Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 26.07.2023 11:48

BOŞ  VER ABİ!..

Facebook Twitter Linked-in

Geçenlerde, epeydir görmediğim bir dostuma rastladım… Selam kelamdan sonra; “Ne olacak bu memleketin hali!”, dedim. O da;“boş ver abi!, bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın!”, gel sana birkaç fıkra anlatayım biraz açılırsın dedi…

***

Baktım, haksız da değil… Öyle ya, memleketi ve dahi Kayseri’yi ben mi kurtaracağım. Anlat da “def-i gam” edelim dedim… Ayrıca; şu bunaltıcı temmuz sıcağında da bir nebze de olsa serinlik verir… 

***

Ve başladı, peş peşe anlatmaya... Güzel de anlatıyor...  Güzel şiir okumak, güzel fıkra anlatmak maharet ister; şahsen ben beceremem... Tavsiyeye uyuyor, boş veriyor, aklımda kalanları sıralıyorum...

***

Temel için babası dünürcü gitmiş... Hoş-beşten; izzet ikramdan sonra, baba kızı istemiş... Kız babası da; “İçkisi, sigarası, kumarı... var mı?” demiş... Baba içini çekmiş; “Efendim hepsi var, sadece karısı yok!”

***

Mikroskop ile kadın arasında bir benzerlik varmış! İkisi de olayları “büyütürmüş!”

***

Söz “büyütmeden” açılınca, basın dostlarının affına sığınarak şu fıkrayı vereceğim: Adam hamama gitmiş, peştamal yerine, gazete sarmış... Görenler de merakla; “hemşerim bu ne hal?” deyince bizimkisi; “Gazeteler her şeyi büyütür, derler de!”

***

Çok yazdığım bir fıkra: Balayı için Paris’e gitmişler... Dönüşte annesi kızına; “Yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat!” Kız içini çekmiş; “Ne anlatayım anne, tam bir ay otel odasının tavanından başka bir yer görmedim!”

***

Yine bilinen bir fıkrada benden: Anne oğluna dert yanıyormuş... “Recep, Şaban, Ramazan; bir de rahmetli baban;  iki de evvelkisi, etti mi altı;  Ah oğul ah, şu kadersiz anan hiç gün mü gördü?”

***

Lafın başında Temel’den söz açılmışken, yine onunla devam edelim...

***

Temel ile Dursun, Newyork’a yüzerek gitmek üzere, Trabzon’da denize girmişler... Başlamışlar yüzmeye, ha babam de babam derken Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz ve Cebelitarık derken okyanusun derin sularında kulaç atmaya devam etmişler... Gece gündüz, git Allah git karşılarında “Hürriyet Heykeli”’ni görmüşler... Temel, Dursun’a dönmüş; “Vallahi Dursun çok yoruldum, ben geri dönüyorum!”

***

Sıra mühendislerde... Bu fıkrayı da mühendis dostum gönderdi, gecenin geç bir vaktinde yazıma destek olabilmek için; tabi bundan sonraki de ona ait... 

***

Üç mühendis; Dursun, İdris ve Temel halkının başına dert olan büyük bir çukur için çözüm aramaktaymış. Dursun; bu çukurun yanına bir ambulans koyalım, düşenleri hemen hastaneye yetiştirilebilsin. İdris;  bence çukurun yanına bir hastane inşa edelim ki düşenler hastaneye kolayca götürülebilsin... Temel dayanamamış; ula ne safsınız, o kadar masraf edeceğimize bu çukuru kapatalım, hastanenin yanına bir çukur açalım.

***

Herhalde, gerçi yok ama Kayserililer için benzeri fıkralar anlatsak, herhalde tefe koyarlar bizi...

***

Son fıkrada şöyle: Müfettiş din dersinde öğrencileri imtihana tabi tutuyormuş. Bir öğrenciyi kaldırmış "ismin ne" oğlum deyince,  "Fatih" yanıtını almış. Müfettiş de; "o zaman sen bize Fatiha suresini oku".

***

İkinciyi kaldırmış "aynı" soruya;  "Kevser hocam" deyince "sen de bize Kevser suresi oku"

***

Nihayet üçüncü öğrenciyi de kaldırıp ismini sorunca öğrenci cevabı yapıştırmış;  "hocam ismim Yasin ama arkadaşlar bana aralarında kısaca İhlas derler."


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —