“Bir gecede cahil kaldık!” hastalığı yine depreşti, “Latin alfabesine” geçişin 93. yılında. Bunlara yanıtı, İlber Ortaylı Hocamız, 14 Kasım 2021 tarihli yazısında (Hürriyet) tekrarlamış. O yazının ilgili bölümünü paylaşıyorum. “Umarım dedelerimizin mezar taşını okuyamaz olduk!” diyenlere bir ders olur.
***
Yazının başlığı “Harf Devrimi”. Bakınız Hocamız ne diyor: …“Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki” hakkındaki kanun, 3 Kasım 1928’den itibaren… yürürlüğe girdi. Latin harflerinin kabul edildiği ilk Müslüman devlet biz değiliz, Arnavutlar bu alanda öncüdür. İlk Türk devleti de değiliz; Azerbaycan Cumhuriyeti bu çevirimi Türkiye’den daha evvel kabul etmiştir.
...Bizzat harf devrimine gidilen dönemde hükümet üyeleri arasında bile görüş ayrılığı oldu. İlim aleminde buna karşı olanlar vardı; … İsmet Paşa… tedrici bir gelişme ve ikili bir kullanım gerektiğini belirtti. Bu görüş 1980’lerin sonundan beri alfabe sorunuyla boğuşan eski Sovyet Türk cumhuriyetlerinde de neredeyse aynıyla tekrarlanmış gibidir.
Gazi Mustafa Kemal Paşa ikili ve uzun vadeli kullanımın aleyhindeydi. Türk harflerinin değişiminin ne kadar cehalet (!) getirdiği tartışılır. 1935 sayımındaki okuma yazma oranına yüzde 20 civarında okuryazar rakamı yansıyor. İmparatorluk yıkıldığında ise cehalet oranı yüzde 90’dı. Yüzde 10’nun okuryazarlığını 1878 Meclisi’ndeki bir mebusun şu ifadesi ile tasvir mümkündür: “Köylerde kimse okuma yazma bilmez. Köyün imamı bile yazısını yazdıktan sonra mürekkebi kuruyunca yazdığını okuyamaz.”
Erhan Afyoncu’nun bir yazısında, II. Abdülhamid Han’ın emri üzerine, bir konuyu araştırmak üzerine kurulu komisyon üyelerinin mühimme defterlerini okuyamamak gibi bir mazeretle layihanın (raporun) yazımını tehir ettikleri bildiriliyor.
Bu bir efsane değil; siyakat kullanarak yazılan tahrir defterleri, birtakım Osmanlı vekayinâmeleri dışında devletin divani yazı (hatt) ile kaleme alınan evrakı bürokrasisinin okuma kabiliyeti dışındaydı. Bu yüzdendir ki Tanzimat Dönemi’nde Mülkiye gibi bazı mekteplerde “divani yazı” hocası istihdam edilmiştir.
Ne yazık ki ciddi Osmanlı tarihi kaynaklarının tetkiki ve yayımlanması nadiren 20. yüzyıl başları, daha çok Ö. L. Barkan, H. İnalcık neslinde devam eder fakat bugün bu yetenek artık çok yaygındır. Türk Osmanlı tarihçileri, bizim nesil ve bizim ardımızdan genç nesil Osmanlı tarihçiliği temsilcileri arşiv vesikalarını o kadar rahat ve doğru okuyabiliyorlar…
1980’lerde… Mübahat Kütükoğlu Hoca’nın tertiplediği paleografya ve diplomatika seminerlerinde merhum Faruk Akün Hoca kapanış konuşmasında, “Harf devriminin nesiller arasında kültürel bir uçurum yarattığı söylentisinin geçerli olmadığı bu seminerlerde anlaşıldı” dedi.
Osmanlı harfleri dediğimiz Arap harfli Türkçeyi öğrenmek, Çince öğrenmeye benzemiyor. Türkçeyle birlikte bu harfleri öğrenen Batı üniversitelerinde, hatta benim hocalık yaptığım Moskova’da Rus öğrenciler bu işi kolayca kıvırıyorlar. Zorluk kullanılan lügatın çözülmemesindedir ve nihayet Osmanlıların Arapça-Farsça kelime sayısı da on binler değildir, binler de değildir. Günümüzün lügatlarının cevap veremediği kelimeler vardır. Bunlar yer ve şahıs isimleridir.
Osmanlı tahrir defterleri şahıs ve yer isimlerini sadece kendi okumaları için yazarlar. Bölgeden olmayan insanların onu çözmesi zordur. Dolayısıyla imparatorluğun Macaristan’ından Slovakya ve Ukrayna’ya kadar, bölgelerinde yer ve kişi adlarını okumak o bölgelerdeki Osmanistlere kalan bir iş.
…Tapu kadastro arşivinde 7-8 ay kadar çalıştım. Tahrir defterlerini yeni harflere çevirme vazifemiz vardı. Genç kuşak araştırmacıların eskinin tapu sicil muhafızları ve mal müdürleri kadar rahat okuduğunu, hatta daha da rahat okuduklarını gördük. Osmanlı medeniyetinin bugünkü Osmanistlerden daha iyi insan yetiştirdiğini ve bu nedenle uçurum doğduğunu iddia edemem.
…Osmanlı basılı mirası 30 bin başlıktı. Bu büyük bir hazine değildir. Baskıya hazırlanamayan ve verilemeyen elyazmaları ise bir hazinedir. Ama bunları değerlendirmek babında, yeni neslin çektiği sıkıntılar kadar eskilerin çektiği sıkıntılar bellidir. Bu dönülmeyen bir kullanımdır, zaruridir. Zira Türkçe gibi sekiz tane sesli harfin kullanıldığı ve telaffuz edildiği bir dili, Arap harfleriyle yazmak mümkün değildir. Eski metinlerdeki yer isimlerini ve şahıs isimlerini çözmekte hâlâ güçlük çekiyoruz.
…Bu harflerin değişimi hızlı okuma yazma öğrenme zorunluluğu olan nesiller için şarttı. Tanzimat döneminde bile Arap harfli Türkçede imla değişiklikleri yapıldı. Şemsettin Sami ve Kırımlı Gaspıralı İsmail’in alfabesi böyledir. Azerbaycanlı Mirza Fethali Ahundov ise 19. asrın ortasında toptan Latin harflerinin kabulünü önermişti. Kimse de kendisini taş ve sopayla kovalamadı. Hatta Tanzimat’ın akil devlet adamları projeyi kabul etmeseler de hürmet gösterip hazrete bir Mecidi Nişanı verdirttiler.