Mustafa Kemal Paşa Bulvarı’nda, kısmi de olsa yol genişlemesi yapıldı. Sonuç ne, bilemiyorum. Akış sürekli hale gelip tıkanmanın önüne mi geçildi yoksa sorun bir başka noktaya mı ötelendi? Evet, hız arttı ama bu sefer Meydan ve Sivas Bulvarı dönüşleri, daha da sıkıntıya düştü…
***
İnanır mısınız, geçen gün, belediye otobüsü, yandan Yoğunburç tarafına giremedi. Öyle ya, sağında direk giden otomobiller vardı. Mecburen ana kavşağa girip, Yoğunburç yönüne döndü. Yani otobüs, KayseriForum’dan itibaren sağ şeride girmeye zorlandı ve giremedi. Ben de otobüsteydim… Hatta bir ara, yan yola girmeyince, Kartal’a doğru giden araca mı bindim, diye endişe ettim.
***
Tabii, ileride Hulusi Akar’dan gelip Erciyes yönüne dönen kavşakta da sıkıntı daha da arttı. Hele bir de sağdan çıkan araç, ERÜ/Talasyönüne dönecekse, sürücüler “destur çekiyor”. Zincirleme kaza kaçınılmaz. Bu gözlemimi, bu yol çok sık kullanan birisi olarak yaptım… Tabii, daha uzun süreli gözlem ve ölçüm yapmak lazım, nihai sonuca varabilmek için.
***
Peki, yapılan bunca “geçide” rağmen bu neden oluyor acaba? Bunun bir yanıtı olmalı? Yanıtı da çok basit, şehir merkezinde “hız yolları” oluşturmak, “geçitler” sayesinde… Haliyle, “yol geometrileri” oluşan “hız yollarına” uygun değil… Aslında buna, “imar”da izin vermiyor.
***
Geçtiğimiz yıllarda Hürriyet Gazetesi’nde yazan (Şimdi Sözcü’de) üstadımız Ege Cansen’in köşesinde, “Türk’ün, hukukla imtihanı” başlıklı, İstanbul’un “trafik sorunu” ile ilgili, nefis bir analizi vardı. Çok hoşuma giden bu yazının ilk paragrafını sizlerle paylaşmıştım o zaman.
***
Cansen’in anılan yazısından bazı pasajları aktarmak istiyorum. Bunlar zannederim, yukarıda sorduğum, “neden tıkanıyor?” sorusunun yanıtına, bir nebze de olsa ışık tutacak nitelikte...
***
”Belediye, geçit üzerine geçit inşa etmesine rağmen, İstanbul’da trafik sorunu gün geçtikçe ağırlaşıyor. Geçen yıllarda belediye ‘Trafiğe 101 çözüm’ diye ortaya çıkmıştı. Çözümler, birer birer hayata geçirildi.
***
Sonuç; trafik daha beter tıkandı. Şimdi Hümeyra’nın şarkısını hep birlikte söyleyebiliriz. ‘Bir kördüğüm ki şu trafik, çözdükçe dolaşıyor.’ Bunun böyle olacağını herkes biliyordu. Daha da önemlisi belediyenin kendisi de biliyordu.
***
Nitekim İstanbul Belediyesi’nin ulaşım planlama uzmanlarıyla yaptığım bir toplantıda bu ‘çözdükçe dolaşan kördüğümü’ bütün boyutlarıyla irdeleme fırsatı bulmuştuk. Trafik sorununun, bir yandan şehir planlama sorununun bir alt kümesi, diğer yandan bir kanun hâkimiyeti meselesi olduğunu biliyoruz.
***
Rant avcılığı ve kural tanımazlık, bu minval üzere devam ettikçeki artan bir edepsizlikle devam edecektir, bu sorunu yaratan bizler, utanmadan trafikten şikâyet etmeyi sürdüreceğiz.”
***
Şimdi, izninizle ben düşüncelerimi, bir kez daha aktaracağım: Yukarıdaki analizin başka bir anlatımı şu: Bir makinenin bazı parçalarının doğru tasarlanmış olması, o makinenin sürekli ve doğru çalışacağı anlamına gelmez!”
***
İkinci anlatım da; yaya ve sürücü davranışları “rasyonel” değil. Rasyonel olmayınca, sıkıntı daha da artıyor. Davranışlarda “rasyonellik” olsa inanın trafik, en az yüzde 20 rahatlar. Hep belediyeye yüklenirken, bizlerin de aynaya bakması gerekir. Diyeceksiniz ki; ahali ile yönetim, birbirinin mütemmimidir. Birinin davranışı neyse, diğerinin ki de o dur!..
***
Evet. Gözlemlerime göre; son yapılan düzenlemelere rağmen şehrimiz trafiği de, “çözdükçe düğümlenen” bir sürece girmeye başladı...
***
Hatırlatalım; trafik “mültidisipliner” bir konudur. Bütünün tüm parçalarını göremedikçe, sadece görünen bazı bölümleriyle uğraşıldıkça, sağlıklı bir sonuç alınması da mümkün değildir. Sözgelimi, alt-üst geçit ile trafik sorununu çözeceğimizi; doğal gaza ile hava kirliliğinin önüne geçeceğimizi zannettiğimiz gibi.
***
Şehircilik uzmanı, kent tasarımcısı, mimar falan değilim ama bir elektrik mühendisi olarak çok iyi gözlem yaptığımı, iyi bir mühendislik disiplinine sahip olduğumu zannediyorum: Cumhuriyet Meydan’ında ki tıkanıklık, günün belirli saatlerinde, ta Emek kavşağına kadar; Meydan’dan ta Emirgan ışıklarına kadar vd. iyice kendisini hissettiriyor.
***
Tekrar ediyorum; tabii bunda, fiziki düzenlemeler kadar, yaya ve sürücü davranışlarının yani “hukuk tanımayan” bizlerin de payı var, bunu göz ardı edemeyiz. Zira biz, sistemin önemli bir parçasıyız.
Ne derlerse desinler, ne söylerlerse söylesinler, yaya alanları için söylemiyorum, Cumhuriyet Meydanı’na, araç trafiği için yapılan uygulama, herhalde yapılabileceklerin en kötüsü. Zira sistem, tüm elemanları ile çözülemedi...
***
Daha önceleri de dediğim gibi hiç yapılmasa bundan daha iyiydi. Heykelin, uygun bir yere kaldırılmaması için direnenler, kaldırılırsa kendilerini zincirleyeceğini söyleyenler, umarım, şimdi sakince düşünebiliyorlardır. Kusura kalmasınlar benim gözlemlerim böyle; yanılmayı çok isterdim.
***
Bir yazımdaFridman Paradoksunu bu sütunda vermiştim. Kimseyi suçlamak niyetinde değilim ama bu paradoksun bir tanesini vereyim; “Bir insan, başkasının parasını, başkasının işi için en pahalı ve en kalitesiz bir biçimde harcar”mış. Ya da bazı kişiler, başkalarının parasının, ideolojileri için, har vurup harman savrulmasına vesile olurlarmış...