MUSTAFA CENGİZ

Tarih: 28.11.2025 15:54

CEHALET ASLA SORGULAMAZ, DAİMA YARGILAR!...

Facebook Twitter Linked-in

“Keşke kendi hayatımı yaşama cesaretini gösterebilseydim” dediğiniz günleriniz olmuştur.

Hatta ve hatta “Keşke o kadar çok çalışmasaydım” diye de zaman zaman içinizden geçirmişsinizdir.

Belki de “Keşke duygularımı açıklama cesareti gösterebilseydim” pişmanlığı ya da “Keşke daha mutlu olmama izin verseydim” diye de zaman zaman hayıflanmışsınızdır.

Bunların tamamı hayata dair “Keşkelerimiz!” değil mi? 

KEŞKELERİMİZ!

1. “Keşke kendi hayatımı yaşama cesaretini gösterebilseydim”

“Hayatının noktalanmak üzere olduğunu anlayan insanın, birçok hayalinin gerçekleşmediğini görmesi kolaylaşıyor. 

Benim refakat ettiğim, ölmek üzere olan hastaların çoğu, hayallerinin yarısını bile gerçekleştirememişti ve hepsi bunun en büyük sorumlusunun kendisi olduğunun farkında olarak hayata veda etti. 

Çünkü her biri çeşitli nedenlerden ötürü, kendi istedikleri hayatı yaşayacakları yerde başkalarının onlardan beklediği hayatı yaşamıştı.”

2. “Keşke o kadar çok çalışmasaydım”

“Ölümüne refakat ettiğim bütün erkek hastalarımın pişman olduğu ortak şey vardı. 

Hepsi evlatlarının çocukluk dönemini kaçırdıkları ve karısına daha fazla zaman ayıramadığı için pişmanlık duyuyordu. 

Gerçi kadınlar da aynı pişmanlığı dile getiriyordu ama çoğu ileri yaşlarda olduğu için, bu kadınların çok azı hayatı boyunca tam mesaili bir işte çalışmıştı. 

Ama erkekler istisnasız, iş dünyasının tekdüzeliği içinde o kadar çok zaman geçirdiği için pişmandı.”

3. “Keşke duygularımı açıklama cesareti gösterebilseydim”

“İlgilendiğim birçok kişi, hayatı boyunca durup dururken ‘ortamın ahenkini bozmamak’ adına duygularını bastırmış. 

O nedenle de ortalama bir mutluluk yakalayabilmişler ama hiçbir zaman olmak istedikleri kişi olamamışlardı. Ve bence yakalandıkları birçok hastalığa da işte bu hayata küskünlük ve memnuniyetsizlik sebebiyet vermişti.”

4. ”Keşke arkadaşlarımla daha fazla görüşseydim”

“Hastalarımın büyük bir kısmı, hayatlarının son haftasında sahip oldukları arkadaşlıkların ne kadar değerli olduğunu anladılar. 

Ama hemen hepsinin hayatı o kadar yoğun bir tempo ile geçmişti ki arkadaşlarını yıllar boyunca ihmal etmiş ve çoğu ile iletişimi kaybetmişlerdi. 

Ve maalesef birçoğuna, hayatına nokta koymadan önce eski arkadaşlarına ulaşmak ve onları bir kez daha görmek kısmet olmadı. Tecrübelerime dayanarak şunu kesinlikle söyleyebilirim: 

Ölmek üzere olan her insan, eski arkadaşlarını özlüyor.”

5. “Keşke daha mutlu olmama izin verseydim”

“Birçok insan hayatının son evresinde aslında ‘mutluluk’un kişisel bir tercih olduğunun farkına varıyor. 

Oysa insanlar hayatları boyunca mutluluğu keşfetmek yerine, eski alışkanlık ve kalıpları devam ettirerek yaşıyor. 

Değişim korkusu insanları kendi kendilerini aldatmaya kadar götürüyor ve birçok kişi, sürdürdüğü hayattan mutlu olduğuna hem çevresini hem de kendini inandırıyor. 

Hem de içlerinde bir yerlerde, bütün kalbiyle gülmek ve yeniden hayattan tat almak için büyük bir özlem duymalarına rağmen.”

Derleyen: Başak Demir (Kaynak: Bronnie Ware’ in ‘Inspiration and Chai’ adlı blogu)

**

YARIŞ HÂLİNDE DEĞİLİM

Kimseyle hiçbir konuda yarış hâlinde değilim. 

Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için "en” değilim; “daha” değilim. 

Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.

SABAHATTİN ALİ

**

İNSAN BAZEN SUSMAK…

İnsan bazen susmak ve hiç konuşmamak istiyor ama yine de duramıyor. Bu toplumu anlamak o kadar zor ki... 

Eşini ve çocuklarını terk edip, kızı yaşındaki ile aşk yaşayan adam profilleri yazılıyor senaryolara ve büyük beğeni topladı diyorlar... 

Bu tür dizileri izlemeyeceğiz diyenler var ama, bir o kadar da beğeni topluyor öyle mi? 

Sırf vakit geçirmek için yazılmış basit senaryolara ne zaman son vereceksiniz? 

İnançlar alay konusu olmuş, en önemlisi de saygı yok olmuş. 

Eski Yeşilçam kıymetlilerinin böyle yapımlarda yer almaması gayet normal. 

Eski filmler aile olmayı öğretirdi... 

Şimdi ki filmler ve diziler; nasıl ayrı yaşanır, nasıl eş aldatılır, aile düzeni nasıl bozulur, kadına şiddet nasıl yapılır, küçük yaşta eline nasıl silah alınır, cinayetler nasıl işlenir ...... 

Ne yazık ki artarak varlığını sürdürüyor... 

Geldiğimiz nokta ürkütücü...

Bu nedenle, bizlere çok büyük görevler düşmektedir.

Toplumsal değerlerimizi hiçe sayan filmlerin ve dizilerin kaldırılması gerekiyor.

Ayıya dayı demek bizde vardı da utanmadan basamak ve para uğruna babası yaşında adamlara aşkım demeye ne çok heveslilermiş kızlarımız. 

Hem de bunlar eğitimli düzgün dediklerimizden olunca vay cahillere... Gün geçtikçe bataklığa batıyoruz...

PERRAN KUTMAN

**

NE UTANILASI BİR ÇAĞ

Eskiden ayıbı ortaya çıkan kişi mahçup olur, utanır, bir süre insan içine çıkamazdı. 

Şimdi bırakın utanmayı, bizden daha başı dik yürüyüp caka satıyorlar. 

Kimseden Japon’lar gibi utancından harakiri yapmasını beklemiyoruz; yüzü kızarsın yeter!

Ne utanılası bir çağa denk geldik.

**

ZEKA İYİ BİR ŞEY DEĞİL

Bukowski diyor ki: Zeki insanlar hep dertlidir. Zeka iyi birşey değil. Beyin sürekli analiz halinde. 

Biri sana bir hakaret yaptığında ne amaçla yaptığını anında anlayıp, kendine mis gibi dert ediniyorsun. 

Ama aptallara bak, dünyadan haberleri yok. Bu hayat aptallara güzel, zekilere zindan…

Octavio Paz ekliyor: "Cehalet ile bilgisizlik farklı şeylerdir. 

Bilmeyene anlatırsın öğrenir, ama cahile anlatamazsın.

**

ÜÇ KEZ UYANDIM…

Üç kez seni seviyorum diye uyandım,

Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim,

Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum.

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün...

Sokağı, balkonları, yarım kalmış bir şiiri teptim,

Sıkıldım, yemekler yaptım kendime, otlar kuruttum,

-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün...

Kalktım, sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım,

Şiirler okudum, şiirlerdeki yaşa geldim.

Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

Eskitiyorum eskitiyorum, kalıyor ne kadar güzel olduğun...

“Ben sabahlara güneş olmaya gidiyorum,

kimse karanlığa uyanmasın diye…”

İLHAN BERK

**

DÜNYAYI KURTARACAK ŞEY

Dünyayı sadece merhamet kurtaracak.

Boşverin yakışıklı adamı güzel kadını.

Parası, pulu, malı, mülkü olanı.

Merhametli mi halden anlar mı? 

Yalansız mı, kıymet bilir mi, güzel bakar 

güzel sevebilir mi? Sen ondan haber ver.

"Gönlü güzel insanların gönlünde olmak güzeldir" der  Hz. Mevlana. 

Rabbim karşımıza yüreğinde merhamet, yüreğinde iyilik, yüreğinde güzellik olan insanları çıkarsın. 

Diğerleriyle hayatın sadece bir bölümünde, bir anında, bir gecesinde, bir gününde yolculuk yapabilirsiniz. 

Ama gönlü güzel insanlarla seyahatiniz bir ömür sürer...

**

ELEŞTİREL BAKIŞ

Solcu birinin Sağ partileri eleştirmesi

Dinci birinin diğer partileri eleştirmesinden kolay ne var.

Zor olan taraftarı olduğun oy verdiğin partinin hatalarını eleştirebilmek.

Bu öylesine zordur ki bunu yapabilmeniz için.

Birey olmanız gerekir

Bilgili olmanız gerekir

Düşünebilmeniz gerekir

İlkeleriniz olması lazım

Ahlaklı ve erdemli olmanız lazım.

Cesur ve yürekli olmanız lazım

Kısacası doğru insan olmak lazım.

İşte o zaman umut verir bu ülke

İşte o zaman özgün ve özgür olur,

Kendinize benzersiniz...

BÜLENT DÜNDAR

**

BAŞIMLA-GÖNLÜM

Başımla gönlümü edemedim eş.

Biri elli yaşında, biri yirmi beş.

Başım dedi dinlen, gönlüm dedi koş.

Başım dedi durul, gönlüm dedi coş..

CELAL SAHİR

**

KÜSTÜRMEYİN…

Küstürmeyin insanları hayata.. 

Sonra her şeyden vazgeçiyorlar. 

Yaşamaktan, güzel olan her şeyden vazgeçiyorlar… 

Bir odada yalnızlığı bir dağ başında kalmayı, bir adada mahsur kalmayı… 

Nerede bir yalnızlık varsa onu istiyorlar…. 

Küstürmeyin insanları hayata….

**

CEHALET…

Cehalet asla sorgulamaz, daima yargılar.

Cehalet öğrenmez, yalnızca ve hep inanır.

Cehalet asla okumaz ve öğrenmeye gerek duymaz, O hep hatmeder.

Cehalet asla hoş görmez, O hep katleder.

Cehalet ilkeldir, asla sosyalleşmez.

KARL MARKS

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —