Yön, bilgi, cadde ve sokak isimleri vs. çok sık değindiğim konular. Kabak tadı verdiğini biliyorum… Büyükşehrin ilgisizliği, duyarsızlığın da had safhada olduğunu da…
***
Ben yazmaya, konuyu canlı tutmaya devam edeceğim… Hele hele Türkçeyazım ve dilbilgisikurallarına uygun olmayan mebzul miktarda. Bu vesile ile bugün bu konuya bir parantez açacağım.
***
Öyle ya; “et tekrâr ü ahsenvelevkâne yüz seksen” demiş atalarımız. Anlamını vereyim: “Tekrar, yüz seksen kez de olsa iyidir!” Bu söz gereği, ben de çok konuyu tekraren veriyorum. Umarım, Büyükşehir katında yankı bulur.
***
***
İlgili daire müdürlerini uyarmıştım, yanınızda, mutlaka bir sözlük, bir yazım kılavuzu bulundurun, diye… Geçenlerde, bir edebiyatçı dostumuz bir resim gönderdi Whatsapp’tan… Camikebir Mahallesi’nde bulunan “Maarif Caddesi”, “Marif” olarak yazılmış.
***
Geçenlerde dikkatimi çekti Cumhuriyet Mahallesi’nde “Mevlevi Caddesi” var. Hüseyin Cömert Hocamıza sordum, orada, şimdi bulunmayan “Mevlevihane” olduğunu söyledi. O takdirde burasının “Mevlevihane Caddesi” olması gerekir.
***
“Ne var bunda?”, demeyin. Doğrusu bu… Mesela, yine aynı yerde bulunan “Serdar Caddesi”, “Kilise Caddesi” olabilirdi. Zira orada kilise varmış. Verilen isimlerle, “kent hafızası” yaşatılmalı.
***
Bu kış İstanbul Büyükdere’de (Sarıyer) bir sokak ismi dikkatimi çekti, “Postacı Halil Sokağı”. Çok değerli yazar, akademisyen, sosyolog, musikişinas Cem Behar’ın, İstanbul’da, Kocamustafa Paşa’da bulunan, İstanbul’un fethi ile kurulan, beş asır sonra kaldırılan, “Kasap İlyas Mahallesi”nin hikayesini anlatan kitabı, özellikle Belediye yetkililerine tavsiye ederim.
***
Mesela ben, Kayseri’de, maarifimize önemli hizmeti olan “ALFABE” yazarı, merhum Ahmet Hilmi Güçlü Hocamızın ismine hiçbir yerde rastlamadım. Sanırım, adını yeni duyanlar da çoktur Belediye ve Milli Eğitim’de…
***
Ad verenler, güzel Türkçemizden habersiz, “Mehmet Çalık Mesire Alanı”, demişler. Oysa yakışanı şu; “Mehmet Çalık Mesiresi”.
***
“Seyid-i Burhaneddin Caddesi/Sokağı/Bulvarı/Parkı/Mezarlığı” yanlış bir kullanım. Doğrusu, “Seyid Burhaneddin Caddesi/Sokağı/Bulvarı/Parkı/Mezarlığ”dır. Hatta biraz daha ileri gideyim, “bir metinden yapılan alıntı ve özel haller hariç”, dilimize saygılı olanlar, “Seyit Burhanettin”, der ve yazar. Zira Türkçe ya da Türkçeleşmiş sözcüklerin sonuna “d” harfi gelmez.
***
“Arapça terkipler”. Yanlış kullanınca, ister istemez anlam kayması oluyor. Mesela; “Seyid-i Burhaneddin”. Bu, “Burhaneddin’in Seyid” olduğunu ifade etmez. “Burhaneddin’in Seyidi” anlamına gelir,
***
“İmam-ı Gazali” değil, “İmam Gazali”dir. İlki, “Gazali’nin imamı”nı, ikincisi “Gazali’nin imam” olduğunu” anlatır bize. Unutmayın, verdiğim örnekler, “sıfat-isim” terkipleri için. “Sıfat-sıfat” terkipleri için durum farklı: “İmam-ı âzam Ebu Hanife… “Şeyh-i ekber Muhiddin Arabi”. Dikkat edin; “…Muhiddin-i Arabi” değil.“İmam-ı Ali” değil, “İmam Ali” vs.
***
Ha. Bu tür terkip hataları var mı Kayseri merkez de diyecek olursanız, şunu derim. Birini uyardım düzelttiler. Ama aynı yanlış yolun devamında duruyor…
***
Özel bir amaçla kullanılmıyorsa “Muhammed” değil, “Muhammet”tir. Ahmet, Mehmet de öyle… Ahmed, Mehmed yazamazsınız… Bayrakdar değil, Bayraktar’dır…Terkip yaparken (Arapça terkib) dikkatli olmak gerekir. Bu vesile ile şunu anımsatayım; Arapça olan “terkib”, Türkçe yazımda “terkip” olarak kullanılır. Demem o ki, Türkçe sözcüklerin sonuna “b” harfi gelmez…
***
Tabii, bu sözlerim, Türkçe sevdalıları için. “Arapça” ve “Farsça” sevdalıları, hayranları için değil… Maşallah, ikinciler mebzul miktarda, günümüzde… Bunlar, “Türkçe” sözcüğünden rahatsız oldukları gibi “Türk”sözcüğündende rahatsızlar…
***
Uyarılarıma devam edeceğim. Tabii, bir dilci değilim. Yanlışlıklarım için, uyarıya her zaman hazırım… Dilcilerden de özür dilerim. Ama unutmasınlar, bu iş bile bize düştü… Ne var, korkmayın, yazın-çizin, uyarın.
***
Tekrar ediyorum Türkçe, mükemmel bir dildir. Unutmayın; ceddimiz Osmanlı’da halkın büyük çoğunluğu, saray Türkçe konuşur… Ordu, bürokrasi ve mahkeme dili Türkçe’dir… Arapça, sadece medreselerde okutulur; Farsça, kısmen de olsa edebiyata kullanılır. Sözcüklere bakarak, Osmanlıca’yı, Arapça, Farsça sanmayın.
***
“Osmanlıca”, diye bir dil yokmuş. Buna, “Osmanlı Türkçesi” demek daha doğrusuymuş. Osmanlıca’da kullanılan “alfabe” ise, Arap değil, Fars alfabesiymiş. Bilinenin aksine, biz Türkler, İslamiyet’i de Farslar’dan öğrenmişiz. (Devam Edeceğiz)