KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 18.02.2025 12:23

BİR KENT EFSANESİ Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Hava İkmal Merkezi ya da ‘Tayyare Fabrikası’nın da uçak ‘üretildi’ mi yoksa ‘montaj’ mı yapıldı? 

Çok tartışılan bir konu… Çok farklı görüşler var… Tabii “üretmekle”, “montaj” çok farklı kavramlar. 

Üretmek için yoğun bilgi, teknoloji ve eleman gerekli. 1920’lı yıllarda, böyle bir imkan var mıydı Ülkemizde ve haliyle Kayseri’de…

***

Aykırı tarihçilerden Prof. Dr. Cemil Koçak’ın, Star Gazetesi’nde, 24 Mart 2012 günü yazdığı; “Kayseri’deki Uçak Fabrikası Montaj Sanayinin Ürünüydü” başlıklı yazısını, Hava İkmal konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için aşağıya alıyorum.

***

 “(…) Kayserililer bile şehirlerinde kurulmuş olan uçak fabrikasını unutmuş olabilirler. Fakat yanılmayın: bu millî uçak sanayi değildi. Almanlar kurmuştu desem, inanır mısınız? Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında Türkiye ile Almanya arasındaki geleneksel yakın ilişkiler çoktan yeniden kurulmuştu bile. 

Ankara, Alman Junkers şirketiyle Kayseri’de bir uçak ve uçak motoru fabrikasının kurulmasını öngören bir anlaşmayı çok erken bir tarihte 1925 yılının yaz aylarında imzaladı. Anlaşmaya göre, şirketin sermayesi Alman ve Türk tarafınca (Türk Hava Kurumu’nca) yarı yarıya paylaşılacaktı. 

Fabrikanın hizmete girmesine dek Türkiye, uçak malzemesinin tümünü Almanya’dan satın alacaktı ve fabrikanın ihtiyaçları için gerekli olan tüm hammadde de sadece Junkers ile ortak işletilecekti.

Dönemin Alman raporları, Junkers’in bu ortaklığı sağlayabilecek sermaye gücünden yoksun olduğunu yazıyor. Şirket, hissesini düşen sermayeyi ödeyebilmek için özel bir koşul öne sürmüştü. Buna göre, şirketin hisse sermayesi kendisine patent hakkı olarak önceden ödenmeliydi. 

Rapora göre, Başbakan İsmet Paşa, bu öneriyi kabul etmiş ve geri ödemenin fabrikanın hizmete girmesinden itibaren ciro üzerinden % 5’lik bir oranla beş yılda tamamlanmasını istemişti. Fakat şirketin önceden bu meblağın kendisine ödenmesine ihtiyacı vardı ve bu nedenle Alman hükûmetinden kredi talebinde dahi bulunmuştu. 

Talebi inceleyen Alman Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmanın gerçekleşmesinin Alman uçak sanayii için sadece Türkiye’de hayli revaçta olan bir alanın kazanılması anlamına gelmediğini, fakat aynı zamanda hammaddelerin işletilmesinde ve değerlendirilmesinde olduğu gibi, ağır sanayiinin kurulmasında da temelde Almanya’ya güvenen Türk Hükûmeti’ni tatmin edeceğini düşünüyordu. 

Hatta Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik Bıyıklıoğlu, tam da bu sırada Berlin’de konuyla ilgili olumlu görüşmelerde bulunuyordu. Dahası İsmet Paşa, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Nadolny’e, anlaşmanın gerçekleşmesini Türkiye’nin Almanya’ya olan güveninin mihenk taşı olarak gördüğünü de açıklamıştı. 

Berlin, Junkers’e kredi açılmasından yanaydı. Eğer Junkers yükümlülüğünü yerine getiremezse, bu takdirde Berlin, Ankara’nın yatırım için bir Fransız firmasına başvurabileceğinden çekiniyordu. Fransızlar Türkiye’de canlı bir propaganda faaliyetine girişmişlerdi zaten.

Junkers’in durumu zayıftı, fakat yine de 15 Ağustos 1925’de anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre fabrikanın iki safhada tamamlanması gerekiyordu. Fabrika 1926 yılı sonunda tamir yapabilecek durumda olacak ve 1927 yılında da uçak fabrikasına başlanacaktı. Fakat Junkers’in mali güçlükleri sürüyordu. Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin 21 Mayıs 1926 tarihli bir raporu şirketin iflasının dahi olası olduğunu bildiriyordu. 

Kayseri’de ortak kurulan Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ)’ın âkıbeti o kadar belirsizdi ki, Ankara başkaca Alman firmalarıyla işbirliği içine girmekten kaçınmaya bile başlamıştı; bu bakımdan konu nâzikti. Yegâne çare Junkers’in Alman devletinin yardımıyla ayakta tutulmasıydı. Berlin ise, Junkers’in ağır taahhütler altına girmesinden şikâyetçiydi; aslında Berlin, Junkers’in başına buyruk hareket etmesinden oldukça rahatsızdı.

 Anlaşmanın değiştirilmesinden yanaydı. Sorun sanıldığından daha da derindeydi; çünkü Alman Dışişleri Bakanlığı projeyi desteklemiş olmakla birlikte, Alman Savunma Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı daha başından beri buna karşı çıkmıştı; nitekim beklenen de olmuştu. Junkers üzerine düşen yükümlülükleri karşılamakta zorluk çekiyordu. Alman devletinin malî yardımı olmadan da projenin istenildiği şekilde tamamlanması imkânsızdı. 1926 yılı sonuna gelindiğinde Junkers’in iflası ancak geciktirilebilirdi.

Ne olursa olsun proje tamamlandı; fabrika 6 Ekim 1926 tarihinde açıldı. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras olsun, Millî Savunma Bakanı Recep Peker olsun çok memnundular. Fabrika törenle açılacak; bu sırada yeni inşaatların temeli atılacaktı; törene cumhurbaşkanı ile başbakan da davetliydi. 

Cumhurbaşkanı Atatürk, törene katılamayacağını, fakat memnuniyet duygularını açıklarken, fabrika hizmete girdiğinde muhakkak törene katılacağını vurguluyordu. Ancak Peker ile Genelkurmay’dan Kâzım Paşa törene katılacaklardır. 

Açılış töreninde Peker yaptığı konuşmada, Ankara’nın teknik katkı sağlayacak yabancı sermaye yatırımına karşı olmadığını da açıkça gösterdiğini açıklamıştı. Ne var ki proje ilerleyemedi; 28 Mayıs 1928’de fesh edildi. Junkers de Türkiye’yi terk etti. Fabrika  bundan sonra çeşitli ellerde, çoğu yabancı ülke ortaklığında kaldı, fakat verimsizlik ve başarısızlık sürdü.”

***

Tabii, yapılan uçaklar toprağa gömüldü iddiası ise, bir başka garabet. Öyle ya, herhalde yerin derinliklerine gömülmedi. Basit bir kazı ile ulaşmak mümkün ama bugüne kadar bir vidasına bile ulaşılamadı. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —