Aslında sorunun cevabını herkes, kendi düşüncesi içinde cevap verebilir. Birbirine benzemese de, umulur ki sonu aynı kapıya çıksın.
Belki de zaman zaman haddimi aşar gibi ayetler sunuyorum size ama, bağışlayın. Bugün de bir ayet ile devam etmek istiyorum…
İbrahim Suresi 52. Ayet: “İşte bu (Kuran), onunla uyarılsınlar, Allah'ın tek ilah olduğunu bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir tebliğdir.”
Bu ayeti anladığınız gibi anlayın, ben “Demokrasi nedir?” sorusuna geri döneceğim…
XXX
Demokrasinin iki olmazsa olmazı vardır…
Birincisi, hâkimiyetin halkta olmazsı…
İkincisi; yönetenin şeffaf, dürüst ve ahlaklı olması, amacının sadece halk hizmet ve vatanın bütünlüğünü, milletin birliğini koruma yolunda çalışmasıdır.
Ülkelerde nüfus çoğaldıkça, milletinin de hâkimiyetini, kendi karlarını kendilerinin bizzat vermeleri mümkün olmadığından, kendilerini, kendi seçtikleri temsilcileri ile temsil ettirirler.
Çoğunluğun seçilmiş ve iktidar olması, azınlığın görmezden gelinmesini veya hiç yok sayılmasını gerektirmez. Aksine, ortak aklı bulup, yönetimin o yol üzerinde yürüterek götürmesidir demokrasi.
Diğer yandan, seçilmiş yürütmede etkili olurken, azınlıkta kalan seçilmiş, onu denetlemek görevi ile yüklüdür.
Bu kuralın işlememesi, çoğunluğun, azınlık üzerinde “Hükümran” olması demektir. O zaman da azınlık haklarını hiçe sayan çoğunluğun yöneticileri, demokrasinin kurallarının dışına çıkmış, vatanın bölünmezliğini ve milletin birliğini tehlikeye düşürmüş olurlar.
XXX
Geçtiğimiz hafta sonunda 2021 yılının bütçesi, çoğunluğun oyları ile noktasını geçtik, noktalı virgülünü de geçtik, virgülü bile değişmeden TBMM’de kabul edilmiş, Resmi Gazete’de yayımı ile de yürürlüğe girecektir.
İyi tarafını da hatalı tarafını, millete faydasını ve zararını da, önümüzdeki süreçte göreceğiz elbette.
Umudumuz ve dileğimiz odur ki, faydalı olsun…
XXX
Köşemde 21 Aralık 2015 tarihinde yazdığım yazımdan bir alıntı yapayım.
XXX
(Şimdi gelelim nüfus rakamı ile ilgili derdime...
Ülke olarak son yıllarda cümlemiz birden, yani "...bizi izleyen 75 milyon kişi..." olarak topyekun "Akıl tutulmasına" uğradık.
Son günlerin siyasi ve ekonomik olaylarına bakarsanız, bunları "Normal akıl" ile kabul etmek, içselleştirmek mümkün değildir.
Her ne kadar yönetimler, ekonomiyi güllük gülistanlık göstermeye çaba harcasalar da, öyle olmadığını, ekonominin içindeki uygulayıcılar çok iyi biliyor ve yaşıyorlar. Her nedense seslerini çıkarmıyorlar veya çıkaramıyorlar. Bu sonuç bir "Akıl tutulması değil mi?”)
XXX
Bugüne geldiğimizde değişen bir şey olmamış gördüğünüz gibi.
Ancak yapılanları seyrettikçe, daha da karamsarlığa gömülme durumuna gelsek de, millet olarak eğer “Hâkimiyet” bizde ise, “Çözüm” de bizdedir.
XXX
Yine bütçenin TBMM’de görüşülmesi sırasında yaşananları irdeleyerek göz önüne getirdiğimizde acaba bir şeyin farkına vardınız mı?
Ben farkında vardığımı bir noktasını size kendi penceremden gördüğüm kadarıyla anlatayım…
Tarih, yazıldığı dönemi kötülemek için yazılmamıştır.
Tarih, yaşananlardan ibret alarak, geleceği sağlam temeller üzerine oturtacak olayları doğru okuyarak, deneyimlerden yararlanmak için vardır.
Bu gerçeği bir kez daha TBMM görüşmelerinde göremedik.
Muhalefet ne kadar düşüncelerini kürsüden ifade etmeye çalışsa da, iktidar “Tavşan girmiş ekine, kulakları dikine” misali hiç dinlemedi bile.
Dinledi, ancak cevapları m
uhalif seslere cevap niteliğinden çok, kavga çıkarma boyutunda oldu…
Elbette muhalefet de çoğu kez kavganın tarafı oldu zorunlu olarak.
Ve bağlı olarak epeyce karşılıklı akıl almaz laf yarışlarını, hatta hakarete varan konuşmaları seyrettik ne yazık ki…
Oysa demokrasilerde olması gereken asla bu görüntü değildi.
XXX
Bir örnek vereyim, eğer yanlış anlamadıysam eğer…
TBMM’de Muhalefet milletvekilleri, “Kanal İstanbul” projesi için “Tüm Türkiye karşı, ya kanal ya İstanbul… Vazgeçin bu projeden” eleştirisinde bulundu.
Hatta bir milletvekili “Kanal İstanbul”un bir devlet projesi değil de “Katar İstanbul Projesi” olduğunu savundu.
Bu tartışmaların sonunda, bütçede “Kanal İstanbul” için ödenek ayrıldı mı, ayrıldı ise ne kadar ayrıldı?
Sorunun cevabı, “Kanal İstanbul” projesinin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyacaktır. Ya da “Göstermelik” boyutta bir temel atılacak, orada kalacaktır. Maliyeti çok yüksek olan “Kanal İstanbul” projesinin, şayet yapılır da biterse, hem ekonomik açıdan hem de uluslar arası ilişkiler açısından son derece olumsuz etkileri olacağını düşünenlerdenim. Çevreye ve ekolojik dengeye vereceği zarar, dunun dışında.
XXX
Değerli okurlar…
Neden ve nasıl oldu da böyle bir sürece girdiğimizi düşünüp, aklımızı da kullanarak değerlendirmek zorundayız.
Ahmet Davutoğlu, siyasetini beğeniriz veya beğenmeyiz, içeriden gelen birisi olarak değerlendirmesine bir göz atalım mı?
Kendisine sorulan “Erdoğan mı değişti, Davutoğlu mu?” sorusuna verdiği cevap oldukça ilginç.
Diyor ki Davutoğlu; “İnsanı insan yapan ilkelerde değişim yaşamadım. Recep Tayyip Erdoğan ise her şeyiyle değişti. Keçiören'de bir mahalle arasında oturan ve saygı gören bir Başbakan'dan, Beştepe ve Türkiye'deki bütün saraylara sığmayan bir Cumhurbaşkanı'na geçiş, olumsuz bir değişimdir” dedi.
Varın siz takdir edin…