahatsız olmayacaksın.

***

Evet, devlet güçlü olacak. Yoksa, anarşi çıkar orta yere. Bu yetmez, toplumda güçlü olacak, devleti dengeleyecek. Toplum güçlü olmasa, bu sefer devlet zulmü söz konusu olur. O nedenle; “Güçlü devlet- güçlü toplum” dengesi, ancak ve ancak demokrasilerde mümkün.

***

Günümüzde, “demokratik cumhuriyetin” temeli “laiklik” olup, adalet de bunun içindedir. Adalete dayanmayan, inançlara aynı mesafede olmayan bir laiklik anlayışı da doğru değildir. Ez cümle olarak; Laiklik, aklın özgürleşmesi, başkalarının aklının kullanılmaması, aklın prangalardan kurtulması, kamusal alana inancın girmemesi.  Kısaca; “Senin dinin (inancın) sana, benim dinim (inancım) bana”.

***

Yargıtay yeni hizmet binasının açılışında; Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi mezuniyet töreninde, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın yaptığı dua tartışmalara neden oldu. Mesela; buna; “Laikliğin ruhuna Fatiha okunuyor.” Diyenler oldu.

***

Evet. Aynen katılıyorum; “laikliğin ruhuna Fatiha okunuyor!” ama şimdi okunan “Fatiha” falan değil, “helvası” yeniyor. Bu devran böyle giderse, çok ararsınız laikliği ama iş işten geçmiş olur. O nedenle; “laiklik ipine sımsıkı sarılın!”

***

Unutmayın; dayatmak istenen din anlayışında bir kadın; “yargıç olamaz”, “komutan olamaz”, “devlet başkanı” olamaz. O nedenle başı örtülü yargıç bacımız, başı örtülü subay bacımız asla ve asla, o makama gelmeyi bir yana bıraksın, tek başına sokağa çıkamaz.

***

İnanç bağlamında, “çok renkli” bir yapının olduğu yerde, “geleneğin”, “Sunni İslam’ın” temsil edildiği bir kurumun başındaki ismin, “başat” hale gelmesi, bu kurumun topluma yön vermeye başlaması çok düşündürücü.

***

Hele hele bunun, yine İslam’ın bir başka yorumunu (Selefi) hayata geçirmek isteyen “darbecilerin” egemen ve Afganistan’dan kaçan milyonların olduğu bir zamana denk gelmesi, tesadüf müdür, nedir?

***

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bey, olur olmaz şeylere teşne olacağına, yüzlerce yıl önce verilen fetvaları ısıtıp ısıtıp önümüze koyacağına; “şeriat getireceğiz!” diyenlerden, milyonların neden kaçtığını ve bu kaçışın, yine bir “Şer’i bir devlet”e değil de neden, “laik ve demokratik Cumhuriyetlere” doğru olduğunu düşünmeli. Ali Bey, soru bu… Deniz ürünlerinin “helal ve haramlığından” önce, buna cevaplayın.  

***

Nüfus içindeki oranı ne olursa olsun, İslam’ın bir “yorumunun” tepe isminin, hele hele adalet dağıtmakla yükümlü bir kurumun, Yargıtay’ın, bir açılışında “dua” yapması, çok düşündürücü. Bu bir dayatmadır. Ben eminim yargı mensuplarının kahır ekseriyeti, böyle bir görünümü asla kabul etmezler.

***

Ali Beye yekrar soruyorum: O toplantıya (lara), katılmak zorundayım. Yani, aslında katılmak istemiyorum ama mecburum katılmaya. Fakat, duanın noktasına ve virgülüne dahi katılmıyorum. Ne yapmam lazım gelir?

Ellerimi kaldırmaya, avuçlarımı semaya açmaya, sonunda “amin!” demeye mecbur muyum? Ali Bey, bir insanın, “inanmadığı şeye”, “amin!” demesi zulümdür, zulüm… Dini (cami) ve özel (cenaze) bir alanda yaptığınız dua kabulüm ana kamuya açık bir alanda, çeşitli inançların olması muhtemel bir yerde, dayatma hiç de doğru değil. Her hangi bir inanca tepki verdirtmeye, insanların dinden imamdan çıkartmaya kimsenin hakkı yok.

O nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının “öne çıkması”, başkanın, kibirli bir biçimde,  bir “Şeyhül İslam” gibi görüntü vermesi, “Laik ve demokratik Cumhuriyet’in” ruhuna Fatiha okumaktır. Ama buna izin vermeyeceğiz. Her geceyi, mutlaka bir gündüz takip eder, unutmayın.

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —