Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 18.08.2023 11:22

BİRAZ DA MÜZİK...

Facebook Twitter Linked-in

Bu gün kesip sakladığım, zaman zaman mırıldandığım güftelerden bir demet sunmak istiyorum; bunaltıcı sıcakların, uykusuz gecelerin hüküm sürdüğü şu günlerde... Bilindiği gibi Osmanlı Sultanlarının tamamına yakını bir sanat dalı ile meşgul. Ya şair ya bestekar... Bazıları bestekarlıkta oldukça güçlü. 4. Murat, 3. Selim, 2. Mahmut gibi... 

***

Sultan 4.Murat (1612-1640 ) Revan ve Bağdat fatihi olarak bilinir. Ayrıca; ‘’Murâdî ‘’ mahlası ile şiirler yazmış. ‘’Şah Murad‘’ mahlası ile de besteler yapmış. Hüseyni Makamı’ndanaltı ayrı peşrev besteleyebilmiş, bir bestekâr ve müzik bilgini olarak anılır. Bu özelliği ile müzik tarihimizde tekmiş. 

İsterseniz, örneklere, Sultan 2. Mahmut’un (1785–1839) çok az bilinen, Hicaz Kalender’si ile başlayalım… Türünün ünlü eserlerinden ama az bilinir… 

***

Ebrûlerininzahmı nihandır ciğerimde

Gül rûhlerinin handeleri çeşmi terimde

Sevdayı muhabbet esiyor şimdi serimde

Takdire ne çare bu da varmış kaderimde

(Nihân; gizli, saklı. Rûh; yanak, yüz çehre. Hande; gülüş. Ser; baş)

***

Yine çok az bilinen ve çok az icra edilen, klasik dönemin son temsilcilerinden Zekâi Dede’nin Hüseynîaşiran eseri... Zekâi Dede Efendi (1825-1897); “Dede Efendi” olarak bilinen Hammâmîzâdeİsmâil Dede’nin (17781846)  öğrencisi. Klâsik ekolün, Osmanlı dönemindeki son büyük temsilcisi kabul edilir. 

***

Sultan 2. Mahmut’un, aynı zamanda Saray görevlisi olan İsmail Dede’yi; “Dede, dede… Sen bizim gururumuzsun… Amma velakin, Mevlevi kıyafeti ile Saray’a gelmeni men ederim; ayrıca bundan böyle, Mevlevihane’ye de gitmeyeceksin!” biçiminde uyardığını, merhum Yılmaz Öztuna, “Dede Efendi” isimi eserinde uzun uzun anlatır…  Peki, ne olmuş sonunda? Araya insanlar girmiş… Mevlevihane’ye gitmesine izin vermiş ama kılık-kıyafetten asla taviz vermemiş…

***

Hem unutmayın, bu iş sadece, “Gavur Padişah” ile kalsa… Biliyorsunuz; 2. Mahmut, “Gavur Padişahların” başında gelir… 18.yy’da, Saray kıyafetinin nasıl olacağına dair fermanlar var… Peki, günümüzde ne var? Kamu görevlileri için “Kılık Kıyafet Yönetmeliği”.

***

Konu dışına çıkarak, keyfiyeti, günümüzde, “kamusal alana dilediğim kıyafetle girerim!” diyen, Osmanlı muhibbi, bizim “ecmain takımına”, duyurmak istedim… Galiba, biraz tarih bilmek gerekiyor… “Şanlı atalarımız!”, “Muhteşem geçmişimiz!”, “Laf söyletmem!” demekle falan olmuyor, bu iş…

***

Pek çok öğrenci yetiştiren Zekâi Dede’nin, klasik repertuarı günümüze aktarmadaki rolü nedeniyle müzik tarihinde önemli yeri vardır. Besteci ve müzikolog Ahmet Irsoy’un babası. İki Dede de Mevlevi’dir… Gelelim, bestemize…

Cemalin şem’ine pervane gönlüm

 Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm

 Harap oldu yetiş virane gönlüm

 Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm

Değil mi âdetin rahm ü mürüvvet

Nedir bilmez misin derd-i muhabbet

 Bıraktın bendeni bitâb-ı kudret

 Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm 

***

Sırada, Lavtacı Civan Ağa’nın Hüseyni şarkısı var… “Rum asıllı ünlü hanende, lavtacı ve bestekâr… Gözü az gördüğü için ‘Kör Civan’ olarak da bilinir. Doğum tarihi bilinmiyor, Lavtacı Andon’unküçük kardeşi, Hristo’nun ağabeyi. XIX. Yüzyılın ikinci yarısından ‘köçekçe takımlarında’ kudretli bir icrâkâr olarak tanındı. Aynı zamanda hanende. Türk Musikisinin pratik yönlerini iyi bildiği bıraktığı eserlerden anlaşılır. 1910 yılında İstanbul’da öldü. Pek çok öğrenci yetiştirdi, birbirinden güzel yirmi kadar şarkı besteledi.” (Dr. M. Nazmi Özalp’ın, Türk Musikisi Tarihi kitabından alıntı).

Bu kadar “malûmâtfürûş”luktan sonra,   Civan Ağa’nın eserini verelim:

Firkati cânan ile nâlan mı oldun ey gönül

Âteşihicrân ile sûzan mı oldun ey gönül

Yâr ile dilşâd iken giryân mı oldun ey gönül

Akıbet düştün dile destân mı oldun ey gönül

(Firkât; ayrılık. Nâlân; Ağlayan, inleyen. Hicrân; ayrılık. Sûzan; yanan, yakan. Dilşâd; gönlü sevinçli Giryân; ağlayan

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —