Bizde siyaset, “bizdense mesele yok!” denklemi üzerine kurulunca; kusur, kabahat, ihmal de gözükse önemli değil… Buna uygun bir fıkra aklıma geldi. Hoca Nasrettin’e sormuşlar; “Hocam, kadınların, kızların kılık kıyafetleri ile ilgili, vaz u nasihatte bulunuyorsun amma velakin senin kızın ve gelinin hiç anlattıkların gibi giyinip kuşanmıyor!” Hocamız hiç altında kalır mı; “vallahi, haklısınız, kitap böyle yazıyor ama onlara da yakışıyor!”
***
Buradan nereye geleceğim? Şuraya;Geçen yıl, bu günlerde, İstanbul’a şiddetli kar yağmış, otoyollar da dahil, ulaşım felç olmuştu… Yağışın başladığı ilk saatlerde, Başkan İmamoğlu, bir randevu nedeniyle, İngiliz Konsolosu ile İstanbul’da bir yemek yemişti…
***
Yine hatırlarsınız, bu olay olmuş, lokantaya geliş-gidişler, yemek medyaya servis edilmiş ve olay olmuştu… Garibim İmamoğlu’na yüklendikçe yüklenmişti,“A dan Z”ye iktidar mensupları ve “havuz medyası”… “Bir İngiliz konsolosu ile ne diye yemek yenir ki?”, türünden komplo soruları bile sorulmuştu.
***
Bu, dalga dalga da Anadolu’ya yayılmıştı…Hâlâ söyleniyor, sosyal medya röportajlarında; “İmamoğlu kar yağarken lokantada yemek yedi!”
***
Bilinen hikaye… İmam efendi, secdede iken, olur ya yellenmiş… Sessizce kalkmış camiyi ve köyü terek etmiş. Aradan yıllar geçmiş, yolu o tarafa düşmüş. Oynayan çocuklardan birisine sormuş; “Evladım kimin oğlusun, kaç yaşındasın?”“Emirlerin Memetin oğluyum. Köyün imamı, camide yellenip köyü ve camiyi terk ettiğinde bir yaşındaymışım!”
***
Garibim İmamoğlu’nun ki de buna benzedi… “İmamoğlu kar yağdığında karları temizleme yerine, yemek yedi…” hikayesi de böyle bir şey.
***
Oysa, yağışın düştüğü, İBB görev alanına giren yollar hemen açılmış; açılmayanlar Karayolları ve İşleticilerinin sorumluluğu altında ki otoyolları idi… Yine, İstanbul Havaalanı kar altında ve uçaklar bulundukları yerde çakılı kalmış, havaalanının bazı çatılar kar yüküne dayanamamış çökmüştü…
***
Yine anımsayın İçişleri ve Ulaştırma bakanları karayolu ile İstanbul’a ulaşamamış, geri dönüp, yıktıkları Atatürk Havalimanının ayakta kalan tek pistinden ulaşmak zorunda kalmışlardı. Akabinde ve detayında onlar da; “Ayaküstü, İmamoğlu nerede?”, demişlerdi.
***
Gerçek biline biline yüklendikçe yüklenmişlerdi, yağışın başladığı anlarda İmamoğlu’nun, bir lokantada, İngiliz konsolosu ile yediği yemeğe… Ahali, ne bilsin, gerçeği.
***
Benim iş anlayışım şöyle: Bir kurumda, bir kuruluşta işler tıkır tıkır yürüyorsa, başkana düşen görev, bu örneğimizde olduğu gibi, bir belediye Başkanının eline küreği alıp kar kürümek, kazma alıp buz kırmak değil…
***
Bu mantığa, bizim mühendislikte de çok rastlarız… “Abi, öyle bir mühendis ki, sorma gitsin. Makinenin altına giriyor, tamirat yapıyor, helal olsun!”. Tabii, böyle bir işletmede böyle bir hal varsa, orası batmış demektir. Gel de bunu muhterem patrona, muhterem ahaliye anlat…
***
Yine anımsarsanız, 24 Ocak 2020 günü Elazığ’da deprem olmuştu… İmamoğlu da deprem bölgesini ziyaret etmiş; sanırım, kısa bir süre deprem bölgesinde kalmıştı. Oradan, ailesinin bulunduğu Erzurum Palandöken kayak merkezine gitmişti…
***
Bunu, “besleme” basın, “skandal” olarak vermiş, veryansın etmişlerdi; “nasıl gider!” diye… Yani, garibim ne yapacaktı ki? Dozerin üzerine çıkıp enkaz mı temizleyecek, eline kazma kürek alıp kurtarma çalışmalarına katılacaktı ki?
***
Ayrıca, kendisi Elazığ Valisi, Belediye Başkanı, AFAD, Kızılay yöneticisi, ilgili bakan falan değildi… İki bin kilometre uzaklıktaki bir ilin belediye başkanı idi… Gitmese, kim ne diyecekti, ki?
***
Peki, isterseniz günümüze gelelim, “tam yeri geldi manzara koyalım” dedik?Erzincan İliç’te, büyük bir toprak kayması oldu… Söylenenlere göre, madenden çıkan ve istif edilen, on milyon ton toprak kaymış, dokuz kişi toprak altında kalmış, bir rivayete göre siyanür havuzundan sızıntılarFırat nehrine ulaşmıştı… Ortada bir çevre felaketi vardı.
***
Tabii, “istifin” uygun yapılıp yapılmadığını inşaat mühendisleri, “ÇED” raporunu ilgililer tartışa dursun, ortada bir ciddi çevre sorunu var, olay mahalline ilk gitmesi gereken kim? Mevcut Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, değil mi? Soma maden kazasında, hemşerisi, Bakan Taner Yıldız, olay mahallinde, üç gün giydiği beyaz gömleği çıkartamamış mıydı? Geceleri uykusuz geçirmemiş miydi?
***
Peki, olay olalı bir hafta oldu, Mehmet Bey, nerede? Hiç olay mahallinde gözükmedi… Neden?
Yani, bu soruyu aslında, hiç görev alanına girmeyen konularda Ekrem İmamoğlu’nu sorgulayanlar, acımasızca eleştirenler, neden ayı şekilde Sayın Özhaseki’yi sorgulamaz ve eleştirmez ki?
***
Yani, “sizin adamınız” olunca mesele yok ama sizden değilse, “vur abalıya!” Peki, Tayyip Bey hiç uğrak verdi mi? Haberim yok!
***
Çok garibime gittiği için bu gözlemimi aktardım… Tabii, “Allahlık muhalefetin” özellikle CHP’nin ilgi alanına girmiyor, bunlar. Öyle ya onlar, birbirlerinin kuyusun kazımakla meşguller…
***
Madem bir fıkra ile başladık konuya, yine bir fıkra ile bitirelim. Adam cehennem gitmiş… Bir sürü kuyu var… Hangi partiye ait olduğun dair birer de levha asılı kuyu başında, bir de gürzle bekleyen zebani, çıkmak isteyenin başına vuruyor… Ama CHP’nin kuyusunda zebaninin olmayışı adamın dikkatini çekiyor. “Zebani başına” soruyor nedenini. O da cevaplıyor; “gerek yok ki, çıkmak isteyenlerin ayağından çekiyorlar!”
***
Nasıl, beğendiniz mi?