Acemoğlu dünyanın, referans alınan “on iktisatçısı” arasında gösteriliyor. O nedenle, görüşleri çok önemli ve itibar görüyor. Bir yer hariç, maalesef ülkemiz… T24’ten Cansu Çamlıbel ile uzun bir söyleşi yapmış.
***
Bir yerinde: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek için;"Türk ekonomisinin yapısal problemlerini 10 senede kalıcı hale getirmiş bir bakandan nasıl umutlanayım?" ifadelerini kullanmış. Çok acı… Tabii, muhalefeti de eleştirmemiş değil. Okumanızı tavsiye ederim.
***
Şimdi geliyoruz söyleşinin, bence can alıcı kısmına… Yukarı da Allah var; Mahfi Eğilmez de, Ege Cansen de, İlhan Kesici de, Esfender Korkmaz da, Oğuz Noyan da vd. sık sık parmak basar, dikkat çeker buna… Verimlilik, kaynakları etkin verimsiz kullanmak… Ama kim okur, kim dinler varak ü mihri vefayı.
***
Şimdi Acemoğlu’na kulak verelim:
"Bence Türkiye'nin en büyük problemi yapısal ve kısa dönemli değil. Türkiye'nin en büyük problemi, daha orta dönemli verimlilik düşüşü, teknolojiye yeterince yatırımda bulunmaması, insan kaynaklarının doğru kullanılmaması. Bir de bunların üzerine yolsuzluk ve kaynak dağılımı dengesizliği gelince verimliliğin çok çok düşmesi.”
***
Bakınız verimlilik düşük olunca ne olurmuş?
Verimlilik düşük olunca şirketler büyümüyorlar. Şirketler büyümedikçe ücretler artmıyor. O yüzden bu ülkenin neredeyse çalışanlarının yarısı asgari ücrette ve buna rağmen fakirlik içinde. Türkiye ekonomisinin verimliliğini arttırması lazım ve bunun için de bazı yapısal reformlara gidilmesi lazım. Bazı bozulan şeylerin değiştirilmesi lazım.
***
Örneğin; devletin etkinliği, hukukun üstünlüğü, rekabet, yargının bağımsızlığı, yabancı sermaye ve yabancı teknolojiyle çok daha pozitif bir ilişkiye girilmesi… Ama bunların hiçbirinin kısa dönemli problemler çözülmeden yapılması mümkün değil. O yüzden de önce kısa dönemli problemlerle çare bularak başlamak lazım."
***
Bakalım enflasyon neler yaparmış:
"Enflasyonun hem direkt hem endirekt çok büyük sonuçları var. Tabii ki öncelikli olarak alım gücünü azaltıyor. En çok da asgari ücret ya da emeklilik maaşı ya da devlet maaşıyla çalışanların alım gücünü etkiliyor.
***
İkincisi, fiyat istikrarsızlığı yaratıyor.
***
Üçüncüsü de enflasyonun düşük yüksek olduğu ve para politikasının bozuk olduğu bir ekonomiye yabancı sermayenin gelmesi çok zor.
***
Yabancı sermayenin gelmesi de Türkiye için şu açıdan çok önemli; Türkiye'de büyük bir kaynak eksikliği var. Bu kaynak eksikliği 2022 senesinde de vardı. Ama bu sene, özellikle depremden sonra buna olan gereksinim daha da arttı. Bu kaynakların hem deprem bölgesinde kullanılması hem de bankaların ve şirketlerin bilançolarını biraz daha kuvvetlendirmek için kullanılması gerekiyor. Hem de devletin üstüne aldığı borç ve harcama sonucu, devletin içinde oluşan bütçe açığının kapatılması için kullanılması gerekiyor.
***
Bu kaynakların gelmesi de -Mehmet Şimşek'in kullandığı kelimeleri kullanırsak- enflasyonun ve para politikalarının daha rasyonel hale gelmesiyle alakalı.
***
Ama bu makro önlemlerin kesinlikle ve kesinlikle yeterli olmadığını düşünüyorum. Yani, eğer Türkiye şu anda makro olarak birkaç doğru politikaya giderse, biraz kaynak getirirse ama öte yandan 2010’larda olduğu gibi kaynakları sarf eder ve yapısal problemleri çözmeye yoluna gitmezse, 2023’ün sonuna doğru yine aynı durumda kalırız. Yani, yapısal problemler çok önemli."
***
İzninizle, enflasyon bir şeyi daha bozar: “ahlakı!” Dostlar, bizim “ecmainin”anladığı gibi “ahlakı”; “iki apış arasında”, “saç” da, kılık kıyafette aramamak lazım. Toplumsal bir çöküşün ifadesidir.
***
Tabii bu çöküşe, Diyanet’in, şeyhlerin, hocaefendilerin; “Fakirler zenginlerden beş yüz önce cennete gidecek!”, “cennette sabah kahvaltısında yetmiş bin yiyecek olacak”, “fakirlik fahrimdir!”, diyerek; sabır, şükür tavsiye ederek engel olmazsınız.
***
Gelinen nokta iki ayda: Yoksulluk sınırı 40 bin, açlık sınırı 12 bin, asgari ücret 11 bin ve en düşük emekli aylığı 7 bin 500 lira. Buna can dayanmaz ama bundan muhterem ahali memnun.